• 07 Aralık 2017, Perşembe 7:27
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

DİNİMİZ AÇISINDAN ORGAN BAĞIŞI VE NAKLİ (4)

Halkımızın organ nakli ve bağışı konusunda en çok tereddüt ettiği konuların başında cismani haşr inancı, organların sorumluluğu ve kıyamet günü şahitliği meseleleri gelmektedir. Bu hususlara da kısaca temas edelim.

İslâm bilginlerinin ve kelamcıların çoğunluğu, ahirette haşrin cismani olacağı, insanın ruh ve bedeniyle birlikte diriltilip böylece haşrolacağı, hesaba çekileceği, ceza veya mükâfata muhatap olacağı görüşündedir. Kur’an-ı Kerim âyetleri de bunu doğrular mahiyettedir. (bkz. Tâhâ, 20/55); Hac, 22/5–7; Yâsin,36/78–79; Kıyàme, 75/3–4)

Âhirette haşrin cismani (bedeni) olacağı inancının, organ naklinin tereddütle karşılanmasında kısmen de olsa etkisi vardır. Ancak konu yakından incelendiğinde organ naklinin cismani haşir inancını zedeleyen bir yönü bulunmadığı, nakledilecek organın, tekrar asıl sahibine döneceği ifade edilebilir.

Nitekim organların toprakta çürümesi, yanıp kül olması, hayvanlar tarafından parçalanıp yenmesi de onun tekrar asıl sahibinde haşrolunmasına engel değildir. Gerçekten Kur’an-ı Kerim’de, ahirette insanın bütün organlarının en ince ayrıntıya kadar toplanacağı belirtilmektedir. (bk. Kıyàme,75/3–4) Bu ve benzeri delillerden yola çıkan İslâm bilginleri de herkesin asli parçalarının kendisiyle haşrolacağı görüşündedirler.

Takma organın yeni sahibinde sevap veya günah işleyen bir kişinin parçasını oluşturması da tamamen bu yeni sahibiyle ilgili bir konudur. Çünkü sorumlulukta aslolan iradedir. Sorumlusu da organları kullanan şahıstır.

Kıyamet gününde organların şahitliği meselesine gelince, bu husustaki ayet ve hadisler, organların ahirette lisan-ı hâl ile konuşacağı şeklinde anlaşılabileceği gibi, Allah’ın huzurunda insanın hiçbir mazeret ileri sürme ve yalan beyanda bulunma imkânının olmayacağı, her şeyin apaçık ortada olacağı anlamında da yorumlanabilir.

Bu konudaki ayetler (Nûr,24/24; Fussilet,41/19,21,22) gerçek anlamında alınsa bile, yine organ nakline engel bir delil teşkil etmez. Çünkü her şey Allah’ın bilgisi dâhilindedir ve organlar her bir bedende bulundukları süre içinde olup bitene şahitlik edebilirler.

Konuya genel olarak dini sorumluluk esasları açısından bakıldığında ise, öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, duygu, düşünce, akıl, inanç gibi manevi, rûhî özellikler, organların biyolojik yapısına bağlı olmadığından, organ nakliyle kişilik transferi olmamaktadır.

Diğer taraftan İslâm, dini, cinsi, milliyeti, rengi, dini, konumu ne olursa olsun her insana, insan olarak bakmış ve eşit bir yaşama hakkı tanınmıştır. Şu halde, organ veren kimsenin veya organ verilen şahsın, fâsık yahut gayri müslim olması gibi şahsî durumlarından ötürü diğer tarafın dinen sorumlu olabileceğinin ileri sürülmesi de doğru olmaz.

İslâm tedaviye önem vermiş, her insana tedavi olmada eşit haklar tanımış, bir insana hayat vermeyi bütün insanlığa hayat verme mesabesinde görmüştür. (Maide, 5/3) Buna göre, organ nakli açısından müslüman ile gayr-i müslim, dindar ile fâsık ayırımı yapılması doğru olmaz. Kaldı ki, doğruya hidayet eden de, eceli takdir eden de Allah’(c.c.)tır. Sorumlulukta herkesin kendi hür iradesi esastır. Bu sebeple, müslüman veya dindar olmayana organ vermenin, onun günah işlemesine yardımcı olmak veya ömrünü uzatmak olarak değerlendirilmesi İslâm’ın bu konudaki genel esasları ile bağdaşmaz.

Yüce Allah(c.c.) Kur’an-ı Kerim’de:

“Kim bir kişiyi ölümden kurtarırsa sanki bütün insanları kurtarmış gibi sevap kazanır.” (Maide,5/32) buyurmuştur. Sevgili Peygamberimiz(s.a.v.) de bir hadis-i şeriflerinde:

Allah katında amellerin en üstünü, bir mü’minin gönlüne sürur vermek, onu sevindirmektir”(1) buyurmaktadır.

Bildiğiniz gibi, günümüzde bazı hastalar ancak kan, doku ve organ nakli ile tedavi edilebilmekte; aksi halde bunlar ya hayatlarını kaybetmekte veya sıkıntı içinde ömürlerinin sonunu beklemektedirler. Böyle bir kişinin sağlığını kurtarmak, ona yeniden hayat kazandırmak büyük bir sevaptır. Ölümünü beklerken, yeniden hayata dönen bir insanın, sevincine ve kurtuluşuna vesile olan kişiye duyduğu sonsuz minneti ve duaları, elde edilebilecek en büyük mutluluktur.

Dipnot:

1-Suyûti, el-Câmus-sağir, (Şerhi Feyzul-Kadir ile birlikte) 1/167,Hadis No: 200, Mısır, 1356/193


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık