• 08 Mart 2015, Pazar 0:00
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

Çanakkale Zaferinin Sonuçları

İtilaf devletlerinin başarısızlığı ile sonuçlanan Çanakkale muharebeleri I. Dünya Savaşının seyrini değiştirip uzamasına sebep olduğu gibi, Çarlık Rusyası’nın çöküşünü de hazırlamış ve İngiltere’de hükümet değişikliğine yol açmıştır.

Türk milleti bu savaşta çok sayıda yetişmiş insanını kaybetmesine rağmen (Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı’nın resmi kayıtlara dayanarak tesbit ettiği şehit sayısı 213.882’dir.) kendisine has bir  kahramanlık örneği sergileyen ordusu sayesinde, Balkan Savaşından kalma ezikliği üstünden atarak büyük bir askeri başarı kazanmıştır. Bu zafer bütün İslâm dünyası ve ezilmiş milletler için yeni bir ışık olmuştur.

Ayrıca Çanakkale muharebeleri bir çok şâir ve yazara ilham kaynağı olduğu gibi çok sayıda Türk ve yabancı devlet adamının hatıraları içinde de yer almıştır.(1)

Anadolu’nun bağrından kopup gelen bu aslan, yiğit Mehmetçikler, vatanın bir karış toprağını düşmana vermemek için canlarından can vermeye Çanakkale’ye koşarak geliyorlardı. Seddülbahir’de top sesleriyle ezan sesleri birbirine karışıyordu. Kahraman Mehmetçikler ve Ayşecikler ölümden hiç korkmuyorlardı. Ölüm onlar için Yüce Allah’a kavuşmaktı. Âdeta aşığın maşuğuna kavuşması gibiydi.

Mehmet Çavuş’un tüfeğinin sapı kırılmış, mermileri tükenmişti. Ama yüreğinde tükenmeyen bir inanç bir iman gücü vardı. Mehmetçiğin bu tükenmez iman gücü onun yüce ruhunda meşaleleşiyordu. Bu yüz binlerce meşale, Çanakkale boğazının bir ucundan öbür ucuna kadar gökkuşağı gibi, bir ateş çemberiyle sarıyordu. Bu durum düşmanın cesaretini kırıp, yüreğine korku salıyordu. Kahraman Mehmetçiklerin, Kahraman Ayşeciklerin bu yüksek ruh gücü, Türk ordusunu zafere ulaştırmıştı.

Mehmetçiğin bu inanç ve iman gücünü onlarla birlikte yaşayan, gören, bilen Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK, bu yüksek ruh halini “bomba sırtı olayı” ile bize şöyle anlatır: “Karşılıklı siperler arasında mesafe sekiz metre. Yani ölüm muhakkak! Birinci siperdekilerin hiçbiri kurtulmamacasına şehit düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerlerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir çekince bile göstermiyor. Sarsılma yok.  Okuma bilenler Kur’an-ı Kerim okuyor, cennete girmeye hazırlanıyor; bilmeyenler ise kelime-i şehadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, dünyanın, hiçbir askerinde bulunmayan tebrike şayan bir örnektir. Emin olasınız ki, Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur. (14 Mayıs 1915) (2)   Atatürk’ün bu anlatımından anlaşılıyor ki, Çanakkale savaşını kazandıran bu yüksek iman, bu yüksek ruhtu.

İngiliz kuvvetleri komutanı General Hamilton Mondros’taki karargahında basın mensupları ile bir toplantı yapıyor. Gazeteciler; Osmanlı Devleti’nin o günkü fakirlik ve imkansızlıklarını bildikleri için şöyle derler: “Türklerin hali, fakirliği ortadadır. Acaba iyi bir bildiri hazırlansa, dense ki, dostça davranılacak... itimat telkin edilse,  iyi bir akşam yemeği verilecek ve her bir askere 50 Şilin ödenecek....” Hamilton bu öneriye şöyle cevap verir: “Bu dünyada dini ve vatanı için tartışmasız ölebilecek tek millet Türklerdir”. Yine Hamilton, hatıralarında, şöyle yazmaktadır: “Bu gün 90 bin piyade mermisi yaktık, 1800 şarapnel attık. Aylardan beri Türk ordusunu hırpalamaya çalıştık. Ey Tanrım! Bu Türkleri inandıkları Allah’tan ayırmak için başka ne yapılabilir?” (3)

Alman Mareşali Liman Won Sanders: “Bir asker  için mutluluk denen bir şey varsa, Türklerle omuz omuza savaşmaktır, diyebilirim. Fakir insanlardı; buğday kırığından yapılmış çorba en önemli yemekleriydi. Sağlıksız su içerlerdi. Çamur barınaklarda yatarlardı. Fakat en modern silah ve araçlarla donanmış düşmanlarına karşı aslanlar gibi savaşırlardı... Bu insanların kalplerinde sadece ve sadece ulvi bir vatan sevgisi vardı. Ölüme, onlar  kadar gülümseyerek giden bir millet daha görmedim.” (4)

Çanakkale Zaferi kadınıyla-erkeğiyle bütün bir milletin zaferidir. Kadınlar da bu savaşta büyük kahramanlıklar göstermişlerdir. Binlerce Türk kadınından bir tanesinin öyküsünü “The Age” adlı bir Avustralya gazetesi 8 Eylül 1915 tarihinde yayımlamıştır. Buna göre; J. C. Davies adlı asker annesine yazdığı mektupta şöyle demektedir: “Vurulduğum 18 Mayıs günü keskin nişancı bir Türk kızı vardı. Güzel, iri yapılı ve 19-21 yaşları arasında görünüyordu. Günün uzunca bir bölümünde sürekli olarak ateş etti. Birçok adamımızı vurdu. Gün bitiminden önce Avustralyalı bir asker tarafından vurulunca gene de üzüldüm. Ölüsünü ele geçirdiğimizde yanında bir Türk erkeğinin cesedini bulduk. Kadının vücudunda 52 kurşun vardı. Bu savaş korkunç!” (5)

Gayeleri sadece mübarek vatanlarını, mukaddes değerlerini korumak ve bu uğurda gerekirse canlarını seve seve vermek olan insanlara Yüce Allah’ın yardımı yetişecektir. Kur’an-ı Kerim’de de bu vaat edilmekte ve şöyle buyrulmaktadır: “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.” (6) Çanakkale savaşında da Cenab-ı Hak bu necip milletten yardımını esirgememiştir.

Bu konuda, savaş süresince ilginç olaylar yaşanmıştır. İşte bunlardan bir örnek:

Düşman gemilerinden atılan mermilerden biri Seyit Onbaşının tabyasına isabet eder. Müthiş bir gürültü ile cephanelik infilak eder. Erlerin çoğu büyük bir basınçla dört bir yana dağılır. 14 er şehit olmuştur, 24 er de ağır yaralıdır. Tabyada ilk kendine gelen Balıkesir-Edremit, Çamlık Köyünden Seyit olur. Az ilerisinde baygın yatan arkadaşı Niğdeli Ali’yi görür. Ona yardım eder. Kendine gelen Ali sorar:

-Arkadaşlar?

-Arkadaşlar mertebesini buldular. 14 şehidimiz, 24 yaralımız var. İşe yarar sen ve ben varız.

-Ya Gemiler Seyit?

-Seyit bir koşu Boğaz’a bakar. Bakar ama gözlerinde bir başka mana vardır. Seyit’in “Bana yardım et” der arkadaşı Niğdeli Ali’ye. Ama Ali o kadar halsizdir ki, elini bile kaldıramaz. Bu sefer kendi gider, 215 okkalık (275 kilo 600 gr) mermiyi kavrar. Öyle hırslıdır ve öyle kendinden geçmiştir ki, Seyit bir yandan tekbir getirir, bir yandan da mermiyi sırtlanır. Altı basamak çıkarır, namluya sürer. Mermi, Ocean’ın (İngilizlerin en büyük zırhlılarından) arkasında denize düşer. Bir daha dener, bu kez mermi geminin önüne düşer. Üçüncü kez mermiyi alır, altı basamak çıkarır. Bir yandan da dualar ederek namluya sürer. Mermi, ağır yaralı olan Ocean’ın güvertesine düşer. Niğdeli Ali gözlerine inanamaz. “Vurdun arkadaşım koca gemiyi vurdun” der. Seyit ise: “Allah’ın izniyle vurduk kardeşim” der. Gider bir zeytin ağacının altına oturur.

Albay Cevat Bey, akşam olunca birliğin olduğu yere gelir ve Seyit’in kahramanlığını duyar. Alman subayların  huzurunda tekrar mermiyi kaldırmasını ister, ama Seyit yerinden bile oynatamaz. Bunun üzerine şöyle der: “Düşman gemileri geliyor olsa yine kaldırırım. İnanınız, gemileri gördüğümde dünyayı bile kaldırabileceğimi düşündüm” der.(7)

Dipnotlar:

1-DİA,’’Çanakkale Muharebeleri’’VIII/207,208.

2-Yeşilay Dergisi,Atatürk Anlatıyor,Yıl:Eylül1999,Sayı:790,s.32.

3-Mehmet NİYAZİ,Kınalı Kuzu,Tarih ve Medeniyet Dergisi,Yıl:Nisan1997,Sayı:37.

4-Mehmet CAN,Çanakkale Görülmeli,Tarih ve Medeniyet Dergisi,Yıl:Mart 1999,Sayı:60,s.5.

5-Çanakkale Şehitleri Tanıtım ve Araştırma Derneği,2004 Yıldönümü Yayını,İzmir2004,s.6.

6-Muhammed,47/7

7-İsmail BİLGİN,Türk Edebiyatı Dergisi,Yıl:Mart 2004,Sayı:365,s.63.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık