• 18 Ekim 2015, Pazar 0:00
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

Camiler haftası ve din görevlileri

 

Camiler, bulundukları beldenin Müslüman beldesi olduğunun simgesidir. Bir beldeye gidildiğinde, ma’bedlerinden o belde halkının hangi dine mensup oldukları anlaşılır. Bu mânâda, gökyüzüne uzanan minareleriyle camiler, İslâm’ın o beldedeki simgesi ve ülkenin tapusudur. Şâir bunu ne güzel ifade eder:

            Mevlâ’dan bize ses vermede hep cedlerimiz

Mânevi bekçisidir yurdumuzun ulu ma’bedlerimiz.

 

Yazımızın bu haftaki bölümünde biraz da din görevlilerinin topluma verdikleri hizmetlerinin önemini belirtelim.

 

Din, fertleri yüce duygu, ortak bilinç ve vicdan etrafında birleştiren bir âmil olduğu gibi toplumları yaşatan, yükselten, onların gelişmesini sağlayan bir kurumdur.

Din görevlileri de bu duyguyu sürekli ayakta ve canlı tutan, toplumu iyiye hayra ve güzele yönlendiren, kötülüklerin ve çirkinliklerin önlenmesi için uyarılarda bulunan hizmet erleridir.

“Alimler, peygamberlerin varisleridir” fehvasınca, İslam’ın ilk yıllarından beri din adamları, irşad görevini aksatmadan yerine getirmişlerdir.

Devletlerin kurulmasında, din görevlileri, üzerlerine düşen görevi yapmaya çalışmışlar ve halkı, kurulacak devleti desteklemeye ve çalışmaya teşvik etmişlerdir.

Nitekim Osmanlı Devletinin kuruluşunda, devletin kurucusu Osman Gazi’nin yanında Şeyh Edebali, Dursun Fakîh vs. gibi din adamlarının fikir ve irşadlarıyla, yer aldıklarını görüyoruz.

Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Gazi, Şeyh Edebali’ye  büyük değer vermiş ve ona saygıda kusur etmemiş; oğlu Osman Gazi’ye de ölmeden önce şu vasiyeti bırakmıştır:

 

Bak oğul!

Beni kır, Şeyh Edebali’yi kırma.

O bizim boyumuzun ışığıdır.

Terazisi dirhem şaşmaz,

Bana karşı gel, ona karşı gelme.

Bana karşı gelirsen üzülür incinirim

Ona karşı gelirsen, gözlerim sana bakmaz,

Baksa da görmez olur.

Sözümüz Edebali için değil,

Senceğiz içindir.

Bu dediklerimi vasiyyetim say.

Yakın tarihimizde Anadolu’nun düşman işgalinden kurtarılması ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasında da, din adamlarının çok önemli katkılarının olduğuna şahit oluyoruz. Şöyle ki:

 

 

 

Avrupa, Anadolu’nun 1071’de Alparslan tarafından fethedilmesini, daha sonra da Türkleşmesini ve Müslümanlaştırılmasını bir türlü içine sindirememiştir. Bu yüzden Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) sonrasında Batı, hemen faaliyete geçti. İç ve dış ihanet odakları elele vererek, nihayet 9 asır süren bir mücadelenin sonunda anayurdumuz, Anadolumuz, İngilizlerin, Fransızların, İtalyanların ve Yunanlıların işgaline uğramıştır.

Böyle bir anda milletin ruhunda ve benliğinde mevcut olan direnme gücünü ateşleyen, müftüler ve din adamları, Milli Mücadele fikrinin doğuşunda önemli bir faktör olmuşlardır. Ölüm-kalım mücadelesinin ilk günlerinde, Mustafa Kemal Paşa’nın ifadesiyle: “… fikirlerde karışıklık vardı, halk hakiki vaziyeti anlamamıştı. Pek çok din adamı hakikati halka izah ettiler… doğru yolu gösteren vaaz ve nasihatlerden sonra herkes çalışmaya başladı.”

Bu cümleden olarak, İzmir’in işgalinden sadece dört saat sonra düzenlediği mitingte, “işgal edilen memleket halkının silaha sarılması dini  bir görevdir” diyen Müftü Ahmet Hulusi Efendi’nin etrafında Denizli’liler hemen birleşmişlerdir.

Din adamları Milli Mücadele kıvılcımını ateşlemekle kalmadılar. Kimileri ellerinde silah, beldelerini de korumuşlardır. Örneğin, Isparta’da Hafız İbrahim Efendi, DEMİRALAY; Afyonkarahisar’da da Hoca İsmail Şükrü, ÇELİKALAY adlarında gönüllülerden alaylar teşkil etmişlerdir.

Öte yandan hiçbir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yoktur ki, onun içinde veya başında bir din adamı bulunmasın. Bilindiği üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu kuruluşların üzerine bina edilmiştir. Yine Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Anadolu topraklarına ayak bastığında, O’nu karşılayanların başında din adamları ön saflarda yer almışlardır.

Kısaca ilk direniş fetvasını veren ve teşkilatını kuran Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi, İzmir’in işgaline şiddetle karşı çıkan İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi, Mustafa Kemal Paşa’ya: “Paşam! Bütün Amasya emrinizdedir” diyen Amasya Müftüsü Hacı Tevfik Efendi, Milli Mücadele’nin meşru olduğuna dair fetva veren Ankara Müftüsü M. Rifat Efendi ve daha niceleri, Mustafa Kemal Paşa’nın “Ya İstiklal, ya ölüm” parolası etrafında birleşmişlerdir.([1])

Din adamları, mabedlerde halkın Allah’a karşı kulluk görevlerini yerine getirirken onlara yardımcı olmaktadırlar.

Onlar halkın, nişan, düğün, sünnet gibi sevinçli günlerinde onların neşe ve sevinçlerine ortak olmaktadırlar. Yine onlar, cenaze, felaket, kaza gibi üzüntülü günlerinde milletimizin yanında olmakta, üzüntülerini paylaşmaktadırlar.

Camiler haftasının milletimiz ve teşkilatımız için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz eder, bütün din görevlilerimize sağlık, âfiyet ve muvaffakiyetler dilerim.

 

 

 

Dipnot:

1- Doç. Dr. Ali SARIKOYUNCU, Milli Mücadelede Din Adamları, D.İ.B. Yayını, Ankara, 1997, s. 11-12.

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık