• 17 Ocak 2019, Perşembe 8:47
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

Bid'at ve Hurafelerle Mücadele Edilmeli?

Bid'at ve hurafelerle mücadele konusunda İslâm âlimlerinin bir kısmı fitneye sebep olabileceği endişesiyle müsamahalı davranmayı uygun bulurken, genellikle selef âlimleri özellikle Hanbeli gruplar ve İbn Teymiyye, bid’atlara karşı sert bir tutum sergilemişlerdir.

İbn Teymiyye yaşadığı asrı sünnetten uzaklaşan ve bidatlere dalan bir çağ olarak nitelendirmekte ve bidatlerle en sert şekilde mücadele etmenin gerektiğine inanmaktadır. Vahhabilik hareketinin bidatlarla mücadele konusunda İbn Teymiyye'nin katılığını daha da artırdığını söylemek mümkündür. Ancak bu katı tutum bir taraftan bidatle mücadele alanında başka bir aşırılığı gündeme getirmiş, diğer taraftan Müslümanları sünnet çerçevesinde birleştirmek yerine bidatçıların kendi mezheplerine olan taassuplarını körüklemiştir. İslâm âlimlerinin çoğunluğu bidatla mutlaka mücadele edilmesinin lüzumuna inanmakla birlikte bu mücadelede katılığa başvurmayıp çeşitli ikna yollarıyla bidatların ortadan kaldırılmasını uygun bulmaktadır.

Katip Çelebi, halk arasına yerleşen bidatları ortadan kaldırmanın çok zor olduğunu, bu  konuda din ve devlet adamları tarafından gösterilen gayretlerin boşa gittiğini, bu sebeple bidatlara ve bidat ehline karşı yürütülecek mücadelenin müsamahalı olmasının gerektiğini belirtmektedir.(1)

Katip Çelebi'nin de bahsettiği gibi, bidat ve hurafelerle mücadele konusu, Kamu Kurum ve Kuruluşlarını ve toplumun bütün kesimini ilgilendiren bir konudur.

Bidat ve Hurafelere Karşı Alınması Gereken Tedbirler

1- Toplum fertlerini inanç boşluğundan kurtarmak, onlara İslâm'ın gerçek inanç sistemini tanıtmak. Hurafe, sahih inancın, geçerli imanın bulunmadığı ortamda ancak yeşerir, filizlenir. İnsanın inanç dünyasında hurafenin yer bulması, sahih ve nezih itikadın bulunmamasından veya sağlam yer tutmamasından kaynaklanır. Su kapları misali, boş kap mutlaka doldurulur. Nezih itikattan boşalan yere ancak hurafeler gelebilir.

İnanan insanın veya öyle olması gereken insanın yücelmesi nezih, temiz, şahsiyetine uygun bir itikatla ancak mümkündür. Çünkü İslâm Dini, İnsan aklını evham ve hurafelerin pisliğinden temizler, birtakım zanlara tabi olmaktan men eder. Cehaleti en büyük düşman bilir, ilim ve fenni teşvik eder. Gerçeği arayıp bulmayı emreder. Efsaneleri, bid'at ve hurafeleri tamamen zemmeder. Bütün ilahi hükümlerde akla hitap eder.

2- Bid’at ve Hurafelerin cazibesine kapılmamak için, sağlıklı bir din eğitimi ve öğretimi gerekir. İstikbalde neler olacağını öğrenme merakının temelinde eğitim-öğretim yetersizliği ile inanç zayıflığı yatmaktadır. Akıllı bir şekilde düşünülürse imanı bütün, kendine güveni tam olan insanların, hayatlarında karşılaşacakları, problemler ve belirsizlikler, sabır, metanet, inanç ve tevekkül gibi İslam’ın ruhunda mevcut olan güzel hasletlerle belli bir zaman dilimine yayılarak giderilebilir.

3- Müslümanlara düşen önemli bir görev de, sağlam ve eleştirici bir tarih şuuruyla geçmişlerini ve kültür miraslarını ciddi tetkiklere tabi tutarak araştırmalara girişmek; yabancı kültürleri taklitten ve hurafelerden arınıp yeniden yaratıcı ve hamleci vasıflarına kavuşmaktır. Bunun ise bir tek yolu vardır: Sağlam metotlara dayalı araştırıcı tarih şuuruna sahip, ciddi araştırmalar yapabilecek yeni nesiller yetiştirmektir.(2)

4- Bid'at ve hurafeler konusunda halkı aydınlatmak bakımından din görevlilerine de önemli bir görev düşmektedir. Onların yalnız sağlam bir din eğitimi almış olmaları artık zamanımızda yeterli olmamaktadır. İçinde yaşadıkları çağı ve dünyayı, hem İslam dünyasını hem onun dışındaki dünyayı iyi tanıyan, meselelerini takip edebilen, geniş bir genel kültüre sahip ve ayrıca modern eğitim metotlarını çok iyi tanıyan kişiler olmaları gerekir.

Türkiye’deki din görevlilerimiz, vaaz ve hutbelerinde ve bir kısım yaptıkları yazılı yayınlarda, sadece hurafelere karşı çıkmışlar, uzun listeler vererek, bunların İslâm’la ilgisi bulunmadığını söylemekle yetinmişlerdir. Bu yolun pek faydalı olacağını sanmıyorum. Kanaatimce önemli bir metot hatası işlenmektedir. Bu hata, bid'at ve hurafe denilen halk inançlarının, mahiyetlerini, köklerini tanımamak, onların toplum içindeki fonksiyon ve rollerini hesaba katmamaktır. Bu ciddi ve bilimsel bir meseledir.

Modern sosyolojik ve antropolojik araştırmalar şunu ortaya koymuştur ki, hurafe ve bidatler (efsaneler, mitoloji, menkıbeler, başka inançlar vs.) toplumların, insanların durup dururken iş olsun diye ortaya attıkları tesadüfî bir takım inanç ve adetler değildir. Genellikle ürünü oldukları toplumun dünya görüşünü, sosyal yapı teşkilatlanmasını, ahlâk ve değer yargılarını izah ve temsil ederler. İşte din görevlilerinin önce onlara bu açıdan yaklaşmaları ve dikkatle inceleyip analiz etmeleri gerekir. Bunu yapmadan onları ortadan kaldırıp, İslâm’ın yüksek esaslarını gereği gibi kavratabilmeleri kesinlikle mümkün değildir. Her asırda gelen ve dini anlayışı ihya etmek konusunda önemli hizmetler gerçekleştiren ıslahatçı bilginlerin çalışmalarının dikkatle araştırılması gerekir.(3)

5- Falcılık, büyücülük ve gaibten haber verme gibi, dinin tecviz etmediği şeyleri yasaklayan ve yukarıda zikri geçen kanun işletilmeli, caydırıcılığını artırıcı yeni düzenlemeler yapılmalıdır.

6- Yurdumuzda her alanda olduğu gibi, dini alanda da yayınların her geçen gün artan bir tempoyla çoğalması, dini yayınların tür ve miktarının gözle görülür bir şekilde artış göstermesi ve grafiğinin günbegün yükselmesi sevindirici bir gelişmedir. Ancak doğruluk, sıhhat, samimiyet ve verim bakımından hepsinin aynı kategoride olduğunu söylemek mümkün değildir. Çekici adlar ve göz kamaştırıcı kapaklarla piyasaya sürülen bir kısım yayınların boş, bir kısım yayınların da nahoş olduğu ehlince bilinmektedir. Ayrıca hakikatlerden çok hurafelere yer veren; yenilik yapayım derken yersiz görüşlere yönelen ve toplumda tutunmak için tavizkar tavırlar takınan şahısların eserlerinin az olmadığını söylemek, acı da olsa bir gerçeği dile getirmek olur.

Basın ve fikir hürriyeti, herkesin düşüncesini serbest olarak dile getirmesine imkan tanır. Ancak hürriyet, başkasının hürriyetini ihlal edecek şekilde sınırsız ve sorumsuz olmamalıdır. Düşüncelerin ifade edilmesi, diğerlerini yanıltmaya yönelik olmamalıdır. Bu itibarla dini alanda neşredilen eserlerin denetlenmesi ve uygun olmayanların yayınının önlenmesi için kanuni düzenlemelere ihtiyaç vardır.

Dipnotlar:

1- Katip Çelebi, Mizanü'l-hak, s.72-73; T.D.V İslam Ansiklopedisi, C.6, s.13

2- Pof. Dr. A.Yaşar OCAK; a.g. makale

3- A.Yaşar OCAK; a.g. makale


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık