• 14 Haziran 2018, Perşembe 9:37
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

Bayramlar da Sevinç ve Neşe

Bilindiği gibi bayram, sevinç ve neşe günü demektir. Ötedenberi, her milletin birçok millî günleri, târihî hâtıralarını canlandıran bayramları bulunmaktadır. Aynı şekilde bir dine mensup kimselerin de dinî günleri ve dini bayramları vardır. Bayramlar, inananlar üzerinde çok müsbet tesirler meydana getirir, dini şuur ve duygularını kuvvetlendirir. İnsanlara yeni bir heyecan ve çalışma zevki kazandırır.

Bayramların, millî ve dinî duyguların, inanışların pekişmesi, taze ve canlı tutulması fonksiyonu yanında, toplumun birlik ve beraberliğini sağlamada ve bunun bireylerin bilincinde yer etmesinde de büyük önemi vardır. Gerçekten dinî bayramlar, insanlar arasında kaynaşmanın, dostlukları ve ahbaplıkları ilerletmenin bir yolu olarak belli bir öneme sahip oldukları gibi, dinî his ve şuurun sosyal hayatta tazelenmesinin de bir vesilesidir.

Hz. Peygamber’in bayram günleri ve bu günlerin mâhiyeti hakkında şöyle bir hadisleri vardır:

“Arefe, Kurban ve Teşrik günleri biz Müslümanların bayramıdır. Bu günler yeme, içme günleridir.”( Ebû Dâvud, Savm, 49; Tirmîzi, Savm, 59.)

 Hadiste açıkça belirtilmektedir ki, bayram günleri yeme, içme ve ikram günleridir. Bunun için oruç tutmak senenin her gününde caiz olduğu halde, Ramazan Bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının birinci gününden itibaren dört günü tahrîmen mekruhtur.( El-Cezerî, a.g.e. ,C.1, s. 559.)

Kurban bayramının arefe ve bayram günleri, İslam dünyasının en seçkin günleridir. Çünkü arefe günü, dünyanın her tarafından gelen hacı adayları Arafat’ta toplanarak Allah’a yönelmekte ve O’ndan af ve bağış dilemektedirler. Arafat hayatı, İslam’ın birlik ve kardeşliğe verdiği önemin bir simgesidir.

Bayram günleri mutlak ve hâlis ibâdet günü olmadığı gibi, katıksız eğlenme günü de değildir. Bu iki hususu bir arada toplayan günlerdir. Bayramları, ibâdet ve taatten tecrit edip, sadece oyun, eğlence, zevk ve safâ günü olarak anlamak yanlış olduğu gibi, meşru oyunlardan ve mubah eğlencelerden soyutlayarak sırf bir ibâdet ve taat günü olarak anlamak da hatalıdır. Çünkü insanın manevî varlığı yanında, maddî varlığının da ihtiyaçları vardır. İbadet ve tatlarla ruh, kalp vb. manevî varlığımız tatmin edildiği gibi, çeşitli ikram ve ziyafetlerle, belli ölçüler içinde yapılan meşru oyun ve eğlencelerle de maddî varlığımız tatmin edilmiş olur.

Meşrû sınırlar içinde yapılan oyun ve eğlenceler, bayramların özünde mevcuttur. Nitekim Hz. Peygamber, düğünlerde olduğu gibi, bayramlarda da eğlence ve oyuna karşı çıkmamış, hatta bunu teşvik etmiştir. Konuya ışık tutacak iki hadisi burada zikredelim:

Hz. Aişe şöyle rivayet eder:

 “Kurban bayramının ilk üç günlerinden birinde idi. Rasulullah (s.a.) yanıma geldi, karşımda Buâs ezgilerini def çalarak okuyan iki kız vardı. Yatağına uzanmış ve mübarek yüzünü çevirmişti. Derken içeriye Hz. Ebu Bekir girdi. “Bu ne hal? Allah Rasulü’nün yanında şeytan mizmarı öyle mi?” diyerek beni azarladı. Bunun üzerine Rasülullah (s.a) ona dönerek: “Onlara dokunma ey Ebu Bekr! Her milletin bayramı vardır. Bu da bizim bayramımızdır.”    (Buhâri, Îdeyn, 2, 3; Müslim, Îdeyn, 16.) buyurdu.

 Yine bir bayram günü Hz. Aişe’nin, Habeşlilerin Mescid-i Nebevi’de harbeleri ile kalkan mızrak oyunu oynadıkları bir sırada onları seyretmek için izin istemesi üzerine Hz. Peygamber ona muvafakat etmiş ve “Tamam, yeter” deyinceye kadar beraberce bu oyunu seyretmişlerdir. (Buhâri, Îdeyn, 2; Müslim, Îdeyn, 19.)

İslam dini, her konuda itidali (orta yolu) emir ve tavsiye eder. Mü’min olmak, fert ve aileleri mutluluğa götüren meşru yolları tıkayarak, dünyayı zindan haline getirmek değildir. Anne ve babaya yakışan, bayramları aile ve çevresindekilerle neşe ve zevk içerisinde geçirmeyi gerçekleştirmeye çalışmaktır.

Bayram günleri barış ve sevinç günleridir. Dargınlık dinen yasaktır. Elbette bir arada yaşayan aile ve toplum fertleri arasında anlaşmazlıklar, sürtüşme ve tartışmalar olabilir. Bu gayet normaldir. Ama bunları dargınlık safhasına vardırmamak gerekir. Bilhassa akrabalar, sıla-i rahim denilen ziyaret bağı ile aradaki bağlarını kuvvetlendirmelidirler. Hz. Peygamber, mü’minlerin üç günden fazla dargın durmalarının uygun olmadığını belirterek şöyle buyurmuşlardır.

“Bir Müslümanın diğer müslümana üç günden fazla dargın durması helâl olmaz.”               (Buhâri, Edeb, 57, 58; Müslim, Birr, 23, 24; Ebû Dâvud, Edeb, 47.)

Bayram günleri toplum şuuru bütünleşir. Toplum fertleri birbirleriyle sevişip kaynaşır. Hayatın bitmek tükenmek bilmeyen sıkıntıları içinde bunalan, bitkin ve yorgun hale gelen insanları bayramlar dinçleştirir. Ve çalışma azimlerini artırır.

Bayramlar, sosyal dayanışma ve barış şuurunun fertlere kuvvetle hâkim olduğu günlerdir. Dargınların kucaklaşması, aralarında kin, nefret bulunan kabile, âile ve şahısların, düşmanlık ve husûmet duygularının sevgiye dönüşmesi, küçüklerin büyüklere saygı, büyüklerin küçüklere sevgi göstermesi, hastaların ziyaret edilmesi, verilecek küçük hediyelerle çocukların gönüllerinin alınması, hısım ve akrabanın bir kere daha yeniden kaynaşması, genellikle bayram günlerinde mümkün olmaktadır.

Bu duygularla hepinizin bayramını tebrik ediyor, daha nice bayramlara sağlıkla, huzurla erişmenizi Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum. Mübarek Ramazan bayramının, ülkemize, İslam âlemine ve bütün insanlığa iyilik ve hayırlar getirmesini diliyorum.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık