);*} Allah’ın Arslanı Hz. Ali (k.v.) (2)
  • 29 Kasım 2018, Perşembe 8:40
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

Allah’ın Arslanı Hz. Ali (k.v.) (2)

Hicretin 2. yılının son ayında Hz. Peygamber (s.a.v.) onu kızı Fâtıma ile evlendirmiştir. Bu evlilikten Hasan, Hüseyin ve ölü doğan Muhsin adlı erkek çocukları ile Zeyneb ve Ümmü Külsüm adlı kız çocukları olmuştur. Hz. Ali, Hz. Fâtıma’nın sağlığında başka evlilik yapmamıştır.

Hz. Ali, Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber başta olmak üzere hemen hemen bütün gazve ve seriyyelere katılmış, bu savaşlarda Rasûl-i Ekrem’in sancaktarlığını yapmış ve bu savaşlarda büyük kahramanlıklar göstermiştir. Uhud’da ve Huneyn’de çeşitli yerlerinden yara almasına rağmen, Hz. Peygamber’i bütün gücüyle korumuştur.

Hz. Ali, Hz. Peygmber’e kâtiplik ve vahy kâtipliği yapmış, Hudeybiye Antlaşmasını da o yazmıştır. Evs, Hazrec ve Tay kabilelerinin taptıkları putlarla, Mekke’nin fethinden sonra Kâbe’deki putları imha etme görevi ona verilmiştir.

Hz. Peygamber vefât ettiğinde, cenâzenin yıkanması ve benzerî hizmetleri, vasıyeti üzerine Hz. Ali ile Rasûlüllah’ın yakın akrabasından Abbas, oğulları Fazl ve Kusem ile Usâme b. Zeyd yapmışlardır.

Hz. Ali, ilk üç halife döneminde ne bir idârî görevde bulunmuş, ne de yapılan savaşlara katılmıştır. Sadece Halîfe Ömer’in Filistin ve Suriye seyahati sırasında Medine’de askerî vâli olarak kalmış, Medine’de ikamet edip, dînî ilimlerle uğraşmayı, diğer görevlere tercih etmiştir. Kur’an ve hadis konusundaki derin ilminden dolayı hem Hz. Ebû Bekir’in hem de Hz. Ömer’in özellikle fıkhî meselelerde fikrine müracaat ettikleri bir sahabî olmuştur. Hz. Ömer’in zamanında, Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği günün İslâm tarihi için başlangıç kabul edilmesine dâir teklif de onun tarafından yapılmış ve kabul edilmiştir.

3. Halife Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra, Abdullah b. Ömer, Sa’d b. Ebî Vakkas, Muğîre b. Şûbe, Muhammed b. Mesleme ve Üsâme b. Zeyd’in de aralarında bulunduğu ashap Medine Mescidinde toplanarak yeni halife seçimine gitmişlerdir. Hz. Ali kendisine yapılan hilâfet teklifini orda bulunan Talha ve Zübeyr’e yöneltmiş, fakat yoğun ısrar üzerine bîatı kabul ederek 4. Halife seçilmiştir. (M.17 Haziran 656).(1)

Hz. Ali, dört yıldan biraz fazla süren halifeliği döneminde, devlet adamı olarak, çok önemli bazı icrââtı ile temâyüz etmiştir. Bunların başında onun özellikle savaşları sırasında ve sonrasında gösterdiği adâletli uygulamalarıdır. O, bütünüyle İslâm’ın ruhuna ve Kur’an-ı Kerim’in özüne dayanarak, Müslümanlarla girişilen bu savaşlarda, taraflarına sürekli olarak, karşı taraf savaşı başlatmadıkça, savaşa başlamamalarını, yaralılara saldırmamalarını; savaş sonunda savaş meydanında ele geçen at, silâh, malzeme ve benzerî şeylerin dışında hiçbir şeyin ganîmet sayılamayacağını ve esir alınamayacağını emretmiştir.(2)

Onun zamanında cereyan eden, İslâm tarihinin Cemel, Sıffîn, Nehrevan gibi talihsiz vak’aları sonunda göz yaşı dökerek muhaliflerinin iman ve hidayetleri için duâ etmiştir.

Tarihte Cemel Vak’ası adıyla meşhur olan ve Hz. Aişe’nin önderliğindeki ordu ile Hz. Ali ordusu arasında geçen savaş sonunda, Talha ve Zübeyr de dâhil olmak üzere pek çok müslüman ölmüştü. Bu savaşta ölenlere çok üzülen ve cenaze hizmetlerini bizzat yürüten halife Hz. Ali, Hz. Aişe’ye de büyük saygı göstermiş ve hanımlardan oluşan bir heyet refakatinde onu Medine’ye göndermiştir.(3)

Hz. Ali’nin adlî alanda sahabe arasında müstesnâ bir yere sâhip olduğu, sahabenin sözleriyle de tescil edilmiştir. Hz. Ömer’in bu konudaki sözü şöyledir: “Ebu’l-Hasan’ın (Ali’nin) bulunmadığı bir adlî ve fıkhî meseleden Allah’a sığınırım.” İbn-i Mesûd ise şöyle der: “Biz, dâima, Medineliler arasında fıkhî alanda en yetkili kişinin Ali olduğunu ifade ederdik.”

Hz. Ali, halifeliği döneminde bugünkü anlamda hapishane ve düzenli polis teşkilatını kurmuştur. Yine Hz. Ali zamanında muhâkeme usûlünde bazı değişiklikler olmuştur. Bunlar yemin kuralı ile şâhitlerin sorgulanması hususlarındadır. O, iddianın doğruluğu hakkında, dâvâcıyı yemîne zorlamış, şâhitlerin topluca sorgulanması yerine, ayrı ayrı sorgulamaya tâbi tutmuştur. Hz. Ali’nin, savaşa katılmadığı için fey (gayr-i müslim tebaadan alınan mal) mallarından kardeşi Akil’e bile pay vermediği rivayet edilmiştir.

Dipnotlar:

1-T.D.V. İslâm Ansiklopedisi a.g. madde, s. 371-372

2-FIĞLALI, a.g.e., s. 83. Bu konuda geniş bilgi için bkz. Ömer Rıza DOĞRUL, Asr-ı Saâdet; C:5, s. 53-123.

3-T.D.V. İslâm Ansiklopedisi, a.g. madde, s. 373-376


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık