• 13 Eylül 2018, Perşembe 8:54
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

AHİLİK (1)

Anadolu, Türkler tarafından fethedildikten sonra birçok defa Türk göçlerine kucak açmıştır. Bu göçlerle, Asya'nın büyük Türk şehirlerinden gelen sanatkâr ve tüccarlar, Anadolu'da bulunan yerli Bizanslı meslektaşlarıyla rekabet edebilmek için kendi aralarında teşkilâtlanmışlardır. Kurulan bu teşkilâta Ahi Birlikleri denir. Kelime olarak "Ahi" "kardeş, cömert, yiğit" anlamına gelir.(1)

Ahi Birlikleri kurulurken elbette daha önce kurulmuş bulunan ve Türklerin yakından bildikleri benzer teşkilâtlardan faydalanılmıştır. Ancak, onlar taklit edilmemiş, Türk'ün teşkilâtçılık vasfı sayesinde, oluşumuna çeşitli unsurların katıldığı orijinal bir sentez meydana getirilmiştir.

Ahilik üzerine ciddî araştırmalar yapan Batılı oryantalistler de bu teşkilâtın temelini Doğu'ya özellikle İslâmiyet’ten sonra Araplar arasında gelişmiş olan "Fütüvvet Teşkilâtı"na dayandığına fakat Ahiliğin Anadolu Türklerince, İslâm ahlâkı ve Türk geleneklerine göre geliştirildiğine inanmakta, Müslüman Türk'e has bir teşkilât olduğu görüşünde birleşmektedirler.(2)

Ahilik Anadolu'da 13. yüzyılda kurulup, belirli bir sürede belirli kurallar içinde esnaf ve sanatkârlar birliğini ifade ettiği gibi, fütüvvetten farklı, meslekî-ahlâkî kuruluş olarak da Anadolu Türklerinin şekillendirip kendi damgalarını vurarak geliştirdiği bir kuruluştur.(3)

Ahiler, Anadolu'da kurup geliştirdikleri esnaf, meslek ve sanatkârlar yardım, dayanışma teşekkülleri sayesinde, doğudan art arda gelen Türk halkının rahatça yerleşmelerini, iş güç sahibi olmalarını ve güven içinde yaşamalarını hazırladılar.

13. yüzyıl ortalarına doğru on binlerce kişilik kafilelerle Anadolu'ya gelen doğulu Türklerin büyük çoğunluğu esnaf ve sanatkârdı. Bunlar Anadolu'nun ekonomik ve sosyal yaşantısında esaslı değişiklik yaptılar. Türklerin şehirlere yerleşmesini hızlandırdılar.

Bu yeni gelenler hem yerli Bizans halkına karşı, hem de kendilerini buraya dek kovalayan Moğollara karşı savunmak için örgütlenmek zorunda idiler. Yerli Bizans esnaf ve sanatkârlarının rekabetlerine, kendi sanat ve meslek kuruluşlarına çeki düzen verip daha sağlam, daha kaliteli ve daha ucuz mal üreterek, Moğol saldırılarına da, halkı gerektiğinde savaşa hazır duruma getirerek karşı koyabilmişlerdir.

Bu kuruluşun amacı, 13. yüzyıl ortalarında, Asya'daki büyük ve uygar Türk şehirlerinden gelen çok sayıdaki sanat ve meslek sahiplerine kolayca iş ve meslek bulmak, yerli Bizans sanatkârları ile rekabet edebilmek, sanat ve ticaretlerinde tutunabilmelerini sağlamak için ürettikleri malların kalitesini korumak, üretimi ihtiyaca göre ayarlamak, sanat ve meslek sahiplerini ahlâklı, insaflı yetiştirmek, Türk halkını ekonomik yönden bağımsız hale getirmek, ihtiyaç içinde bulunanlara her alanda yardım etmek, ülkeye yapılacak yabancı saldırılarında devletin silahlı kuvvetleri yanında savaşmak, Türklük şuurunu sanatta, dilde, edebiyatta, müzikte, gelenek ve göreneklerde millî heyecanı artırmak ve ayakta tutmaktır.

Bu amacı gerçekleştirebilmek için, esnaf ve sanatkârlara işyerinde yamak, çırak, kalfa ve usta hiyerarşisi ile mesleğin incelikleri öğretilirken, akşamları toplandıkları ahî toplantı ve konaklama salonlarında ahlâk eğitimi uygulanıyordu.

İyi ahlâkın, sanatın ve konukseverliğin bir bileşimi olan ahilik, daha Selçuklular devrinde o denli saygın bir duruma geldi ki, bu kurum, yüzyıllar boyunca, esnaf, sanatkâr ve meslek sahiplerine yön vermiş, onların sosyal ve ekonomik alanda başarılı olmalarını mümkün kılmıştır. Yine ahilik, Hacı Bektaş töreleriyle birlikte önemli rol oynamış, hükümdarların bir kısmı dâhil, devlet adamları bile bu kuruluşa üye olmuşlardır. Örneğin Osmanlı Sultanlarından Orhan Gazi ve onun oğlu I. Murat, bir ahi baba elinden şed (ahiliğin simgesi kuşak) kuşanmışlardır.

Ahiler gerçekten meslek ve sanat sahibi, konuksever ve ahlâklı kişilerdi. Onlar, yamak, çırak ve kalfa olarak yanlarına alıp yetiştirdikleri gençleri her yönden yetenekli, ahlâklı ve vatansever yapıyorlardı. Bu nedenle onlar, Selçuklular döneminde olduğu gibi, Osmanlılar döneminde de çok itibar görüyorlardı. İlk Osmanlı hükümdarları onları, sınır boylarında düzen kurucu ve düzeni koruyucu kişiler olarak kullandılar. Oralarda kurdukları vakıfların yönetimini (mütevelliliğini) onlara verdiler. Örneğin Murat Hüdâvendigâr Gazi, 1367 yılında, kurulmuş vakfiyesinde, ahilerden şed kuşandığını, Ahî Musa adındaki bir kişiye kendi eliyle kuşak kuşatıp (ahî yapıp) Malkara'ya ahî atadığını, kurduğu bir vakfın yönetimini kendisine verdiğini söylemektedir.(4)

Dipnotlar:

1-Dr. Yusuf EKİNCİ; Eğitim Kurumu Yönüyle Ahî Birlikleri, Diyanet İlmî Dergi, c. 21, s. 30.

2-Dr. Yusuf EKİNCİ; Ahîlik ve Meslek Eğitimi, M.E.B. Yayınları, İst. 1990, s. 20.

3-EKİNCİ; a.g. makale, s. 31.

4-Prof. Dr. Neşet ÇAĞATAY; Güncel Konular Üzerine Makaleler, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1994, s. 141-142.                                                                                                                                                                 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık