);*} GÜNÜMÜZDE AİLE
  • 18 Haziran 2018, Pazartesi 7:36
NihatBAŞBUĞU

Nihat BAŞBUĞU

GÜNÜMÜZDE AİLE

Her anne baba çocuğu için en iyisini ister. Hatta kendi çocukluğunda yaşamak isteyip de yaşayamadıklarını çocuğunun yaşamasını, yapmak isteyip de yapamadıklarını onun yapmasını ister ve bunlar için de elindeki tüm imkânları çocuğu için seferber eder.

Değişimin hızla ilerlediği bir dünyada yaşıyoruz. Çocuklara bakıldığında çok hızlı bir değişim ve gelişim içindeler. Aileler, bu değişimi çocukları kadar hızlı yaşayamıyor. Bir yandan geleneksel yapının korunmak istenmesi, bir yandan değişimlerin kendi kültürümüze ister istemez yerleşmesi aile içi ilişkilerde sorunlar yaşanmasına neden olmaktadır.

        Biz anne babalar öğrendiklerimizin çoğunu kendi anne babamızdan öğrendik. Bugün ise durum tamamen farklı; bizler çocuklarımızdan çok şey öğrenir hale geldik. Evdeki aletleri çalıştırmak, onlara çeşitli ayarlar vermek için kullanma kılavuzuna uzun süre bakarız, çoğu zaman da anlayamadığımız için belki de kendimizi paralarız. Fakat çocuklarımız, ne hikmetse kısa sürede o aletin özelliklerini öğrenerek bize de öğretirler.

Kendi ailelerinden baskı, şiddet görerek eğitilmiş anne babalar kendilerine uygulanan bu eğitimi kendi çocuklarına yansıtmaları onlarla sağlıklı ilişkiler geliştirilmesini engellemektedir. Bu durumda anne babanın karşısına asi bir evlat dikiliveriyor; çocuklar ailelerine tepki göstermeye başlıyor. Bu durumdaki aileler “Biz böyle değildik, bunlar nasıl çocuk anlayamıyoruz.” diyorlar.

Günümüzde teknolojinin sunduğu imkanlar ve değişimler karşısında kendini geliştiren Türk kadını artık daha bilinçli, artık haklarını aramasını biliyor. Önceleri evinde oturup zamanını ev işleri ve çocuklarına bakarak geçiren anneler; artık iş hayatında ön sıralarda yerini almıştır. Eskiden gerek ekonomik bağımsızlığının olmaması, gerek toplumun baskısı nedeniyle baskı, şiddet karşısında çaresiz kalan çoğuanne, artık ekonomik özgürlüğüne kavuştuğu ve bilinçlendiği için ailede söz sahibi olmuştur.

Anne babanın ekonomik sıkıntılarının etkisiyle veya başka nedenlerle sorunlar yaşaması çocukları da etkilemeye başlamıştır. Anne babanın birbirlerini anlamaya çalışmamaları, çocuklarıyla ilişkilerindeki tutarsızlıklar nedeniyle sıkıntılar yaşamaları aile içi sorunları da beraberinde getirmiştir.

Değişen dünya düzeninde yeniliklere uyum sağlayan, kendilerini geliştiren eşleriyle ve çocuklarıyla ilişkilerinin sağlıklı olması için çaba gösteren aile bireyleri kendilerine daha düzenli bir yaşam kurmuşlardır.

Çocuklar, aile içindeki ilişkilerin olumlu veya olumsuz durumlarından etkilenerek, yaşamlarını sürdürmeye devam ederler. Düzenli, sağlıklı, aile ortamında yetişen çocuklar, toplumsal hayata daha kolay ayak uydurur, okul başarıları yükselir, arkadaş ilişkilerinde zorluk çekmez.

ÇOCUĞUMUZU İYİ ANLAMALIYIZ

Her anne baba, çocuğunun okulda başarılı olduğunu görmek ister. Toplum içinde kendine güvenen, saygın bir meslek sahibi olduğunu görmek bir anne babanın en büyük mutluluk kaynağıdır. Bunları istemek de bir anne babanın en doğal hakkıdır.

Çocuğumuza karşı davranışlarımızın altında hep iyi niyet vardır. Ona karşı davranışlarımız ve ona söylediğimiz sözler onun mutluluğu içindir. Bazen öyle olur ki “Ben her şeyi onun iyiliği için yaptım.” deriz; fakat ona karşı yaptığımız davranışların ve ona söylediğimiz sözlerin onu ne kadar acıttığını, onun içinde nasıl da derin yaralar açtığının farkında olmayız. Hatta bazı anne babalar, kendi davranışlarının ve sözlerinin çocuklarının bilinçaltında yaptığı tahribatla onlara ileride nasıl bir darbe vuracaklarını düşünemezler. Öyle bir zaman gelir ki bunların farkına varılır; fakat o zaman da iş işten geçmiş olur. “Keşke öyle davranmasaydım, öyle demeseydim.” demeden önce düşünerek hareket etmek, bir anne baba için ve onların çocukları için çok önemlidir. Hayatımızı keşkelerle doldurup, yaşanacak güzel günleri karartmak hangi birimize huzur verir. Zaman projeksiyon makinesi değildir. Onu istediğimiz zaman geriye veya ileriye alamayız. Şunu asla unutmayalım: Hayat sahnesinde yaşadıklarımızın tekrarı asla olmayacaktır. Hayat sahnesinde yaşadığımız en güzel mutluluklar, ailemizle yaşadığımız mutluluklardır.

Biz anne babalar çocuklarımızın hep bizim kontrolümüzün altında olmalarını isteriz. Bizim kurallarımıza uymalarını, söylediklerimizi söylemelerini, yapılmasını istediklerimizin dışına çıkmamalarını isteriz. Hatta çoğu anne baba, çocuklarının hangi mesleği seçeceğine ve kiminle evleneceğine kadar hep kendilerinin düşünmesi gerektiğine inanırlar. Tüm bunların hepsi aslında anne babanın iyi niyetindendir; fakat çoğu anne baba çocuklarının kişiliği üzerinde nasıl bir olumsuz etki bırakacaklarının farkında olmazlar.

Peki bir anne baba olarak, çocuklarımızın bizim istediğimiz gibi olmalarını isterken onun dünyasına girip, gerçekten onu anlayabildik mi? Anne baba olarak çocuğumuzun hangi yemeği sevdiğini, hangi futbol takımını tuttuğunu, hangi sanatçıyı sevdiğini bilebiliriz. Peki onun gelişim özellikleriyle ilgili sorunlarını, hayattan beklentilerini ilgilerini, yeteneklerini, özlemlerini, hayallerini, hedeflerini, korkularını gerçekten bilebiliyor muyuz?

DEĞİŞİM…AMA NASIL?

Yaşam başlı başına bir sanat başlı başına bir film gibidir. Filmlere ve televizyon dizilerine baktığımızda onlarda acılar, öfkeler, ayrılıklar…; mutluluklar, kavuşmalar… vardır. Biz de gün içerisinde yani “hayat sahnesi” nde bunların hepsini yaşarız. Hayat sahnesinin oyuncuları biz insanlardır. Bu hayat sahnesinde isteyen figüran olur, isteyen başrol oynar.

Bizler hayat sahnesinde bir rol üstleniriz ve bu role uygun davranırız. Gerçekten iyi bir anne baba mı olmak istiyorsun? Çocuğunun ileride mutlu bir hayatının olmasını mı istiyorsun? Kendi istediğin şekilde biri olması için çocuğunu değiştirmek mi istiyorsun? Biz bunları isterken bir şeyi fark edemiyoruz ve onu ıskalıyoruz. Neyi mi? Kendimizi… Evet, kendimizi ıskalıyoruz. Çocuğumuzu değiştirmek istiyoruz, ama kendimizi göremiyoruz. Biz anne baba olarak kendi yaptıklarımızın farkında değiliz. Değişime önce kendimizden başlamalıyız. Bir insanı değiştirmenin yolu, kendimizi değiştirmekten geçer.

Her zaman her fırsatta değişimden yana olduğumuzu söyleriz. Dünyada huzurun sağlanması için kendimiz dışındaki tüm insanların değişmesi gerektiğini düşünürüz. Gerçekten de bir insanın aynanın karşısına geçip davranışları ile ilgili kendiyle yüzleşmesi çok zor bir durumdur. Bilmemiz gereken bir nokta vardır. Bugün hayatta başarılı olmuş nice insanlar tanırız ki, bu insanları başarıya götüren en büyük nedenin kendilerinin farkında olmaları ve kendi eleştirilerini yapabilmeleridir.

Biz anne babalar ne zaman kendi hatalı davranışlarımızın farkına varıp da onları ortadan kaldırmak için harekete geçersek işte o zaman bizler için de değişim başlamış olur. İşte o zaman anne babalar içinde “star” olmaya aday oluruz. İnsanlar evlenmeden önce ileride sahip olacağı ailesi, eşi ve çocuklarıyla ilgili hayaller kurar. Bu hayaller çoğu zaman belki de çok abartılıdır. İnsanlar evlendikten sonra çoğunlukla hüsrana uğrar. Bunların gerçekleşmeme nedeni de aslında bizim sabırsızlığımızdan ve bencilliğimizdendir.

Bizler her şeyin kendi isteğimiz, kendi kontrolümüz doğrultusunda gelişmesini isteriz. Birlikte yaşadığımız insanın dünya görüşü, ilgileri, istekleri bizim dünyamızda önemsiz kaldığı için onlarla sorunlar yaşamaya başlarız. Böyle sağlıksız bir ortamda büyüyen bir çocuktan başarı beklemek, sağlıklı davranışlar beklemek çok zor olsa gerek. Gerçekten iyi bir eş, örnek bir anne, örnek bir baba olmak istiyorsanız, bunu yürekten isteyin. Göreceksiniz ki istediğiniz için bunu kolay başarabileceksiniz.

DEĞİŞİM KENDİ ELİMİZDE              

Çocuğumuzdan, her zaman başarılı, ideal bir çocuk olmasını isterken, biz anne baba olarak gerçekten başarılı mıyız? Birbirleriyle sağlıklı ilişkiler kurmayı başaran ailelere baktığımızda  de bir anne baba olarak çocuklarımıza gerçekten örnek olabilecek kadar başarılı mıyız? Biz çocuğumuza dedikodu yapmanın kötü bir şey olduğunu anlatırken kendi ağzımıza sahip olabildik mi? Biz gerçekten çocuğumuza faydalı bir anne baba olmak istiyoruz. Yaptıklarımızın, söylediklerimizin hepsinin altında şüphesiz ki iyi niyet vardır; fakat tüm bunların çocuğumuzun kişiliği üzerinde ne kadar etkili olduğunun farkında mıyız? Gerçekten yaptıklarımızın, söylediklerimizin doğru olduğundan emin miyiz?

Anne baba olarak, çocuğumuza yaptıklarımızla ve söylediklerimizle onları karşımızda sağlıklı olarak görebiliyorsak, gerçekten bundan eminsek “doğru yoldayız” demektir. Çocuğumuzdan sürekli şikayet ediyorsak, onların davranışları bizim istediğimiz gibi değilse emin olun ki suç biz anne babalarındadır.

 “Ana Baba Okulu” adlı eğitim programıma katılan bir dinleyici, eğitim bittikten sonra yanıma yaklaştı ve şöyle dedi:”Hocam siz bugün benim kanımı dondurdunuz, beni yerimden kalkamayacak duruma getirdiniz.” Ben de ona:”

Niçin, bu durumdasınız?” dedim. Anlattıklarınızdan şunu anladım ki, çocuklarıma ne kadar haksızlık yapmışım. Eve geldiğimde onlara sürekli kızdığım için benden köşe bucak kaçarlardı. Böyle olunca da, sinir katsayım daha da yükselirdi. Ben nasıl bir babaymışım, onlarda nasıl da tahribatlar yapmışım da hiç farkında

olamamışım. Eve gittiğimde ilk işim çocuklarıma sarılmak olacak…

Aradan bir hafta kadar geçmişti ki, onunla bir devlet dairesinde karşılaştım. Beni uzaktan görmüş ve gelip önümde durmuştu. Bana ikram ettiği çayı yudumlarken, yüzündeki mutluluk ifadesinden sanki o günkü adam gitmiş de yerine başka biri gelmiş hissini verdi bana. Bana şöyle dedi: Hocam; çocuklarım benden bugüne kadar hep azar işitmişti. Onlara sarılıp da “Sizi çok seviyorum.” gibi sözleri onlardan hep esirgemiştim. O gün eve gittiğimde onları kucaklayarak, “Sizi o kadar çok seviyorum ki…” dedim. Ertesi gün rüyamda beni çocuklarım öperek kaldırıyordu, uyandığımda çocuklarım baş ucumda beni öpmeye çalışıyorlardı.Hayatımda bu kadar hiç mutlu olmamıştım…Biz şimdiye kadar ne tatlar  kaçırmışız!

Biz anne babalar; hayatın güzelliklerini, aile mutluluğunun verdiği hazzı yaşamak istiyorsak artık ailemizin bireylerini tanıma zamanı gelmiştir. Bir aynanın karşısına geçelim ve kendi hesabımızı yapmaya başlayalım. Şunu asla unutmayalım ki, ailemizin gerçek mutluluğu birbirimizi tanımakla başlar. Bu huzuru gerçekleştirmek de ancak sağlıklı iletişimden geçer. Biz anne babalar, anne babalığı çocuğumuz doğduktan sonra öğrenmeye başlıyoruz. Bizler çocuklarımızla sağlıklı ilişkiler geliştirebilmemiz için kendinizi değiştirmeyi başarırsanız, çok şeyin kolay değişebileceğini göreceksiniz….

AİLENİN GERÇEK ANLAMI (1)

Aile, birbirine doğrudan akrabalık bağlarıyla bağlı olan, erişkin üyelerin çocuklara bakma sorumluluğunu üstlendiği bir insan topluluğudur.(Giddens, 2005) Aile, çocuğun üyesi olduğu ilk toplumsal kurumdur. Çocuğun sosyalleşmesinde en önemli kurumların başında aile gelir. Toplumsallaşma, çocuğun içinde bulunduğu toplumun kurallarını, değerlerini öğrenmesiyle başlar. Bunun önemini kavrayıp da

toplumun değerlerine, beklentilerine uygun davranışlar sergilendiğinde çocuk da ilişkilerini uyumlu bir şekilde sürdürür.

Toplumsallaşma çocuğun doğumuyla, ilk aylarda anne babasının dışındaki bireylere gülümsemesiyle başlar ve bireyin bu dünyadaki hayatının sona ermesine kadar devam eder. Toplumsallaşma süreci bireye kanunlara, diğer insanların duygu ve düşüncelerine saygılı olmayı, sorumluluklarının bilincinde olarak birlikte yaşamanın öneminin anlaşılmasını sağlar. Birey de toplumun uygun gördüğü, onayladığı bu davranışları sergileyerek mutlu bir şekilde hayatını devam ettirir. Sosyalleşme süreci henüz aile ortamında başlar, çocuğun kendi yaşıtları arkadaşları, akrabaları arasında devam ederken, okula başlamasıyla birlikte öğretmenlerinin yardımıyla yeni bir yön bulur.

Aileler ve içinde yaşanılan toplumlar birbirine benzer ve birbirlerinin kopyaları gibidir. Aileler, çocuklarına toplumsal hayatta nasıl davranacakları konusunda bir şeyler öğretirler. Kimi aileler çocuğuna isyankarlığı, kimi aileler bencilliği, kimi aileler ortak yaşama için gerekli olumlu davranışları, kimi aileler sorumluluğu ve adil davranmayı öğretir.

Baba; nesillerin devamı, çocukların toplumsal hayata hazırlanması, kültürün kuşaktan kuşağa aktarılması, aile içinde ahengin sağlanması rolünde önemli bir

yerdedir. Çocuk yetiştirme görevi sadece anneye veya sadece babaya ait olmadığı için, bu görevde baba anneyle birlikte hareket ederek çocuğunu toplumsal hayata

hazırlar. Bir ailede baba yoksa veya babanın çocuğun yetişmesindeki ilgisizliği çocuğun bir yönünün eksik kalmasına neden olur.

Özellikle annenin de bir işte çalışması durumunda, babanın sorumluluğu daha da artar. Çünkü annenin çalışma hayatının getirdiği yorgunluk ve ev işlerindeki yoğunluğu nedeniyle babanın desteğine ve yardımına daha çok ihtiyaç duyulur. Ev işlerinde babanın anneye yardımcı olması, işlerin daha çabuk bitmesine, annenin hem eşiyle hem de çocuklarıyla daha fazla zaman geçirmesini sağlar. Aile bireyleri birbirine ne kadar çok zaman ayırırsa ilişkiler de o ölçüde sağlıklı olur. Bir çocuk için güven demek, elini sımsıkı tutan babasının eli

demektir.

AİLENİN GERÇEK ANLAMI (2)

Anne Çocuğu dünyaya getiren, ailenin en önemli bireyidir. Çocuğun ilk öğretmeni annedir. Anne, toplum kültürünü çocuğuna yerleşmesini sağlayan, ona

kişiliğinin gelişmesinde yardımcı olan toplumun da en önemli kişisidir.

Türk toplumunda annenin yeri ve önemi her zaman diğer bireylerden farklı tutulmuştur. Kadınlar, erkeklere göre fizyolojik olarak güçsüzdür; ama annelik

kadına güç verir. Eski Türk toplumları incelendiğinde kadına büyük değer verilmiş, devlet yönetiminde ona da söz hakkı tanınmıştır. Kurtuluş Şavaşı’nda gerek cephe gerisinde gerekse cephelerde erkeklerle birlikte omuz omuza savaşarak bu gücünü tüm dünyaya kanıtlamıştır. Bu durum Türk toplumunun geleneksel ev kadınlığı rolünü yüklenen anneye farklı bir bakış açısı getirmiş ve kadınlara iş hayatında duyulan ihtiyacı da arttırmıştır. Anne, sadece evde çocuklarının ve kocasının ihtiyaçlarını gideren bir birey değil, aynı zamanda aile bütçesine de katkıda bulunan üretken bir kişi olmuştur.

Çocuk; hayatının ilk buluşmasını ailede gerçekleştirir. Bebeklik ve çocukluk dönemlerinde sevgi, şefkat, bakım ve yetiştirilme ister. Her bireyin bu ihtiyaçlarını karşıladığı yer onun kendi ailesidir. Her anne ve babanın çocuğu kendine başka güzel, bir başka sevimli gözükür. Çocuk; anne, babanın canından bir parça ve varlığının bir uzantısıdır. Ailenin adını, sanını yaşatacak, soyunu sürdürecek bir varlıktır. Çocuk ailenin mutluluk kaynağı, tüm ilgilerin odağıdır.

Biz anne babalar çocuklarımız hastalandığı zaman sabahlara kadar başında bekleriz. Onun eline iğnenin ucu batsa, canının yandığını hissetsek sanki bizim

canımız yanar. Onu her şeyden sakınır dururuz. Çocuk; anne, babaya güç verir; onlara sıkıntılarını unutturur. Çocuğun ilk gülüşünden, ilk diş çıkarmasına, yürümeye başlamasından, ilk konuşmaya başlamasına kadar her gelişme devresi anne ve babada büyük sevinç nedenidir. (Yörükoğlu, 1983 S:4)

Çocuğun gelişme dönemlerindeki her yeni davranışı anne babayı şaşırtır. Okula başlayacağı günü iple çekeriz. Kendisine okul için aldığımız kıyafetleri okul açılmadan önce defalarca giyer, biz de anne baba olarak onun karşısına geçer onu büyük bir gururla seyrederiz. Eve misafir geldiğinde kendisine alınanları büyük bir heyecanla getirip onlara da gösterir. Okula başladığı ilk günkü heyecanı anne babaya da farklı bir mutluluk verir.

Çocuğunun aldığı ilk karnesi anne baba için çok önemlidir. Bir de karnesi pekiyilerle doluysa o zaman anne babanın keyfine diyecek yoktur. Anne babaların

bu tabloyu yaşaması onlara büyük bir mutluluk verir. Anne babalar, çocukları kendilerinden ayrı kaldıklarında onların özlemlerini çeker, onların sevinçlerini paylaşır, başarılarıyla övünür. Onların iyi bir yurttaş, iyi bir anne baba olduklarını görünce, görevlerini başarmanın sevincini yaşarlar. Çocuklar, genellikle model olarak anne ve babayıörnek alırlar. Onlara benzemeye, onlar gibi olmaya çalışırlar. Çocuklar anne babayı örnek alırken onlarda ne görüyorlarsa aynısını kendilerinin de yapmaları gerektiğine inanırlar. Dünyaya gözlerini açıp “merhaba” diyen çocuk, aileye yeni bir heyecan getirir.

AİLENİN OLMAZSA OLMAZLARI (1)

Bireylerin, içinde yaşadığı ailesi için ne kadar önemli olduğunun bilincine varması ve onu hissetmesi gerekir. Bu duygulara sahip bir aile ortamında ilişkilerini

sürdürenler, kendilerinin aileleri için önemli olduklarının farkında olurlar.

Tüm Bireyler Değerlidir: Kendine değer veren insanlar, toplumsal ilişkilerinde uyumlu olanlardan çıkar. Ailesi için ne kadar değerli olduğunu hissedenler, başkalarıyla ilişkilerinde de aynı davranışı gösterirler. Değerli olma duygusu; insanı daha hayat dolu, daha sağlıklı, kararlarını uygulamaktan korkmayan ve hepsinden daha önemlisi onun daha mutlu bir kişi olmasını sağlar.

İnsanın değerli olma duygusu güçlendikçe toplumsal hayattaki ilişkilerinde göstereceği cesaret daha da kuvvetlenir. Anne babalar, çocuklarına kendi aileleri için ne kadar değerli olduklarını hissettirdiklerinde, onlara olumlu davranışları kazandırmada zorluk çekmezler. Anne babaların birbirleriyle, çocukların da anne

babalarıyla olan ilişkileri; kendilerinin onlar için ne kadar değerli veya değersiz bir birey olduklarını hissetmelerini sağlar.

Anne babaların, ailesi için önemli olduklarını hissetmeleri, kendi aralarındaki ilişkileri daha sağlıklı hale getirir. Eşlerin, kendilerinin değerli olduklarını hissetmeleri ailenin mutluluğu için çok önemlidir. Birbirlerine değer veren anne babaların çocukları da bu ortamda daha sağlıklı büyür. Çocuklar da anne babaları için kendilerinin ne kadar önemli olduğunu hisseder ve daha mutlu olur. Aile bireylerinin birbirlerine verdikleri değerle, bu duygu doyumuna ulaşan çocuklar toplumla sağlıklı ilişkiler kurar ve daha başarılı olur.

Herkes Kendini Güvende Hissetmek İster: İnsanın, içinde bulunduğu ortamda kendisinin güvende olduğunu hissetmesi ona bulunduğu yerde huzur verir. Kendini güvende hissetmediği anlarda o ortamda rahat edemez ve orayı hemen terk ederek kendine güvenilir bir ortam arar. Aile bireylerinin bulundukları bu ortamda

kendilerini güvende hissetmeleri birbirleriyle olan ilişkilerini sağlıklı hale getirir. Anne aile içinde kendini güvende hissetmediği zaman; baba kendisini güvende hissetmediği zaman aile içi ilişkilerde sıkıntılar yaşanır. Bireyler kendilerini güvende hissedecek ortamı veya kendilerine güvenen birilerini arar. Bu güveni veren de ailenin diğer yakınları olduğu gibi başka bir kadın, başka bir erkek de olabilir.

Çocuklar, anne babalarının ilgisizliği karşısında kendilerini güvende hissetmediği zaman bu güveni kendilerine sağlayacak arayışlar içine girer. Bu arayışlarda çocuk, yanlış insanların arasına girebilir ve sonuçta istenmeyen olumsuz olaylarla karşılaşabilir. Güven duygusunun sağlandığı bir aile ortamında büyüyen çocuğun, hata yaptığında ona yol gösterecek ailesinin olduğunu hissetmesi, onun toplumsal hayata uyum sürecini daha da kolaylaştırır. Zorluklarla karşılaştığında arkasında ona güven veren bir ailesinin olduğunu hisseden çocukların gelişimi daha sağlıklı olur. Güven ortamının sağlandığı bir ailede ilişkiler daha sağlıklı yürür. Paylaşma duygusunun bilincinde olan bireyler aile içindeki işleri düzenli bir şekilde yürütür. Bireyler birbirlerine saygılıdır. Bu ortamdayapılan tartışmalar seviyelidir ve çatışmalara dönüşmez.

AİLENİN OLMAZSA OLMAZLARI (2)

Ailede Zor Anlarda Yardımlaşma Vardır: Aile bireyleri arasında yardımlaşma duygusunun sağlanması, onların zor anlarında birbirlerine destek olmaları onlara güç verir. Dayanışma duygusunun hazzını yaşayan çocuklar toplumsal ilişkilerinde sıkıntı çekmezler. Dayanışma duygusundan yoksun yetişen çocuklar bencil olur, herkesin kendileri gibi olduğuna inanırlar, toplumsal yaşamda sıkıntı çekerler.

Yardımlaşma duygusu, aile içindeki bireylerin kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlar. Bireyler, sıkıntılı durumlarında çözüm için, önce kendi

ailelerinden yardım ister. Bu tür aileler birbirlerine karşı açıktır, gizlilik yok denecek kadar azdır. Çünkü insanlar hata da yapabilir; bunun da çözüm yolu yine

kendi ailesi içinde aranır. Burada aile büyükleri çocuklara örnek davranış sergileyerek, bu duyguyu onlara küçük yaşlarda kazandırır.

Yardımlaşma duygusuyla büyüyen çocuk, arkadaşlık ilişkilerinde zorluk çekmez. Paylaşmayı bilir, arkadaşlarının hakkına saygı gösterir, ilişkilerini daha kolay düzenler, arkadaşları tarafından sevilir. Büyüyüp iş hayatına atıldığında da iş arkadaşlarıyla uyumlu çalışır, sıkıntı çekmez.

.Herkes Sorumluluğunu Bilir: Anne babanın ve çocukların ayrı ayrı sorumlulukları vardır. En büyük, en zor sorumluluklar ise anne baba üzerindedir. Çocuklara da gelişim dönemlerine göre uygun sorumluluk yüklenmesi onların kişilik özelliklerini olumlu etkiler. Çocuğun gelişim dönemlerine uygun, ona kaldırabileceği sorumluluklar yüklemek onun toplumla sağlıklı ilişkiler kurmasına da yardımcı olur.

Çocuğun gelişim dönemine uygun olmayan, ona kapasitesinin üstünde sorumluluklar yüklenmesi de onun cesaretini kırar, yapabileceklerine olan güvenini

sarsar, kişiliğini olumsuz etkiler. Sorumluluk bilinciyle yetişen çocuklar, toplum

hayatındaki ilişkilerinde ve okuldaki derslerinde, sosyal aktivitelerde daha başarılı olurlar. Çocuğun bulunduğu gelişme dönemine göre, çözebileceği sorunlarla onu yalnız bırakmakla, çocuğun kendine olan güveni artar. Ona, ilerdeki hayatında karşılaşacağı güçlüklerin üstesinden gelme fırsatı verilmiş olur.

Herkes Kendini Gerçekleştirmek İster: Huzurlu, mutlu bir aile ortamı bireylerin kendini yenilemesini ve kendi gücünü ortaya koymasını sağlar. Kendilerini huzur içinde hisseden eşler, birbirleriyle ilişkilerinde uyum sorunları yaşamazlar. Birbirlerine sürekli destek olan eşler, birbirlerine fırsat tanıyarak kendilerinin gelişmelerine yardımcı olurlar. Aile mutluluğunun sürekliliği için çaba harcamaktan hiçbir zaman yorulmazlar.

Çocuklarının saygın bir meslek sahibi olmaları, onların toplumsal hayattaki ilişkilerinin sağlıklı olması, çevrelerinde örnek gösterilmesi bir anne baba için en önemli gurur kaynağıdır. Çocukların, anne babaları tarafından gurur duyulması çocukları mutlu eder. Anne babadan yeterli desteği görüp kendini gerçekleştirme ve geliştirme fırsatı bulan çocuk, çevresiyle sağlıklı ilişkiler geliştirir.

Coşku duyulmadan tamamlanmış mükemmel bir iş yoktur.

İNSANLAR BİZE, ONLARA DAVRANDIĞIMIZ GİBİ DAVRANIRLAR…

Bizler duygularımızı, düşüncelerimizi başkalarına iletirken çeşitli araçları kullanırız. Duygu, düşünce veya bilgilerin başkalarına aktarılmasına iletişim denir. İletişim deyince sadece ağzımızdan çıkan kelimelerkastedilmez. İletişim bir bütün halindedir ve konuşurken ses tonumuz, el kol hareketlerimiz, yüz

ifadelerimiz iletişimin sağlıklı algılanmasında önemliayrıntıları oluşturur.

Karşımızdaki insanı gerçekten tam anlamak, iletişimi daha sağlıklı hale getirmek istiyorsak, sadece söylediğine değil, sesinin tonuna, yüzünün şekline, el kol hareketlerine, gözlerinin sağa sola nasıl oynadığına; yani tüm beden diline dikkat etmeliyiz. Öyle ki, karşımızdaki konuşmasa da onun bedeni bize çok şeyi anlatabilir.

İletişimde tek bir amacımız vardır, o da karşımızdaki kişiden istediğimiz tepkiyi almaktır. Bunun sonunda istediğimiz tepki alınmışsa iletişim bizim için sağlıklı geçmiştir. Yukarıdaki hikayede de olduğu gibi biz karşımızdaki kişiye kendimizi anlatamıyorsak, suçu önce kendimizde aramalıyız. Bu nedenle kolay iletişim yollarını bulmamız ve bunu da ilişkilerimizde kullanmamız gerekir. İletişimi kolay sağlayan insanlar toplumsal ilişkilerini daha rahat ve daha kolay sürdürür.

İletişim iki veya daha fazla kişi arasında gerçekleşir. İletişimin sağlığı açısından, karşı karşıya gelen insanlar arasındaki ilk etkileşim çok önemlidir. Bu etkileşimde, bireylerin kullandığı kelimelerden, beden dilinden, üzerinde bulunan giysilerden, içinde bulunan fiziksel çevreye kadar hepsi bir bütünlük içinde etkisini gösterir.

İletişim, karşısındaki bireye iletilecek mesajın anlaşılmasını sağlamak; karşıdaki kişinin bize anlatmak istediklerini tam olarak anlamaktır. Örneğin, çocuğun okulda arkadaşlarıyla kavga ettiğini öğrenebiliriz; fakat o kavga sırasında neler hissettiğini, yaşandığını anlayamayız. İletişimin tam anlamıyla gerçekleşmesi için, buna karşıdaki bireyin de katılması gerekir. Tek bir kişinin konuştuğu, aktif olduğu karşıdaki kişinin ise sürekli pasif olarak dinlemede kaldığı bir etkileşimde iletişim gerçekleşmez. Karşıdaki kişinin anlamaya veya anlaşmaya hazır olmaması, iletişim yolunun tıkanmasına neden olur.

Anne babaların çocuklarıyla iletişim kurmaya çalışırken doğru zamanı ve doğru  yer  seçmemesi iletişimin sağlıklı olmasını engeller. Örneğintelevizyonda sevdiği çizgi filmi izleyen çocuğa, ders çalışmanın yararlarını anlatırken, o sizi dinliyormuş gibi yapar. Emin olun ki konuşmalarınızı hiç duymayacaktır; çünkü alıcılarının yönü size dönük değil, farklı taraftadır.

İletişimde kelimeler gözler, eller ve ses tonu iletişimi bir bütün haline getirir. İletişim kurduğumuz kişinin sadece söylediklerini anlamaya çalışmak, onun beden diline dikkat etmemek bizi yanıltabilir

SİZİN SERVİSİNİZ NASIL? (1)

Bir arkadaşınızla birlikte sıradan bir lokantaya girdiniz ve bulduğunuz boş bir masaya oturdunuz. Yemeğinizi şipariş edeceğiniz garsonu beklemeye başladınız. Garson yanınızdaki masaya kadar geliyor, ama nedense sizin masaya bir türlü bakmıyor. Sonunda beklemekten sıkılırsınız ve garsona seslenirsiniz. Bu seslenmeyle garson da, “Bekle kardeşim!” diyerek sert bir ifadeyle sizin hoşunuza hiç gitmeyecek bir edayla size bir davranış sergiler. Siz buradaki maça bir sıfır yenik başladınız. Birazdan garson masanıza gelir, kulağınızı tırmalayan bir ses tonuyla siparişinizi sorar. Şimdi bekleyin ki garson yemeğinizi getirsin. Uzun bir bekleyişten sonra garson kafanıza vururcasına yemeğinizi masaya koyar. Haydi şimdi yemeği yiyin bakalım. Siz mi yemeği yersiniz, yemek mi sizi yer, belli olmaz. Bu yemek sizin için leziz değil, rezil olmuştur. Arkadaşınıza mahçubiyetinizle hesabınızı öder velokantadan affa uğramış tutuklular gibi çıkarsınız. Hem de ne kadar ucuz olursa olsun bir daha gelmemek

üzere…

Aynı arkadaşınızla bir gün yine yemek yemek için bir lokantaya girdiniz. Girişte sizi “Hoş geldiniz, efendim!” diyerek güler yüzlü hoş sesli biri karşıladı. Sizi hoş  manzaralı bir masaya buyur etti. Maça şimdibir sıfır galip başladınız. Siz oturup rahatınıza bakarken sevecen tavırlı bir garson yanınıza gelerek hoş bir ses tonuyla size siparişlerinizi sorar. Siparişlerinizi alan garson birazdan, yemeğiniz hazır olana kadar atıştırmak üzere masanıza aparatif bir şeyler getirir. Afiyetle yediğiniz yemeğin ardından size kırk yıl hatrı sayılacak bir de kahve ikram edilir. Hesabınızı öderken güler yüzüyle sizi uğurlayan garsonunuzu da unutmazsınız. Daha önce gittiğiniz lokantadaki garsonun bahşişini herhalde unutmuştunuz. Lokantadan çıkarken karşılanış, ikramlar ve uğurlama ile bizdeki izlenimin oluşturduğu mutluluk yüzümüzden adeta okunur.

Servisini güzel yapan bir garson hesap ödeme sırasında nasıl karşılığını alıyorsa, insanlar arasındaki ilişkilerde de kendini iyi ifade eden, karşısındaki insana değer veren, konuşurken seçtiği kelimeler ve ses tonuyla onun yüreğinde etki bırakan   daha kolay düzenlerler. Hayat sahnesinde sunumunu iyi yapanlar, iletişim kurduğu insanlar tarafından ilgi odağı haline gelir. Onlarla birlikte olup bir şeyler yapmak, sohbet etmek insanlara büyük keyif verir.

Kendisinin astı olanlara yapılacak işleri söylerken, bunu karşıdaki insanın hoşuna gidecek kelimelerle ve ses tonuyla ifade eden bir yönetici daha çok sevilir ve ona daha çok saygı gösterilir. Bu yöneticinin yanında çalışanlar kendini mutlu hissettiği için onun tarafından verilecek işleri seve seve yaparlar. Yanında çalıştırdığı işçisine değer veren, onlarla konuşurken güler yüzünü eksik etmeyen, onların hoşlarına gidecek, onları güdüleyecek sözleri özenle seçen bir patron sevilir. Bunun karşılığında da işçiler

çalışırken onun malını korur, ona zarar vermekten kaçınırlar. Böyle bir patronun yanında çalışmaktan kendilerini şanslı hissederler.

SİZİN SERVİSİNİZ NASIL? (2)

Hayat sahnesinde sunumunu güzel yapan insanların toplumsal hayatı daha başarılı ve daha eğlencelidir. Çünkü insanlar böyle kişilerle birlikte olmaktan

mutluluk duyarlar. Bu insanların ürettiği ve yaydığı enerji diğer insanları büyülemiş gibi kendine çeker. Aile ilişkilerinde de böyledir. Aile bireylerinin dışarıdaki işlerini bitirdikten sonra evlerine daha istekli dönmeleri için bir neden gerekir. Evimizdeki garson veya garsonlar bizi sürekli asık bir yüzle, tartışmaya veya kavgaya bekliyorlarsa o eve erken gitmek için sebebimiz yoktur. Çünkü eve gittiğimizde bizi nelerin beklediğini çok iyi biliyoruzdur. İşimiz bittikten sonra bir an için evimize gitmek istiyorsak, bunun nedeni de bizim gelmemizi sabırsızlıkla bekleyen biri veya birilerinin olmasıdır.

İletişim kurulan insanların ortak özellikleri ne kadar fazlaysa beden dilini anlamlandırmak o kadar kolay olur. Beden dilinin en fazla kullanıldığı alan aile

ortamıdır. Çünkü eşimize, çocuklarımıza düşündüklerimizi bakışlarımızla, duruşumuzla anlatırız.

Aile dışındaki çevremizde de beden dilini kullanırız. Fakat kültürel farklar arttıkça beden diliyle anlaşmamız da zorlaşır. Toplumsal yapılar giderek karmaşık bir duruma giderken, kurumlar bunlara düzenlemeler getirse de günlük hayatta karşılaşılan sıkıntılar aile hayatını doğrudan veya dolaylı etkilemektedir.

İnsanlara baktığımızda onların mutsuzlukları, çaresizlikleri bedenlerinin duruşundan, yüz ifadelerinden anlaşılır. İlişkileri sağlıklı olmayan ailelerde, bireyler birbirlerinden uzak kalmak için kendilerine çoğunlukla normal iş hayatları dışında da meşguliyet ararlar. Her ne kadar birlikte yaşasalar da birbirlerini gördükleri çok nadirdir. Kimi aileler bu duruma alışır, umursamaz; bunun düzeleceğine de inanmazken bazı aileler de küçücük bir umut da olsa ilişkilerinin düzelmesi için sabreder ve bu yaşantıyı ömür boyu sürdürür.

İlişkilerinin sıcak devam ettiği ailelere bakıldığında bunların canlılığı hemen fark edilir. Bu insanların, yüz ifadelerinden, ses tonlarından onların mutlulukları hissedilir. Bireyler arasında uyum vardır ve bu insanlar birbirleriyle konuşurken gözlerinin içine bakarak konuşurlar. Duygularını düşüncelerini söylerken zorluk çekmezler. Her şeylerini paylaşabilirler. Sevinçler, heyecanlar paylaşılırken; öfkeler eleştiriler, hayal kırıklıkları da konuşulur. Böyle ailelerde ilişkiler samimi, sıcak olduğu için ilişkilerini birbirlerine karşı sevgi ve şefkatlerini esirgemeden sürdürürler.

İlişkilerin sağlıklı yürüdüğü ailelerde her şey belli bir düzende akıp gider. Bireylerin hatalı davranışlarında hemen olumsuz tepki verilmez, cezalar düzeltici şekilde uygulanır.

AİLEDE SAĞLIKLI İLETİŞİM

Anne babalar, kendi çocuklarının iyi bir gelecek sahibi olabilmesi için onların başarılı olmasını ister. Aileler bunun için elindeki tüm imkanları kullanarak çocuklarını  labilmesi ve onların eğitimi için gerekli imkanları oluştururken her türlü sıkıntıya katlanırlar. Burada aile çocuğunun ileride hayatını rahat devam ettirsin diye uğraşırken iyi niyet taşır. Fakat öyle aileler vardır ki, çoğu zaman neyi fark edemediklerinin, neyi ıskaladıklarının bilincinde değildir.

Anne baba olarak çocuğun eğitiminde ele alınması gereken ilk iş onun sağlıklı bir kişilik kazanması için gereken önemi göstermektir. Bir çocuk hangi aile ortamında bulunuyorsa o ailenin kişilik yapısı çocuğun da kişiliğini oluşturur. Ailedeki bireyler birbiriyle uyum sağlamak için iletişim becerilerinden ne kadar yararlanırsa, çocuğun kişiliğinin gelişmesine de o kadar katkı sağlamış olacaktır. İletişim becerilerini kullanmaktan yoksun aileler uyum sağlamada zorluk çekeceklerinden çocuğun kişiliğine yansıması da olumsuz olacaktır.

Anne babalar, çocuklarını yetiştirmeye çalışırken her zaman iyi niyetle gayretlerini devam ettirirler. Fakat bazı anne babalar iyi niyetle de olsa yanlış yöntemler uygulayarak çocuklarına nasıl zarar verdiklerinin farkında değildir.

Evliliklerin hemen hepsinde amaç, birlikte yaşarken mutlu olmaktır. Ne yazık ki birçok çiftin yaşantısı kısa bir süre sonra sıradan mutsuz bir hayata döner. Bu durumdaki çiftler böyle bir yaşantıya kendilerini öyle kaptırmışlardır ki, hayat sahnesinde hangi güzellikleri ıskaladıklarının farkında olamazlar. Farkında olunmayan bu ruhsal yaşantı bir süre sonra da içinden çıkılmaz durumların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Anne babalar kendi didişmeleriyle uğraşırken çocuklar da kendi iç dünyalarına kendilerini kapatarak bu durumdan paylarını alırlar. Mutsuz bir hayattan hiç kimse zevk almaz. Sizler de mutlu bir hayat yaşamak istiyorsunuz. O halde yarını beklemeden harekete geçelim. Her şeyden önce kendimizin farkına varalım. Hayat sahnesinde şimdiye kadar neleri nasıl ıskaladığımızı ve bundan sonra da mutluluğu nasıl yakalayacağımızı düşünmeye başlayalım, mutluluğun resmini hayalimizde canlandıralım. Eşimizle ve çocuklarımızla iletişim kurarken onlara nasıl hitap ediyoruz, düşünelim. Kendimizde hatalı davranışlar tesbit ettiğimizde bunları değiştirmek için harekete geçelim.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık