);*} Şoför Hacı Mehmet?in Gıpta Edilecek Düşünceleri
  • 09 Nisan 2016, Cumartesi 10:21
NecatiDEMİR

Necati DEMİR

Şoför Hacı Mehmet?in Gıpta Edilecek Düşünceleri

 

Sanırım 2015’in Ağustos Ayında Maraş’ın sıcak bir günüydü. O gün ilginç bir olay yaşadım. Aracımı yıllık bakımı için ilgili servisine götürdüm. İki saat sonra hazırlanacağı söylenince, “şehir merkezine nasıl gidebilirim” diye sordum. Görevli kişi, “biraz sonra bakım servisi merkeze gidecek, bu arada bir çay için siz, dedi.

 Çay geldi ama araç kalkacağı için çayımı yudumlayamadım. Şehre gelirken, şoföre “maşallah çok sıcak var” dedim. O da “abi insanoğlu her şeyden şikâyet eder” dedi. Ben de “doğru, demin de klimanın soğuğundan rahatsız oluyordum”, dedim.

Şoför konuşkan bir arkadaştı. “Ben Allah’ın bize danışmadan bizi yarattığını zannediyordum meğer bedenimize üflenmezden önce ruhumuza sorulmuş. Allah “sizi imtihan için yaratacağım, ne dersiniz”, demiş, biz de yaratılmayı ve sınavı kabul etmişiz. Anlayacağın, bizim yaratılmamız bize rağmen olmamış”, dedi.

 Bir işçiden beklemediğim bu ifadeler karşısında şaşırmadım değil. Ona dedim ki, “bu düşünceyi bir yerden okudun mu yoksa sen düşünerek mi ileri sürüyorsun?” Sadece bir adam bana “günah işleyeceğimizi Allah bilmiyor muydu, niye cezalandırıyor ki”, deyince bunu kafama taktım. Sonra öğrendim ki ruhlar aleminde rabbimizle sözleşmişiz.

 Bunu bizim ruhlarımız kabul edip imzayı atmışlar. Mahkeme-i kübrada benim sorguya çekileceğimden haberim yoktu, dediğimiz zaman imzaladığımız mukavele ve imzamız yüzümüze çarpılacakmış”.

Adının Hacı Mehmet olduğunu öğrendiğim, bu hemşerimiz benim dikkatimi çekti. Hemşerimiz mültecileri kastederek “Dünyayı istiyoruz. Yiyeceğimiz, içeceğimiz miktar belli, şu yerlerini yurtlarını terk eden insanlar denizde boğulup ölüyorlar.

Hocam şu üç yaşındaki Elvan bebeğin kıyıya vuran cesedini gördükten sonra üç çocuğum var vallahi sevmekten utanıyorum. Bu kadar vicdansızlık olmaz”. “Hikaye edilir ki, bir gayrımüslim bir Müslüman’ı haksız yere öldürmüş. Hz. Ali’nin huzuruna katili çıkarmışlar. Müslüman’ı sen mi öldürdün, deyince, hayır demiş. Hiç çevrede şahit yok mu demiş. Bir Müslüman çıkagelip gayrımüslimin Müslüman’ı haksız yere öldürdüğünü söylemiş. Peki niçin engel olmadın, deyince elinde hançer vardı, peki niçin bağırıp yardım istemedin, deyince ses çıkarmamış. Hz. Ali de cellata, bunun tek gözünü çıkartın, zulme mani olmayan kişiye tek göz yeter demiş”.

Hocam şu Ortadoğu’da yapılan zulümlere biz de ses çıkarmıyoruz, zulüm görenler büyük mahkemede bizlerden şikâyetçi olurlarsa biz ne cevap vereceğiz”, deyince etkilendim ve kendisinin hassasiyetini kutladım.

Entelektüel çevrede bu duyarlı yurttaşın hassasiyetini bulmak oldukça güçtür. Bunların sebebi Arap baharını çıkaranlarmış, yok Esed’in zulmü değilmiş, kelle avcısı Daeş’i sünni kesim destekliyormuş, Esed milli kurtuluş savaşı vermesin mi imiş, Ortadoğu bataklığında elbette bunlar olurmuş, ülkemizin bu bataktan uzak durması gerekiyormuş, diye akıl üstüne akıl yürütmeler, spekülasyon yerine spekülasyon üreterek özü biçime boğdurup insanlık dersinde sınıfta kalıyoruz. 

Tahsil, ilim, kültür insanların zihnen cehlini gideriyor ama gönül pasını silemiyor, galiba. Duygusuz ve duyarsız olguculuğumuz mu bunlara sebep oluyor diyorum. Savaşanlara silahı kim gönderiyor? Ülkeyi, sivil yerleşim alanı, hastane, okul ve yardım konvoyları demeden kim bombalıyor? Mülteci dolu lastik botları sivri demirlerlerle kim patlatarak kadın çocuk demeden denizin derinliklerine kim gömüyor?  

Dünya üzerinde mültecilerin etnik kimliklerine baktığımız zaman siyahi Afrika kökenliler, yine melez Latin Amerikalılar, Uzak Doğulu Filipinli, Malezyalı, Hintliler, Çin Hindi Malayları, Vietnamlılar, Korelileri görüyorduk, son kırk yılda. İran’da Devrim olduktan sonra İranlıları da gördük mülteci olarak. Sonra Saddam’ın zulmünden sonra kaçan Kuzey Iraklıları, Afganistan’dan kaçan Afganları, son beş yıldır da Suriye’den gelen mültecileri gördük. Ülkemiz beş yıldır Iraklı ve Suriyelileri barındırıyor. Bununla da kalmayıp çocukları eğitip öğrenim almalarını sağlıyor?

Bu durum, bir yıl öncesine kadar batının umurunda değildi. Mülteciler Avrupa yoluna düşünce ekmeğimizi bölecek, yaşam alanlarımızı daraltacaklar diye dünyayı ayağa kaldırdılar. Alacakları mültecilere şart üzerine şart, kayıt üzerine kayıt koydular. Bileklerine kırmızı kurdela takmalar, ellerindeki döviz, mücevher ve kıymetli eşyaların bankalarına verilmesi, yerleştirildikleri barakaların kapı ya da duvarlarına kırmızı X işareti koymalar, Ancak Hıristiyan olanların ve nitelikli, meslek sahibi olan kariyerlilerin yurttaşlığa kabul edilecceği biçimindeki şartlar, tarihin sayfalarına utanç vesikaları olarak geçti.

Tüm bunlar, “İnsan Hakları Evrensel Beyannamelerinin, Helsinki Sözleşmelerinin, Kopenhak Kriterlerinin içini boşalttı. Artık uygar dünya, barbar dünya, medeni milletler, vahşi topluluklar ayrımı yapmanın karşılığı yok günümüz dünyasında.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık