• 09 Ocak 2016, Cumartesi 10:16
NecatiDEMİR

Necati DEMİR

Ölçülülük Önemli Erdemlerden Biridir

İnsan olarak düşünce, davranış ve tutumlarımızda belirgin bir ölçülülük olmalıdır. Düşüncelerimizde çelişki, davranışlarımızda tutarsızlık ve tutumlarımızda eğriliğin olmamasına özen göstermeliyiz. Ancak, bizim gönlümüzdeki doğruluk, tutarlılık ortak akılca test edilmiş midir? Yoksa ‘benim yaptığım mubah, başkaların ki günah’tır, anlayışından mı kaynaklanmaktadır? ‘Ben’ yanlış yapmamalıyım’, başka bir şey, ‘Benim yaptığım yanlış olmaz’ başka bir şeydir. Pek çok insan, ‘ben’ ve ‘başkası’ ya da bireysellikle toplumsallığı ayırt edemez. Zaten toplumsal ilişkilerdeki problemlerin çoğu da buradan kaynaklanmaktadır.

Biz bir bireyler olarak, kendine yeterli kişilik vasfına haiz olmadığımız için doğruyu konuşup yanlışı yaşamayı itiyat edinmişiz. Biz, konuşurken ahlâk abidesi, iyilik meleği, güzellik numunesi, doğruluk timsali olarak görülebiliriz. Ama yaşadıklarımıza, eylemlerimize, tutum ve davranışlarımıza bakıldığı zaman muhataplarımızda üst üste sükutu hayaller yaşatabiliriz.

Bu yüzden bazı insanlar için ‘konuşmasına Maşaallah’, yaşantısına Maazallah’ (Allah uzak etsin) derler. Yaşantımızı doğrultmanın, bakışlarımızı güzelleştirmenin ve tutumlarımızı nezihleştirmenin yolu öncelikle kendi ‘ben’imizin irdelenmesinden geçecektir. Yani gözlerimizi, dikkatimizi, önce ele, dışarıya değil, içimize, kendimize yöneltmeliyiz.

İnsan mahiyeti itibariyle gaybı bilemez. İnsanların iç dünyaları birbirlerine gayb (bilinemez) haldedir. Psikolojik yöntemler içinde insanı en iyi veren iç gözlem’dir. Yani insanın kendini dinlemesi, dikkatini kendi üzerine yönlendirmesi, kendi yetilerinin eksiklik ve zenginliklerinin farkına varması, kendisiyle hesaplaşması, iç muhasebe ve murakabe etmesi, yani yeni deyimle ‘özeleştiri’ yapması gerekir. Bu nedenle kendi eksikliklerini ve bilgisizliklerini en iyi bilecek olan da insanın kendisi olmalıdır.

 

Bir insan, başkasının eksiklik noksanlık ve bilgisizlik düzeyini bilemez ama kendi eksiklik, noksanlık ve bilgisizliğini bilebilir. Ama insan kendi eksik, noksan ve bilgisizliklerini gidermenin yollarını arayacağına başkalarının bilmediğini zannettiği noksanlarını ortaya çıkarmak için özel bir çaba gösterir. İnsanın kendini iflah etmeyen tutumu işte burada başlıyor.

Yetilerimize Uygun Meslek Seçiminin Önemi:     

Bilmek, insana ait bir işlevdir. İnsan, bilmek için öğrenen bir varlıktır. İnsanın doğası, bilmeye ve öğrenmeye uygun bir yapı arzeder. Yani insan, doğal olarak bilir. Bilme yetisi onun sonradan kazandığı bir imkân değildir. Sonradan kazandıklarımız, bilgilerdir.

İnsan iki açıdan bilme isteği duyar; bunlardan biri, dış dünyayı diğeri de kendini bilmektir. Şunu söyleyebiliriz ki, insanın kendini bilmesi, dış dünyayı bilmesinden daha zor bir çabayı gerektirir. Dış dünyayı bilme araçlarımız, beş duyu vasıtasıyla yaptığımız tecrübelerdir. Akıl, beş duyunun yetersiz kaldığı alanları, yani evrenin ister göremeyeceğimiz kadar büyük, isterse küçük unsurlarının bilinmesine yarar. Akıl bu işi, bilinenlerden hareketle bilinmeyenlerin kıyas yoluyla ortaya koyarak yapar. Akıl, sezgi dediğimiz yeti ile insanın kendini tanımasını ve bilmesini de sağlar.

Bilgi, insana öncelikle içinde yaşamış olduğu fiziki ve sosyal çevresini tanımasını, dış dünyanın insana uygun olmayan hayat şartlarını ıslah ederek tabiatın yan etkilerinden kendini korumasını, nimetlerinden de yararlanmasını sağlar. Yine bilgi, insana kendini, yeteneklerini, arzu ve isteklerini, sempati ve antipatilerini, kapasite ve zaaflarını tanımasını sağlar.

Bilmeyen insan için hayat oldukça zordur. Bilen insan dezavantajları, kendisi için avantajlara dönüştürür. Çünkü kendini ve çevresini bilen, fiziki ve sosyal çevresine başarıyla uyum sağlayabilen hatta bu alanları kendi düşüncesi doğrultusunda değiştirebilen insan, kendi kapasite ve yeteneklerine uygun, düşüncesini ve eylemini geliştirecek ve en fazla faydayı sağlayabilecek bir meslek seçimini de gerçekleştirebilir.

İnsan için hayati önem kaşıyan birkaç tercihten biri de meslek seçimidir. Çünkü meslek uyuşmazlıkları, akıl hastalıklarının doğurucu sebepleri arasındadır. İnsanın, uzun süre sevmediği, beğenmediği ve hatta tiksindiği bir mesleği icra etmesi, ruh sağlığının bozulmasına sebep olur. Buna karşın, insan severek, isteyerek, kapasite ve yeteneklerine uygun, mizacına yatkın bir meslek seçimini yapmakla, hayatta sağlıklı, başarılı ve mutluluklarla dolu geçecek bir yaşamın yolunu açmış olacaktır. 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık