• 16 Ocak 2018, Salı 10:25
NecatiDEMİR

Necati DEMİR

Metafiziksizlik, Kendimizi Tahriple Sonuçlanabilir

1940’lı yıllarda Nuri Demirağ’ın uçak imal etmesiyle başlayıp ülkemizde yerli ve milli atılıma geçilip dahilde ve hariçte önemli ve yaşamsal bir başarı elde edildiği dönemlerde harici güçler her zaman içimizden bazı grupları rahatça devreye sokarak bu tür atılımları engelleyebilmişlerdir. Batıyı özenle değil özentiyle, itina ile değil hayranlıkla izlememiz, Muassırlaşma hamlemizi akamete uğrattığını, günümüzün verilerinin ışığında açıkça söyleyebiliriz.

 Batı karşısındaki geri-kalmışlık kompleksinin neden olduğunu sandığım bu tutum bizi, Batı değerlerinin yerli ve milli perspektifle irdelendikten sonra kabulü gerekirken biz yerli ve milli olanın alanını ne kadar daraltır, modern ve batılı olanın nüfuzunu ne denli artırırsak o ölçüde başarılı olacağımız öngörüsüne yönlendirildik.

Devletle millet arasındaki dünya görüşündeki derin değer ayrışmaları zaten böylelikle başladı. Tabii bu durum, yerli bir metafizik oluşturamayışımızda önemli bir etken oldu. Eleştirisiz batıcılık, özellikle askeri darbelerle milli iradenin askıya alındığı dönemlerde oldukça etkin olmuştur. Darbe sonrası ülke yönetiminin halka hesap verme kaygısı olmayan atanmış teknokrat kadrolara geçmesi, yönetimle halkı birbirine yabancılaştırmıştır.

İstiklal harbinden sonra fiziksel vatan oluşturulmuş ama metafizik vatandan, yani Türkiyelilik bilincinden yetkin anlamında söz etmek oldukça güçtür. Milletin âlî menfaatlerini koruyacak kutlu bir çatı, yerli bir intelijansiya ve milli bir düşünsel ajanda özlemi sürmektedir. Metafizik vatanı oluşturan ülkelerin nerdeyse tüm bireyleri milletin âlî menfaatlerini ayakaltına serilip dünyanın çiğnediği sakız haline getirmek istemezler.

 Son beş yıldır dış güçlerin güdülemesi ve kendi insanımızdan bazılarının eylemleriyle az zamanda ülkenin başına çok işlerin getirilmesi ülkenin metafizik vatanı oluşturma çabalarını boşa çıkartmak hedefinin göstergeleri olarak yorumlanmalıdır. Eğer metafizik vatan oluşturulmuş olsaydı hangi aklı başında bir yurttaş, tüm güç ve enerjisini dış kaynaklı senaryolarda kendi hükumetini yıpratma tezgahının içinde rol alabilirdi?

Metafizik vatanın oluşturulmayışını çoğu köklü toplumsal grubun temel düşünce çizgisine göre hareket edemeyip başarıyı yakalama adına aralarında kadîm ve temel çelişki bulunan politik gruplar ve sözde cemaatlerin ülke aleyhine pişkince ittifak yapabilmelerinde aramak gerektiğini düşünüyorum.

Malum yapının önce Ana Muhalefet Partisini sonra da Etnik-Ulusçu bir partiyi desteklemesi, bir dönemin hızlı devrimcilerinin antiemperyalist politika güden hükumeti değil de ABD ve AB’yi savunmaları, bazı İslamcı denilen yazarların 28 Şubat Döneminde AB’yi savunur duruma düşmeleri ülkemizde köklü fikri ve inançsal öğretiler yerine konjonktürel taraftarlık ve karşıtlıkların oluşturulduğunu göstermektedir.

Bu düşünsel sığlık tutumunda günümüzde görülen ilkesizliklerin yanında geçmişe dönük tarihsel uzantılarının da olduğu söylenebilir. Halep Hamdani Emiri Seyfüddevle 937-967 yılları arasında İslam’ı korumak adına Bizans ile girdiği ölüm kalım mücadelesinde Bağdat’taki Abbasi Halifeliği, Mısır’daki Fatımiler ve Musul’da kurulan Musul Atabeyliği yardım etmedikleri bilinmektedir.

Hatta birbirleri arasındaki mücadelelerde ya Bizans, ya Hatay’daki Bohemund’un Haçlı ya da Urfa’daki Roscelin’in Frank Kontluğu ile ittifaklara girmişlerdir. Bu tutum, Anadolu’da Selçuklulardan sonra her biri bir kentte beylik kuran Anadolu Selçuklu Beyliklerinde de görülebilir. Bu beyliklerin, ırkdaşları ve dindaşları olan beyliklerin mülkünü ele geçirmek için bazen Bizans, bazen Haçlılarla bazen de Ermeni Prenslikleriyle ittifak yaptıklarına tanık olunur. Ancak tüm güç ve enerjisini Hıristiyan Batı için harcayan Osmanlı Beyliği dışındaki tüm Anadolu Selçuklu Beylikleri yaptıkları yanlışlıkların sonucunu acı şekilde yaşamışlardır.  

Muaccel rakibimi şimdilik yeneyim, mukadder rakibimle daha sonra kozumu paylaşırım, fırsatçılığı, herhangi toplumsal grubu tek başına iktidar ya da etkin konuma getirme dinamiğinden uzaktır. Toplumun teveccühünü kazanmak, diğer bir yerli toplumsal grupla mücadele ederek değil hariçteki derin düşünsel ve inançsal karşıtlıklar çerçevesinde kadîm rakiplerle ya da evrensel kötülüklerle yapıldığı zaman mümkün olmaktadır. Bir toplumsal grubun başına gelebilecek en büyük felaket tüm güç ve enerjisini kendi dünya görüşündeki toplumsal gruplara karşı kullanmasıdır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık