);*} İslâm Kültürü İçinde Sanat Sorunu (1)
  • 25 Haziran 2016, Cumartesi 9:40
NecatiDEMİR

Necati DEMİR

İslâm Kültürü İçinde Sanat Sorunu (1)

       Sanat sorunu İslâm kültür etkinliği içindeki Coğrafya’da, gerek E. Yunan gerek Antik Roma, gerek Hıristiyan ve gerekse Modern dönemlerin sanat anlayışından oldukça farklı bir biçim ve içerikte ortaya çıkması bazı batılı kültür tarihçilerince dinî geleneğin etkisine girmekten kaynaklandığı biçiminde yorumlanırken, bazı Müslüman düşünürlerce de haddi aşmak ve ahlâk dışı bir sanat anlayışına yol açmamak için somut değil de soyut cisim ve figürlerin ön plâna çıktığı görüşündedirler.

 Pagan çağı kültürünün Hıristiyan kültürüyle karşılaşmadan önceki dönemdeki sanat yaratıları, insanların, deyim yerindeyse, tanrılar mozayiğinin ve tabiatın içiçeliğinin bir karışımıdır. Pagan estetiğinin ana çizgilerini Etienne Souriau, şöyle ve­riyor: "Güzelliğin, özellikle de çıplaklığı içinde insan güzelliğinin ko­şulsuz değerlendirilmesi, yüceltilişi; bu taparcasına hayranlık, hiçbir metafizik endişeyle ya da tinsel alanın ahlaki yönden hiç­bir biçimde suçlanmasıyla bozulmaz, engellenmez. Tanrısal ala­na insani biçimler vermek ve her alanda insanlığın ve uyumun bu yansısını aramak, pagan estetiğinin başlıca özelliğini oluştur­muştur. Kısaca Hegel'in çarpıcı iradesiyle Greklerde Tanrı, insan­dır:

İslâmi gelenek sanat faaliyetlerini salt özgür bir bireyciliğin kural ve ilke tanımayan her aklına geleni ve içinde doğanı sanat formu ve kalıbı içinde dışlaştırmaktan sanatçıları uzaklaştırmıştır. Bu uzaklaştırmanın, dini, ahlâki ve toplumsal kaygıları içermesi onun bu eylemini haklı çıkarıp çıkarmadığı nesnel ölçü ve değerlendirmelerle kanıtlanamayacağı açıktır.

Ancak, toplumun zihinsel düzeyi arttıkça, soyut ve kavramsal bir varlıkla somut ve cisimsel bir varlığı birbirinden ayırt edemeyeceği yargısı bazı humanistlerce insana, onun kişiliğine, bireyliğine hararet olarak da yorumlanabilir. Ancak, insanın bir damarı itibariyle ilkel denilen insandan modern insanın ayırd edilemeyecek bir benzerliğinin olduğu hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir.

Tanrısal ve dinsel algılamaların netleştiği, soyutla somutun belirgin biçimde ayrımına gidebilen bir zihin için somut bir heykelin inanç ilkelerini ve inancını zedeleyeceği dini bir abartı ve aşırı bir kaygıdan ibaret olduğu söylenebilirse de insanın sözkonusu damarı somutu soyutlaştırma anlayışı yüzünden bazen soyutla somut arasındaki belirgin çizgiyi bile algılayamadığı durumlar olduğu da bir gerçektir.

İnsanın neliğini Tanrıca bilme ve peygamberi algılamanın gereğinin yanında tevhit inancının putperestliğin yerini alma mücadelelerinde insanlık adına yaşanan acı deneyimlerin de sonucu olarak ortaya çıkan semavi dinin sanata yüklediği anlam böylelikle insanın her an ayağının sürçeceği kanısından hareketle onun somutlaştırmadan çok soyutlaştırma eğilimini öne çıkarmasında önemli rol oynadığı göz ardı edilemez.  

Beşir Ayvazoğlu’na göre, şeytanın efsunkâr davetlerine karşı koyarak dış dünyanın cazip, fakat gelip geçici şekillerinden kurtulmağa çalışan Müslüman sanatçı, eriştiği en son noktada nesnelerin direnişini büsbütün kırarak bir yandan arabesk’e, bir yandan hat sanatına, bir yandan da bütün bu sanatları bir araya getiren mimarinin dış dünya ile hiçbir ilgisi bulunmayan soyut formlarına ulaşmıştır.

 Fakat İslâm sanatlarında bu yönelişin asıl kaynağı şüp­hesiz dinin, kaynaklarında, yani Kur’an ve hadislerler’de aranmalıdır. Çok değişik yorumlara konu olan tasvir yasağının başından beri Müslüman sanatçıları irreel’e, soyut formlara zorladığını, yani itici bir güç vazifesi gördüğünü söyleyebiliriz.

Kur'an'da kesin bir emir bulunmamakla beraber, tasviri, yani resim ve heykeli yasaklayan hadisler bulunduğu bir gerçektir. Ne kadar farklı şekilde yorumlanırsa yorum­lansın, tasvir yasağı etkili olmuş ve Müslüman sanatçıları doğrudan doğruya nonfigüratife yöneltmiştir.

 Bu yasağın ar­kasında putperestliğe karşı verilen amansız mücadelenin bilinci vardır. Mekke fethedildikten sonra Kabe’ye giren Haz­reti Peygamber’in ilk işi, putları oradan uzaklaştırmak ve duvarlardaki bütün resimleri sildirmek oldu. Ezraki'nin ri­vayetine göre, Hz. Peygamber, “Elimin altındakiler hariç” diyerek tüm resimlerin silinmesini emretmiştir. Elimin altındaki resim ise Çocuk İsa ile Meryem’dir. Bu ko­nudaki rivayetler çeşitli olmakla, beraber, öyle anlaşılıyor ki, tasvir yasağını ölçülü bir müsamaha ile birlikte düşünmek en doğrusudur.

Nitekim bu müsamaha Kur’anı Kerim'de de vardır: “Temasü” kelimesiyle ifade edilen heykel ve resim, insanların tavrına göre değişik oranlarda, kullanılmıştır. Hazreti İbrahim babasına ve kavmine sorar: “Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir? Başka bir ayette ise aynı kelime, yani “temasu” Hazreti Süleyman'ın emrindeki sanatçılara mabetler, heykelIer, büyük havuzlar ve taşınması güç kazanlar yaptırdığı belirtildiğine göre, tapınmak için yapılmayan sanat eserlerini ifade etmektedir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık