);*} İncecik Hilâl Hareketiyle Bedire (dolunay) Dönüşür
  • 12 Mart 2016, Cumartesi 10:00
NecatiDEMİR

Necati DEMİR

İncecik Hilâl Hareketiyle Bedire (dolunay) Dönüşür

 

Hareket canlıların en belirgin özelliği olduğu gibi canlılığın da belirtecidir. Yatan aslandan yürüyen tilki makbuldür. Ancak her hareketi iyiye, güzele ve doğruya işaret sayamayız. Dışa açılmak bazen atılım yapmakla bazen de savrulmak, benliğimizi kaybetmekle özdeşleşir. İçe kapanmak bazen koza örmekle bazen da akrep gibi kendimizi sokmakla aynileşir.

Bir toplumda içe kapanma nedeniyle toplumsal gruplar birbirini hedef tahtasına oturtursa ötekini kendi içinden çıkarmak gibi kaçınılmaz bir durum yaşanarak toplumsal grupların birbirine husumetleri artar. Kendi beldemizde, ülkemizde artı-değer üretemeyip, etrafımıza pozitif enerji yayamayıp bulunduğumuz yer ve konumda sıkışıp kalırsak, “tebdili mekanda esenlik vardır” sözünün gereğini yapmak gerekir. Bireylerin statüleri (toplum içindeki yerler) ve toplumların coğrafi konumları önemli rol oynar. Yalnız, takdirle anılacak ya da talihsizlikle yorumlanacak iş ve olayların faili olmak bir nasip işidir de. Tarihte bu durumun yaşandığı pek çok örnek vardır.

1.Türkmen oymaklarının Musul ve Diyarbakır’a saldırıp etrafı garet (yağma) etmeleri üzerine Iraktaki Büveyhoğulları hükümdarı Celalüddevle ve Diyarbekir hükümdarı Nasırüddevle o zaman karargahı Horasan Nişabur’da bulunan Tuğrul Bey’e mektupla, bunlardan şikayetle önlem alınması ricasında bulunuyorlar. Tuğrul Bey de Celalüddevle’ye verdiği cevabi mektubunda, devlet idaresine girmek istemeyen ve yaptıkları şiddetten dolayı cezalandırılacaklarından korkarak bunları yaptıklarından söz ediyor. Nasırüddevle’ye yazdığı mektupta ise, “Tebamdan bir kısmının senin ülkene girdiğini öğrendim. Sen bir hudut emirisin, para ve mal vermek suretiyle onları kendine yaklaştırıp küffarla olan muharebelerde onlardan istifade edebilirdin”, diyor.([1])

 İşte atın üzerinde binlerce km. doğudan garet (yağma)  için batıya akın eden Türkmenlerin bu vesileyle Bizans’a karşı yaptıkları savaşlarla Anadolu’yu bize yurt yapan alperenler haline geldiklerine tarih tanıktır.   

2.Tebdili mekanın her durumda olumlu sonuçlandığı söylenemez. Bazen felaketlere de neden olabilir. Cem Sultanın başına gelenler bunun çarpıcı bir örneğidir. Osmanlı şehzadesinin başına gelen talihsizlik onu Haçlılarla işbirliği yapan bir konuma düşürdü. Fatih’in oğulları içinde en atak, en cevval ve cesuru olarak nitelendirilen Cem Sultan’ın Valilik yaptığı Konya’dan İstanbul’a Tokat’ta valilik yapan II. Bayazidd’den sonra gelmesi onu Osmanlı tahtından eder. Anadolu’da kendine bağlı askerlerle kardeşi II. bayazid’in kuvvetleriyle çarpıştıysa da yenilerek Memluk Sultanına Sığındı. Ondan aldığı kuvvetlerle Antalya’ya gelip Ankara’da bir savaş daha yaptıysa da yine yenilip Rodos Şovalyelerine sığınınca onun hain ilan edilmesi kaçınılmaz oldu ve talihsiz bir şekilde ölünceye kadar (1495) Papalığın elinde tutularak Osmanlıya karşı koz olarak kaldı.

3.Osmanlılar Çaldıran Savaşı sırasında kendisine destek vermediği yetmiyormuş gibi bir de mühimmat katırlarını vuran Dulkadırlı Beyliğini zaferden sonra ortadan kaldırdı. Huzursuzluk çıkaran bölge halkının ileri gelenleri önce 1522’de Kanuni döneminde sonra da 1638 yılında VI. Murat Bağdat Seferine çıkarken Orta Anadoluya mecburi iskan ettirildi.  Maraş halkı IV. Murat’ın Bağdat Seferi sırasında tekrar isyan edince Padişah buyruğu ile Anadolu’da Karaman Vilayeti, Ereğli Kazası, -Hortu Derbenti, Kadınhanı (Saiteli) Derbenti, Nevşehir, Koçhisar’a ve Arabistan’a iskân edilmek üzere göç ettirilmiştir. Afşin-Elbistan ve Maraş bölgesindeki Dulkadırlı oymaklar asayiş sorunlarına sebep oldukları için bunların ileri gelenlerinden bir kısmı deniz kuvvetlerinde levent yapılarak bir kısmını da Balkanlara iskan ile edilerek küffarla mücadeleye yönlendirilip İlay-ı Kelimetullah davasının yılmaz erleri olmalar sağlanmıştır.  

4. Buna benzer değişimleri bireylerin hayatında da görebiliriz. İlahiyat Fakültesinde sesi soluğu çıkmayan, dini değerlerin savunusunu yapmayan pesimist ve agresif bir arkadaşımız Türki Cumhuriyetlerinin birinde bir yıl kalıp döndükten sonra memleket ve yurtseverlik duygularının had safhaya geldiğini ve bizim ülke içinde ruhumuzun karardığından, silkinerek üzerimize serpilen ölü toprağının kaldırılması gerektiğinden söz eden atılımcı bir karaktere büründüğünü gözlemledik.

Ülkede yetişmiş nitelikli kişilerin çoğu bir gaye ve ideal edindirilemediği için asıl mesleğini icra etmiyor, etse de düşük performansla çalışıyor, oyalanıp duruyor. Bunların yurt dışında değerlendirilip şahsiyet ve karakter planında silkelenmeleri N. Fazıl’ın “Ayağa kalk Sakarya” misali bir ruhsal atılım seansına tabii tutulmaları gerekmektedir. Topluma ulvi bir hedef, ülkeyi de imar edecek akıbetimizi anlamlandıracak bir insanlık ideali verilmelidir. Aksi takdirde içe kapanırsak toplumsal gruplar birbirini, atalet içindeki bireyler kendilerini yiyip bitirebilirler.   

 

Dipnot:

1- Mükrimin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, Yayına Sunan Refet Sezgin, s. 41-42.Ankara, 2009

 

 

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık