• 28 Ocak 2017, Cumartesi 8:35
NecatiDEMİR

Necati DEMİR

Gösterilmeye Çalışılan Batı, Olduğundan Çok Farklı (1)

 

Yıllardır batı felsefesi okutmuş olmanın verdiği özgüven ve biraz da Diyanet görevlisi olarak uzun süre Hollanda’da kalan bir hocamızın anlattıklarından yola çıkarak Batı medeniyetini irdelemeye çalıştım. Kullandığım bazı kavram ve ifadeler yüzünden okurlarımın beni mazur göreceklerini umuyorum.

Batı tarzı eğitim alan bizim kuşak genelde batıya karşı olumlu, doğuya karşı olumsuz imaj besleriz. Batı dışarıdan bakıldığında bir medeniyet, kurallara maksimum derecede uyulduğu, iş hayatının aksamaksızın işlevselliğini sürdürdüğü, bu disiplinin sonunda da doğal olarak her alanda refahın, eğlencenin, doya doya yaşamanın, hasılı mutluluğun cazip coğrafyası olarak sunulur. Bir yanıyla doğruluk payı yok mudur, el hak vardır. Batı kuralların uyulmak için konulduğunu halka etraflıca telkin eder. % 98 kurallara uyulur.

 

Uymayanlar ilkinde uyarılırlar. İkinci defa göz muayenesine gönderilirler. Gözlerinde arıza yoksa bu kez kafadan muayeneye gönderilirler, anormallik var mı yok mu diye. Oradan da sağlam olduğu verisi geldiğinde cezasını keserler. Seyir halinde direksiyon başında telefonla konuşan bir kişiyi polis gördüğünde hemen plakayı alıp 300 Euro ceza yazar. Polise itiraz hakkı yoktur. Polis yalan söylemez. Batı kendi halkını el üstünde tutmak ister. Yabancıları ise potansiyel terörist olarak sürekli takibat altına alır.

 

Gelelim doğuya, normal refah seviyesine ulaşılamamıştır. Sosyal devlet anlayışının ne adı ne de kendisi var. Yurttaşların başına altından kalkamayacakları bir hastalık, kaza ve bela geldiğinde kaderine terkedilip ya hayatını katbederler ya da engelli olarak yaşamaya devam ederler.  İnsan hakları ihlalleri had safhada, yurttaşlar karakollara ya da mahkemelere düştüğü vakit vay başına geleceklere. İşkence ve kötü muamele olağan kabul edilip kanıksanır hale gelmiştir.

Diğer yandan batıya bakıldığında kendi uygarlığına mensup olmayan yurttaşlarını olmadık yöntem ve taktiklere başvurup kendine uyarlamakta ve barı uygarlığının derin geçmişinin oluşturduğu baskın kültür aparatlarından ve deneyimlerinden yararlanarak onların kendi öz kimlikleriyle yaşamalarına izin vermemektedir. Batı dünyasında Batı uygarlığının dışındaki uygarlıklara hoşgörüyle bakılmaz, dahası onları uygarlık kavramı içinde de değerlendirilmez.

Uzun süre Hollanda’da diyanet görevlisi olarak bulunmuş bir akademisyenin gözlemlerine göre, 1950 yılında Hollanda ordusundaki Endonezyalı Müslüman askerlerden bazılarını Hollanda’ya getirmişler. Amsterdam’a iki büyük cami  yapmışlar. Şu anda camiler bomboş, onların torunları, ne cami ne ibadet bilyorlar. Bunlar, sadece dedelerinin Müslüman olduklarını söylüyorlar. Bir Endonezyalı kızla tanıştım. Besmeleyi söyleyemedi”. Batıda yaşayan tüm Müslüman gençler batının popüler kültürünün tehdidi altındalar: İnsan dünyanın en kutsal yaratığıdır, din ve Tanrı düşüncesi bireysel özgürlüklere müdahil olmamalı, onun irade ve özgürlüğüne kısıtlama getirmemelidir.

 

 Kadın-erkek eşittir, kadınlara cinsiyetleri nedeniyle erkeklerin yaptıkları iş, etkinlik ve sportif faaliyetler yasaklanamaz. Cinsler arasında karşılıklı isteğe bağlı cinsel talepler, ensest ilişki, homoseksüellik ve lezbiyenlik aşağılanmayıp, evlilik kurumu, aile, din, toplumun genel ahlakı adına kısıtlanmamalıdır.  Çocuklar, ebeveynlerinin eğitim amaçlı da olsa sözel ve eylemsel şiddete maruz bırakılmamalıdır.

 

Her biri ilmi, felsefi ve dini argümanlarla çözümlenecek olan bu dolçe vita (tatlı hayat) felsefesinin önerileri kabilinden toplumun geniş kitlelerince benimsenmiş gözüken popüler kültür batıdaki muhafazakar ebeveynler de dahil, geleneksel kültürle bir vesileyle irtibatlı aileleri derin bir kaygıya düşürmektedir. Eğer biz bu soruna el atmaz isek, üç kuşak sonrasında batı’da Müslümanlık ya minimize edilir ya da İslamlık dönüşüme uğratılır.

 

16 milyonluk Hollanda’da 1.5 milyonu uyuşturucu bağımlısı var. Polis bunları çeşitli merkezlerde haftada bir toplayarak uyuşturucu istikaklarını veriyor. Çünkü bunlar uyuşturucu bağımlısı, işsizler, devletin sağladığı sosyal yardım parasıyla geçiniyorlar. Maaşları onların ayda tükettiği uyuşturucuya yetmez, üç gün sonra parasız kalır. Ondan sonra binlerce hırsız her gün bir eve girer, binlerce gaspçı bankamatiklerin önünde zayıf ve yaşlı müşteriyi gasp eder, hale gelirler.

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık