• 08 Temmuz 2017, Cumartesi 9:25
NecatiDEMİR

Necati DEMİR

Geçmişte ve Günümüzde Büyük Adam ve Büyük Devlet Olmak(1)

Büyük adam kavramı eski anlayışlar için her zaman her yerde zorbaların hakkından gelebilen kişi anlamına geliyor ve o zamanlar model adam tipi bir kahramanı (hero) gösteriyordu. Bu kahraman, sözünün eri, mert ve güvenilir, kendine tabi olanların malının, canının ve ırzının hamisi olan biriydi. O adeta bir etik sevdalısı ve ahlak kahramanıydı. Hasımlarının ise adeta celladıydı.

Yeryüzünde büyük devlet de tıpkı büyük adam gibi bir konum ve itibara sahip değil idiyse de “adalet” idealleştirilen bir kavramdı. Hatta dünya tarihi nice işgaller, nice soykırımlar ve katliamlar “adalet” götürmek adına yapılmıştır, günümüzde olduğu gibi. Adalet götürme iddiasıyla yola/sefere çıkıp da adaletin içeriğine uygun iş yapan devletler tarihte nadirdir. Adalet götürüldüğü söylenen halkların homojen olmayışı adalet götürücülerin eylemlerinin istendik olup olmadığı yargısını belirsizleştirmekteydi. Toplumun bir kısmı işgalcilere yol gösterip destek olmakta diğer kısmı ise direnmektedir.

Günümüzün modern diplomasisinde; eski bildik büyük adamın da büyük devletin de ayakta kalma şansı yoktur. Şimdilerin büyük adamı etik’ten çok akıl, erdemden çok çıkara yaslanmaktadır. Verdiği sözün yerine yetirilme şansı, ancak çıkarlara ters düşmediği hatta çıkarı artırıcı yönde bir durum oluşması durumunda artmaktadır. Günümüzün büyük adamı, eylem değil sözle etkileme peşindedir.

 Çıkarına dokunan en yakınını bile rahatlıkla harcayabilme gözükaralığı içindedir. Geçmişin “büyük adam” anlayışıyla günümüzün “büyük adam” anlayışı arasında bir seçim yapmak gerektiğinde ilkini seçebiliriz. Ancak geçmişin “büyük devlet” anlayışıyla günümüzün “büyük devlet” anlayışı arasında bir seçim yapmak gerektiğinde ilkini seçmek oldukça güçtür.

Günümüzün büyük devleti de tıpkı günümüzün büyük adamı gibi davranmaktadır. Büyük devletin verdiği şeref sözünün ancak çıkar söz konusu olduğu durumlarda anlamı olabilir. O, hasım olduğu toplumun bir kısım üyelerini direnenlerin arasından yağdan kıl çeker gibi ayırıp saflarına katmasını bilir. Düşmanına savaş açtığı anda bile düşmanının bir kesiminin haklarını savunmak adına işe girişir. Katlettiği ülke insanlarının kanları kurumadan onların sağ kalanlarına geniş özgürlükler ve haklar vereceği mesajıyla gelir. Hatta bir anlamda kurtuluşa erdikleri ya da en azından erecekleri iddiasındadır.

Bush Irak’ı, diktatör Saddam’ı devirip ülkeye demokrasi getireceği iddiasıyla işgal etti. Clinton Sudan ve Afganistan’ı füzelerle vurduktan hemen sonra “Amerikan halkının ve tüm dünyanın anlaması için bu açıklamayı yapıyorum, bu eylemde biz yüz milyonlarca inananı bulunan ve barışçı büyük bir din olan İslam’ı hedef almadık terörist grupları vurduk, hedefimiz bu teröristlerdir,” diyordu.

Clinton’un ifadeleri dikkatle incelendiği zaman çok titiz ve ileriye yönelik           sosyo-psikolojik ince hesapları içerdiği ve dilin çok anlamlı kullanımından yararlanılarak hazırlanmış bir mesaj olduğu, hatta günümüzün büyük devlet adamı olmanın gerektirdiği tüm hesapları dikkate aldığı ortaya çıkmaktadır. Yıllarca ‘Kahrolsun Komünizm ya da Faşizm-ABD diye bağıran guruplar günümüzde de Kahrolsun Büyük Şeytan’ diye bağıran gruplar bu ince yaklaşımdan ibret alırlar mı acaba?

Halâ eskinin anlamsız kahramanlığını sürdürmek adına ABD’deki Müslümanları ve rejim muhaliflerini de şeytan kavramının kapsamı içine itmekle hasım olan grupları ortak paydada kenetlenip güçlendireceği gerçeği ne zaman anlaşılacak? İsrail’i tarihten sileceğiz’ diyor, bir komşu lider. Bir savunma bakanımız da azınlıkları ülkede barındırsaydık, ulus devlet’i kurabilir miydik’, diye gaf yapıyor.

Klinton’ın Hartum saldırısından dolayı o ünlü diplomatik ifadesini günümüzdeki büyük devlet adamına yakıştırırsak, 11 Eylül 1993 İkiz Kulelerin yıkılması saldırısından sonra Buch’un sonra verdiği “Haçlı Seferi” demecini açıklayamayız. Aslında büyük devletlerin dışa yönelik mesaj ve demeçleri muhatap aldıklarının kaygısından çok kendi iç kamuoylarına yönelik amaçlar içerir. Süper güçlerin dışa yönelik diplomatik nezaket ifadeleri aslında dikkatsiz ve biraz da saf olan geniş kitleleri aldatmaya yönelik olabilir ama öldürmek istediklerini aldatmalarının imha etmelerinden daha iyi olduğu da yadsınamaz.

 Özellikle dış politikada üslup çok önemlidir. Bir virgüldeki anlam değişikliğinden dolayı diplomatlar arasındaki tartışmalar uzun süre alır. ABD Başkanlık Seçimi yarışında Trump’ın Müslümanlar, Uzak Doğulular ve Latin Amerikalılar hakkındaki olumsuz ve aşağılayıcı propaganda söylemleri yerini reel politik (âlî menfaatler) gerekçesiyle onun iktidarının daha ilk yüz gününde nerdeyse kuşa dönüştürülen iddialara bıraktı.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık