);*} Çanlar Yerli Kültürler İçin mi Çalmaktadır? (2)
  • 20 Şubat 2016, Cumartesi 10:18
NecatiDEMİR

Necati DEMİR

Çanlar Yerli Kültürler İçin mi Çalmaktadır? (2)

 Cohabitation sorununa gelince; özellikle 1970’li ve 1980’li yıllarda İskandinav ülkelerinde ve ABD’de yaygınlaşan bu tutum kanıksanır hale gelirse, özünde evliliğe ve çocuk edinmeye karşı olan bu toplumsal gerileme dalgası sonucunda toplumlar, nüfus azalmasından dolayı belki iş ve konut sıkıntısı çekmezler, trafik yoğunluğu yaşamazlar ama birkaç kuşak sonra huzur ve bakım evleri sakinlerinden oluşan yaşlı bir toplum haline gelebilirler.

 

Bir ülkenin kültürel sürekliliğini, sabiteyi (kalıcılık ve süreklilik) temsil eden gelenekle, sıçrama ve atılımı içeren değişim olgusu belirler. Değişime kapalı bir gelenek, kendini yenileyemediği için belli bir süre sonra sabite ve değişme arasında keskin ayrışma ve kırılmalar yaşanacağından toplumun ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelip toplum içindeki bireylerde dünya görüşü farklılığı doğacak ve gruplar birbirini hasım görmeğe başlayacaktır.

 

Diğer yandan toplumdaki değişim öğesini kutsayanlar geleneği toptan iptal etmeye kalkıştığında da toplum kendisi olmaktan çıkıp kültürel boşluğa savrulacaktır. Dolayısıyla böyle bir toplumda eleştiri ve düşünce işlevselliğini yitireceği için sorunlar beyin (düşünce) le, dille (ikna yolu) değil yumrukla (kaba kuvvet) çözülmeye çalışılır hale gelecektir.

 

Yerli ya da yabancı olsun her düşünce ve tutum gibi kültür varlıklarının da aklıselim ile makul bir düzeye getirilip zamanın anlayış ve kavrayışı içinde yer alması sağlanmadıkça, teknolojiyle koşut gitmedikçe yaşatılabilmeleri oldukça zor gözükmektedir. Toplumun önünü tıkayıcı, toplumsal dinamizmi engelleyici ve insanlık değerleriyle uzlaşıcı olmayan geleneksel kültür öğeleri kullanılmayan giysiler gibi terk edilmelidir.

 

 Örneğin, kan davası, namusa uzanan elleri yasaların değil de aile meclisinin cezalandırması, gençlerin taşlı sopalı, çalı çırpılı mahalle kavgaları, evlilikte -evlenen bireyler değil de- tümüyle ebeveynlerin verdiği kararın geçerli olması, evli yetişkinlerin ebeveynlerinin yanında çocuklarını sevip kucaklamalarının ayıplanması, giyim-kuşama, kılık-kıyafete takıntılar gözden geçirilmelidir. Bunlar yalnızca geçmişimizden bir parça olduğu gerekçesiyle önemli görülmemelidir.

 

Yerli ya da yabancı olsun kültür varlıkları, insanlık değerlerine, bilimsel tutum ve mantaliteye zıt düşmemeli, hakkaniyet (hukuk), iyilik (ahlâk) ve güzelliğin (estetik) karşısında olmamalıdır. Kültür varlıklarının muteber bulunmasındaki ölçüt; ne salt yeni ne de salt eski olmasında değil, toplumsal yapının iyileşmesinde, gelişmesinde, toplumun ‘kendi’ kalması ve kamusal yararın gözetilmesinde olmalıdır.

 

Geçmişe salt anlamda bağımlılık (mazi perestlik) gelişmenin önünü tıkamakta, salt yenicilik ve geleceğe gizli anlamlar yüklemek (atî’ye tapma) de bir toplumun ‘kendi’ kalmasına engel olup savrulmasına neden olmaktadır. Bu birbirine zıt iki yaklaşımı bir arada tutup ahenkli bir yaklaşım geliştirilmeli, toplumun yönü extremlere (uçlara) çekilmemelidir. Bir zamanlar, yeni’nin efsunlu çekiciliği eskinin klasiğini bile gözden çıkartabiliyordu.

 

Günümüzde de ‘yeni’nin cazibesine kapılıp kadîm değerleri, eski diye gözden çıkarmakla; eskiye, geçmişe, salt anlamda karşı, yeniye de salt anlamda tutkun olmakla, mevcut değerler korunamayacağı gibi topluma da atılım yaptırılamaz. Çünkü bir şey yalnızca eski olduğu için değersiz, yeni olduğu için de değerli olamaz. Eskinin de yeninin de değerli olanları mevcuttur ve bunlar sağduyu ile seçilebilir.

 

  Klasik, türünün en güzeli ve değerlisi olan ve zamanın yıpratıcı etkisine dayanabilen anlamına gelir. En yeni şeyi en kıymetli zannederek onun cazibesine kapılan ve geçmişte kalanlara sırtını dönüp bakmayanlar, Ande Gide’in ifade ettiği gibi “kendine gösterilen her yeni oyuncağa can atan ama elindeki belki daha değerli oyuncağın farkına varmadan atıveren çocuğa” benzetilebilir.

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık