• 13 Temmuz 2017, Perşembe 12:36
MustafaŞEN

Mustafa ŞEN

GELİN KAYNANA

Bugün sizlerle gelin ve kaynana konusunda sohbet edelim istedim.Gelin de insandır, kayın valide de… Melek değildirler. İkisinin de iyi yanları olabileceği gibi, zaafları ve kusurları da olabilir. İkisi de imtihandadır. Birbirlerini melek gibi değil, şeytan gibi de değil; insan gibi görmeleri iyi iletişim kurmaları için hem şart, hem de yeterli aslında. Bizim insan olarak genel bir kusurumuz var: Sevdik mi abartırız, melek sayarız! Sevmedik mi, küçümseriz, aleyhine geçeriz! Yargılama genel hastalığımızdır. Bir kere başta bu hastalıklar iyi iletişimimizi bozuyor. Meselâ melek saymışsak eğer, bir zaafını, bir kusurunu görmeyelim; ona yakıştırmadığımızdan, dünyayı başına dar ederiz! Aleyhine geçmeye başlamışsak eğer, artık ağzıyla kuş tutsa onu kimse bize beğendiremiyor; yargılayıp yargılayıp cezalar kesmeye başlıyoruz! Onun bize tahammül etmesini, bize itaat etmesini bekliyoruz. Kendimiz ise kanatlarımızı bir türlü indirmiyoruz! Biz ondan uzaklaşıyoruz; ama onun bize yaklaşmasını istiyoruz. Yargılayarak, kınayarak, suçlayarak, küçümseyerek, büyüklenerek, bağırarak iletişim kurmaya çalışıyoruz! Oysa bunlar iletişim adına boş fiillerdir! Bunlar iletişim dili değil; kavga dilidirler. İletişim dili yargılayıcı değil; bağışlayıcı, şefkatli, merhametli, tatlı dilli, saygılı, sevgi dolu, içten, mütevazı, takdir edici ve yumuşak huylu olur, olmalıdır. Bunların her biri müstakil olarak sünnettir, Allah’ın ahlâkındandır, yani Allah’ın bir ismine dayanır. Bu sebeple, bizim için de güzel ahlâktandır. İletişim dili böyle ahlâkî güzelliklerle süslü bir dildir. Bu güzelliklerden taviz verilemez. Muhatabınız suçlu olsa yine verilemez. Üstelik muhatabınız gelin veya kayınvalide gibi aile içi bir fert ise… Bu ahlâkî güzellikler daha bir değer kazanır. Artık aile içinde suçlu arayamazsınız. Hatalar da affedilmeye daha lâyık olurlar. Hatalar affedilirse küçülür, özür ile biter. Böylece sünnet yaşanmış olur. Yahut tersi de söylenebilir: Hatalar özür ile küçülür, affedilirse biter. Bu da sünnettir. Dolayısıyla aile içinde fertlerin birbirlerini suçlayabilecekleri konu kalmaz, kalmamalı. Fakat özür ile af mekanizmasını işletmediğimizde, nerede ve hangi konumda olursak olalım, oraya barış gelmez. Barış gelmeyince muhabbet yara alır. Muhabbet yara alınca menfaat, rol veya otorite çatışmaları başlar. Meselâ gelin evin kontrolünü vermek istemez. Evini kurmak ve evine hâkim olmak ister. Kayınvalide de aynı dert peşindedir. Evin hâkimiyetini bırakmak istemez. Gelinin kendisinden öğreneceği çok şey vardır ona göre. Böyle gizli görev tanımları gelin ve kayınvalide arasında az ya da çok çatışmalara sebep olur. Çatışma olunca saygı ve hürmet kırılır, sevgi yok olur, insaf zaafa uğrar, özür dilemek rafa kalkar, af unutulur. Esasen sünnet unutulur! Homurdanmalar, fiskoslar, beğenmemekler başlar. Oysa bunlar yerine, gelin kayınvalidesini annesi yerine koysa, ona saygıyla hitap etse, onu takdir etse, onun engin tecrübelerinden yararlanmak istediğini söylese… Kayınvalide gelinini kızı yerine koysa, ona sevgiyle yaklaşsa, her şeyi bilmekten kaçınıp gelinine de inisiyatif verse ve gelinine güvense… Hiçbiri diğerine afra tafra yapmasa… İnanın o evde öfke buzları eriyecek, nefret dağları yıkılacak; ev bir sevgi yuvasına dönecektir. Aslında her iki taraf birbirlerinin kötü niyetli olmadıklarını çok iyi bilirler. Bir de iyi iletişim kurmayı becerebilseler, başka bir problem kalmayacak! İmam-ı Şafii diyor ki: “Dostlarla yapılan sohbetle boy ölçüşecek bir güzel davranış daha yoktur. Onların ayrılığı kadar da keder veren bir şey yoktur.” Dostların, birbirlerinin değerini ayrılıkta bilmeleri kadar acı bir şey var mıdır?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık