• 15 Ocak 2019, Salı 9:58
MuharremBalatekin

Muharrem Balatekin

SİZ HİÇ YOKSULLUĞU, YOKLUĞU YAŞADINIZ MI?

Size yoksulluğu, yokluğu gördünüz mü? demiyorum. Yaşadınız mı? diyorum.

Yaşayan bilir, bunların sıkıntısını…

1960’lı yıllar, mahallemizde pek zengin yok. Herkes şükür içinde yaşamlarını kıt kanaat sürdürmeye çalışıyor.

Eski Bağ-kur civarında evimiz. Medrese Mahallesi… o yıllar ki ismi.

Oldukça varlıklı bir aileden sayılırız.

Baba dedem, baş makinistlikten emekli, Kayserili, namıdiğer Palabıyık Tevfik Efendi…

Emekli maaşı çok dolgun. Atatürk’ümüzün trenini de sürmüş.

Çıkrıkçılar içinde epey de dükkan mülkü var.

Babam rahmetli bakır imali ile uğraşıyor.

Durumumuz iyi, her yıl mutad Meram Dibekbaşında bağ kiralıyoruz. Yazları oraya taşınıyoruz.

Babamın işleri 60’lı yılların ortalarında bozuluyor. Geçim sıkıntısı başlıyor.

1963’de şimdiki adı Nesrin Ayşegül, o zamanki adı Cumhuriyet olan okula başlamışım.

Paranın ne demek olduğunu okula başlayınca anlıyorum.

Okulun önüne her gün tatlıcı geliyor. Şambalı tatlısı satıyor. İrmik ve Yumurtadan yapılmış nefis bir tatlı…

Paranıza göre kesip tatlıyı size veriyor. 5 kuruştan başlayıp, 25 kuruşa kadar boy boy tatlı.

Teneffüste okulun önüne gelen bu tatlıcının etrafını öğrenciler sarıyor.

Acaba bir arkadaş büyük parça tatlı alıp, bize de ikram eder mi diye epeyce öğrenci arkadaşım bekleşiyor.

Param olduğu zaman tatlı alıp arkadaşlarla yemem, en büyük zevkim. Dört kardeşiz, en küçükleri benim, üçümüz okuyoruz.

Babam, evin iaşesi için alın teriyle uğraşıyor rahmetli.

Bol harçlık alacağımız bir durum yok. En zengin olduğumuz dönem bayramlar. Rahmetli akrabalarım bayramlarda para verip, bize çocukluğumuzun mutluluğunu yaşatıyorlar.

Bayramdan sonra okula gidince, epeyce bir tatlı yiyoruz.

Okulda da Amerikan yardımı süt tozu ve peksimet veriyorlar.

Yokluğun beterini yaşayan arkadaşlarımın artan peksimeti alabilmek için verdiği mücadeleye şahidim.

Öğretmenim yüce insan, Secim Konina hanımefendi. Çok yoksul olanları biliyor. Artak peksimet olursa onlara veriyor.

Mahalleye iki günde bir uğrayan, dondurma arabasında dondurma alacak para olmayınca, kayısı çekirdeği ile trampa yapıyoruz.

Dedim ya babamın işleri iyi gitmiyor diye. Aldığımız bir gazozu, dört kardeş birer fırtla bitiriyoruz. Bazen sen benden fazla içtin kavgası olmuyor değil…

Çok başarılı bir ilkokul öğrencisiyim. Takdirlik öğrenciyim. Babam rahmetli karnemi görünce, benden ne istersin diyor. Ailenin sıkıntısını biliyorum. Bisiklet isteme şansım yok. Babamı üzme şansım hiç yok. Onu çok seviyorum.

‘Baba’ diyorum, ‘bana yarım kile iri kiraz al. Ama hepsini ben yiyeceğim’ diyorum.

İri kiraz dediğim, şimdilerde Napolyon kiraz dedikleri. Yarım kiloyu, paylaşmadan tek başıma yiyeceğim diyorum.

Babam ‘olur’ diyor, gülüyor. Biliyorum içi kan ağlıyor. Ve yarım kilo kirazı ödül olarak alıyorum ama yine paylaşıyorum.

Paylaşmak damarımda var şükürler olsun.

İlginçtir benim dayımla halam evli. Olayı siz çözün. Şimdiki Ata Petrolün orada Cumbalı muhteşem bir bahçeli evleri var.

Tahmin ediyorum, bir zengin gayrimüslimden alınmış. Zira iki katlı bu muhteşem evin, bahçeye doğru hamamı var.

Dışarıdan odun atılarak ısıtılıyor.

Çocukluğumuzda annem bazen, hamam yerine halam gilin hamama götürüyor.

Evlerinin altında bir simitçi fırını var. Evlerden hamur getirilirse, ücret karşılığı kurabiyede yapılıyor.

Rahmetli Hayriye halam çok iyi yemek yapar.

Bu fırına da kurabiye yaptırır. Bizlere de bu tatlı odun fırında pişen kurabiyeleri ikram eden.

Ev halamla, dayımın olunca bizde onların evladı sayılırız. Hem babadan (halam), hem anneden (dayım) akrabayız. Dayımda Şerafettin Camii hoca efendisi Tevfik Hoca’nın oğlu, annemde hocanın kızı.

Bir yaz günü öğle vakti halamlara gittim. Galiba okul tatildi. Halamın misafirleri gelecekmiş. Yine fırına o tatlı muhteşem kurabiyelerden yaptırmış.

Bir gazeteye birkaç tane kurabiye sardı, bir tane de giderken ye diye elime verdi.

Ata Petrolün oradan, Eski Bağ-kur’un oradaki bahçeli evimize geleceğim.

Yanılmıyorsam Musalla Mezarlığı önünde idim. Elimdeki Kurabiyeyi rahat yiyeyim diye, gazeteye sarılı kurabiyeleri koltuğumun altına aldım.

Yürürken benden 4-5 yaş büyük boynu eğri (sakat) bir çocuk bir anda elimdeki kurabiyeyi ve koltuğumun altındaki gazeteye sarılı diğer kurabiyeleri alıp kaçtı…

Bir anda neye uğradığımı şaşırdım. Çocuğu tanıyorum Silleliler sokağında otururdu.

Ağlayarak eve geldim. Durumu anneme anlattım. Onlara getireceğim kurabiyeleri de aldığını söyledim. Çocuğu tarif ettim. Boynu eğri olduğu için çabuk tarif edilebiliyordu.

Olayın şokunu üstümden atamadım. Annem olayın üstün de pek durmadı. Hayriye halama abla derdi. ‘Hayriye ablama söyleriz bir daha yapar’ dedi.

Akşam babam gelince, ona da durumu anlattım, çocuğu tarif ettim. Babamın çocuğu yakalayıp, cezasını vereceğini düşünürken, babam da olaya kayıtsız kaldı. Benim olayın üzerine çok düştüğümü görünce…

‘Bak oğlum, biz o kurabiyeyi yeninde bulabiliriz, yalan yapar. Ancak o çocuk imrenmiş senin elindekileri ondan almıştır. Onların yoktur. Fakirdirler, yoksa bu işi yapar mı? Yaptığı iyi şey değil ama yapmış bir kere’ dedi. Biraz daha konuşarak beni ikna etti…

Aynı mahallede oturduğumuz için o çocuğu, sık sık görüyordum. İçimde biraz kızgınlıkla birlikte hep acıma hissi taşıyordum. Yokluk kötü bir şeydi…

Sonra o mahalleden taşındık. Aradan geçen 8-10 sene sonra o çocuğu, Şerafettin cami civarında, elinde çay sehpası ile bir çay ocağının, çayını dağıtırken gördüm. Oralarda çalışıp, ekmeğini alın teriyle kazanıyordu.

Şimdi düşünüyorum da, o kurabiyeleri helal ediyorum.

Bu satırları yazarken, yokluk ve yoksulluk yaşayanlara üzülüyorum. İçim buruluyor. Bizde yaşadık diyorum.

Daha sonraki yıllarda o çocuğun vefat ettiğini öğrendim. Çok üzüldüm.

Rabbim kimseyi gördüğünden geri koymasın. Bu arada beni yetiştiren, hem de güzel duygularla yetiştiren annem ve babamı rahmetle anıyorum.

Halam Hayriye Başaytaç ve dayım Hikmet Başaytaç’a da rahmet diliyorum. Bize sevgiyle yaklaşan bu insanlar unutulur mu?

Sağlıcakla kalın.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık