• 05 Haziran 2018, Salı 7:42
MuharremBalatekin

Muharrem Balatekin

KONYA’DAN ÇİRKİN MANZARALAR…

Tarih 31 Mayıs 2018 Perşembe. Ankara’dan iki devre arkadaşım bir hasta ziyareti için günübirlik eşleriyle birlikte Konya’ya geliyorlar. 1971’den beri arkadaşız.

Birgün önceden beni arayıp, hasta ziyaretinden sonra Hz. Mevlana’nın türbesini ziyaret edeceklerini söyleyip orada buluşalım diyorlar. Türbenin giriş kapısında 17.30 gibi buluşuyoruz. Türbeye giriyoruz. Karşınızda koskoca reklam panoları, ek inşaatın kapatılması panoları. Acaba bu hafriyat  neticisinde çıkan sanduka mezarlar ne olacak? Acaba bu inşaatın durdurulmuş olması birilerini rahatsız mı etti. İnşaatın devamı için kılıf mı hazırlanıyor? Türbenin her tarafının mezarlık olduğunu, hele hele Üçler Mezarlığı tarafındaki kesimin tamamının mezarlık olduğunu bilmeyen yok. Aşık Şem-i’nin mezarının Üçler Mezarlığı içinde olduğu kesindir. Üzerine bastığımız her yer mezarlıktır. Vazgeçin bu inşaat sevdasından. Tarihe ecdada birazcık saygınız olsun.

Bu arada arkadaşlarla sohbet edip hasret gideriyoruz.  Bir yandan da endişe ediyorum. Tuvaleti ihtiyacı olursa ne olacak? Müze Müdürü ve Kültür Müdürü için bu ihtiyaç falan önemli değildir.  Önemli olsa tedbir alırlardı.  Şunu söyleyebilirler; “Efendim çıkış kapısına yakın iki katlı tuvalet var” diye… Ben de derim ki oraya siz gidin idari binalardaki tuvaletleri ziyaretçilere açın. Zira görevliler istediği kapıdan girip çıkıyorlar ama ziyaretçilerin giriş çıkış kapıları birbirlerinden çok uzak.  Yaşlı insanlar ne yapacak? Yav ne yaparlarsa yapsınlar….

Bu arada arkadaşlardan biri abdest almak istiyor.  Şadırvanı gösteriyorum. Hz. Pir ve eşrafının mezarları panoyla kapatılmış onarım nedeniyle… Haklı olarak arkadaşlar restore işi ne zaman biter? diye soruyorlar. Bu konu ile ilgili hiçbir bilgi yok.  Bir müzeyi restore ediyorsunuz, bitiş tarihi belli değil. Sorumluluktan kurtulmak için tarihsiz uygulama en güzeli. Ne zaman bitecek Allah bilir. İşte dünyaca ünlü müze ve türbenin sıralı sorumlularının sorumluluk duygusu bu. Saldım çayıra mevlam kayıra…

Türbe ziyaretini tamamlayıp çıkacağız, arkadaşlar Şems-i Tebrizi Hazretleri’nin türbesini de ziyaret etmek istediklerini söylüyorlar. Ben de tamam diyorum.

 Hz. Mevlana’nın türbesinden çıkıyoruz. Sultan Selim Cami gözlerine ilişiyor. Hep bir ağızdan bana soruyorlar, “bu cami kapalı mı?” diye… “Hayır şuanda ibadete açık” diyorum. Peki, kapısı niye kapalı? Büyükşehir Belediyesi’nin tadilat reklam panoları duruyor.

Yani caminin ana giriş kapısı restore ayaklarıyla kapalı. Kaç kez gittim bir tahtadan iskele kurulmuş, kimse çalışmıyor. Bu ana giriş kapısı ne zaman açılacak? Aynı şey Allah bilir burada da geçerli. Sorumluluk duygusu sıfır. Ey Büyükşehir. Ey Vakıflar! Söyleyin Allah aşkına bu caminin restoresi ne zaman bitecek? Büyükşehir burayı iş yapıyormuş, restore ediyor görüntüsü ile reklama dönüştürdü. Sadece bir tek şey söyleyeyim; bu iş ‘VEBAL’li iş…

Arkadaşlar 4-5 yıl önce geldiklerinde de bu caminin restorasyonda olduğunu söylüyorlar. Neyse yürümeye devam ediyoruz. Allah’tan yolun kenarında kapısında taksicilerin oturduğu iki atıl binayı görmüyorlar. İl Kültür Müdürlüğü’ne ait bu binaları biz görmedik sorumluları hiç görmüyorlardır. Görseler çare olurlardı. Neyse yürüyerek Şems Parkı’na geliyoruz saat 18.30 civarları.

ŞEMS PARKI’NIN HALİ NE ÖYLE…

İki arkadaşım eşleriyle birlikte, bir de ben Şems Tebrizimizin türbesine yaklaşıyoruz. Görüyorum ki park “Allah’a Emanet”

Çimlere basmamak falan hikaye. Herkes gelişi güzel oturmuş. Çocuk değil de genç sayılabilecekler parkta  maç yapıyorlar.

En kötüsüne gelelim. 10-12 yaşlarında iki üç tane it çocuk; aslında daha büyük hakaret etmek isterim ama yazılmıyor işte, peşimize takılıp para istiyorlar. Ben önlemeye çalışıyorum. Çocuklar arkadaşların eşlerinin çantalarına yanaşıyorlar. Çok tecrübeliler… Bari şuradan bize çay-şeker-yağ alın diye yoksulluk ayaklarına yatıyorlar. Çocukları iteliyorum. Arkadaşlar da sözde müdahale ediyorlar.  Şems-i Tebrizi türbesine giriyoruz. Duamızı ediyoruz. Aynı çocuklar kapı çıkışında yine bekliyorlar… Bu sefer telefona sarılıp, polis çağıracağımı söylüyorum. Çocuklar biraz olsun uzaklaşıyorlar.

Şimdi Konya’yı idare edenlere soruyorum. Bu durumu gelen turistlerin rahatsız edildiğini bilmiyor musunuz? Yoksa 17.00’dan sonra burada tedbir yok mu? Bu çocukların annesine babasına bir müeyyide uygulandı mı?

Yazık bu Konya’ya vallahi yazık. Yetkilileri “Allah Rızası” için göreve davet ediyorum. Böyle rezalet olmaz. Yetkililer de sakın mazeret üretmesinler…

OLMADI PAŞAM OLMADI

2’nci Ordu Komutanı Korgeneral İsmail Metin Temel, Malatya’da Cumhurbaşkanımızın katıldığı sivil toplum kuruluşlarının verdiği iftar yemeğine katılıyor. Cumhurbaşkanımız seçim dönemi rakibi Muharrem İnce’yi eleştiriyor. Tabii yemeği verenler iktidar yanlısı orada olanların çoğu da öyle… Herkes bu eleştiriyi alkışlıyor. Metin Paşa’da alkışlıyor. Muhalefet haklı bir tepki gösteriyor. Ama o da haddini aşıyor. Muharrem İNCE, “apoletlerini sökeceğim” diyor paşaya… Sayın İnce bu söyleminize katılmıyorum. “Yasal prosedürü işleteceğim, mahkemede hesap verecek” falan diyebilirsiniz ama “apoletlerini sökeceğim” diyemezsiniz bu kimsenin haddine değil…

Paşama da bir çift sözüm var. Topluma mal olmuş h ele hele TSK’nın paşası ne siyasi görüşünü,  ne tuttuğu takımı belli eder. Her kurumun anormal siyasallaştığı bu ortamda,  paşam da bu işin içinde gözüküyor.   

Biz d eğimliyiz camiye, orduya siyaset girmesin diyen… Bunlar bizim tuttuğumuz partiye sempati ile bakarlar ve tarafgir olurlarsa bir şey demeyecek miyiz?

Tersi olsaydı… Muhalefet bu yemeği verseydi. Muharrem İnce Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştirirken Metin Paşa alkışlasaydı ne olurdu. Hemen söyleyeyim, kıyamet kopardı.

Şöyle diyebilirsiniz. “Efendim Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanımız” Evet. Ama seçim dönemindeyiz. Ve Cumhurbaşkanımızın orada bulunmasının tek nedeni seçim. Değilse niye Muharrem İnce’yi eleştirsin ki…

Şunu da diyebilirsiniz. “Efendim Cumhurbaşkanımız aynı zamanda Başkomutanımız”  Burada bir noktaya itiraz ederim. Cumhurbaşkanı partili değil tarafsız olduğu dönemde bu yetki ona verilmişti. Şimdi Cumhurbaşkanı partili. Ordu partili komutanı kim olursa olsun, ister iktidar ister muhalefet olsun içine sindiremez. Ne zaman Cumhurbaşkanı tarafsızlık hırkasını giyer, ordunun da başına geçer. bugün iktidar yanlıları partili başkomutanı kabul eder hoş karşılar ama başkaları oraya gelirse ne olur?

Unutmayın Balkan Harbi hezimetimiz, siyasi görüşleri farklı olan komutanların birbirine yardım etmemesiyle yaşanmıştır.

Sonuç, Metin Paşam yakışmadı. Bu tür siyaset kokan, iktidarlardan olsun, muhalefetten olsun yemek toplantılarından uzak durmalısınız. Orduya siyaset tarafgirliği eleştirilerine fırsat vermemelisiniz. Taşıdığınız üniforma tüm Türkiye’nindir. Kalın sağlıcakla.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık