);*} KARGALAR…
  • 02 Ocak 2018, Salı 7:21
MuharremBalatekin

Muharrem Balatekin

KARGALAR…

Televizyon seyrediyorum. O ses Türkiye programı. Yarışmacı veteriner. Jüri, yarışmacı veteriner olunca konuyu KARGALARA getiriyor.

Gülüyorum. Ama ben karga değilim….

Hani derler ya ‘Buna kargalar bile güler’ diye…

Gülüyorum çünkü kargalarla epey diyalogum oldu…

1974-1978 Kara Harp okulundayız.

Kaldığımız site ağaçlar arasında.

Ankara’da büyük çamların olduğu muhteşem yer.

Akşam olunca binlerce karga bu ağaçlara konuyor.

Akşam 22.00’da uyumak zorundayız. Zira sabah 06.00’da kalkacağız.

Bazen koğuş nöbetçisi arkadaşlar pencereyi açıp, bir alkış sesi çıkarıyorlar.

Binlerce karga aynı anda ‘Gaaak’ diye bağırıyor. Uyuyamıyorsunuz.

Sabah gün ağarırken binlerce karga yine ‘gaaak’ sesleriyle yiyecek aramaya gidiyorlar.

Bir müddet sonra karga seslerine alışıyorsunuz. Zira iç içe yaşıyorsunuz.

En çok kargayı kura ile tayin olup gittiğim Edirne’nin Süloğlu beldesinde de gördüm…

Rahmetli annem hep yanımdaydı. Bizler ataerkil aileyiz. Kendi sucuğumuzu kendimiz yapıyoruz.

Yaptığımız sucukları lojmanın balkonuna asıyoruz, kurusun diye.

4’üncü katta oturuyoruz. Kargalar bizim sucuklara hiç rahat vermiyor.

Annemin kaldığı oda bu balkona bakıyor.

Rahmetli Annem eline bir sinek öldüreceği alıp, sucukları kargalardan korumak için cama vuruyor. Kargalar sucukları sabah gün doğumu ile alıp kaçmaya çalışıyorlar.

Bir müddet sonra kargalar sürüler halinde yem aramaya gittikleri için ertesi sabaha kadar rahat ediyoruz.

Ne güzel günlerdi diyorum. Kargalı günlerdi ama vallahi güzel günlerdi.

Güneydoğu görevinden sonra Çorlu’ya tayinim çıkıyor.

Eğitim alanında dershane ve benim Bölük Komutanı odam var.

Benim odamın üzerine çatıdan giren onlarca karga yuva yapmış. Akşama kadar ‘gaaak, gaaak’ sesleriyle boğuşuyorum.

Bir gün kaçak çam fideleri gelmiş.  200-300 fideyi dikeceğiz.

Çamlar küçük olduğu için ezilmesin diye marangozhaneden çıta kestiriyorum. Onları üçgen çaktırıp, çamın etrafına koyup ezilmemesini temin edeceğiz.

Çıtaları Cuma günü kestiriyorum. Eğitim alanında dışarıda müsait yere koyuyorum.

Pazartesi bu çıtaları çaktıracağız.

Pazartesi geliyorum. Çıtaların yarısı yok. Nöbetçileri çağırıyorum. Çıtaları kimsenin almadığını söylüyorlar.

Yavru sezonu geçtikten sonra, çatıyı tahtalarla iyice kapatıp kargaların buraya girmesini engellemek istiyorum. Zira akşama kadar gürültüden duramıyorum. 

Dediğim i yapıp çatıyı kapatıyorum.

Belki inanmayacaksınız ama bizzat yaşadım. Üç karga… 2’si çatıda eğreti duran kenardaki kiremitleri kafalarıyla kaldırıyorlar, üçüncü kargayı çatının içine salıyorlar.

Bu yolla yine yavru yapacaklar.

Askerimle merdivenle içeriden çatıya çıkıyorum.

Gözlerime inanamıyorum. Benim çamlar için kestirdiğim çıtaların yarısı çatıda.

Önceden yuvalarının etrafına koymuşlar.

Her gün çatıdan bir kiremiti kaldırıp, kaçak yollarla çatıya girip yumurtlayacak kargaları kovuyoruz. Başarılı oluyoruz. Kargalar pes edip, benim eğitim alanındaki odamın çatısında üreyemiyorlar.

Bakıyorum benim sorumluluğumdaki kademe binası (Askerlik yapanlar bilir, araç ve silah bakımının yapıldığı bina) çatısına yerleşmişler. Kargalar bana ben kargalara gıcık gidiyoruz.

Havalı silahların sorumluluğu da bende. Malum bu silahlara ‘dipol’ dediğimiz bir nevi bilye atıyor.

Sabah sporuna birliğimle çıkıyorum.

Üzerimde rahmetli arkadaşım, dostum, komando ‘Fikri DOĞAN’ın hediye ettiği kırmızı mavi rüzgarlık var.

Bu kıyafetimle elime bir havalı tüfek alıp, nişan almaksızın kargalara atıyorum.

Kargalar artık benden tırsıyor.

Kıyafetimi giyip spora çıkınca birbirleriyle sesle haberleşip hepsi birden kaçıyorlar.

Artık kargalar beni iyice tanıdı.

Bende de kıllık var. Başka renk bir eşofmanla spora çıkıyorum.

Kademe binasına doğru gidiyorum. Kargalar çatıda. Kuş beyinliler bu sefer beni tanımıyorlar.

Havalı tüfeğimle çatıda bacanın üstünde duran ve sadece kıçı gözüken kargaya nişan alıp atıyorum. Mesafe 20-25 metre kargayı poposundan vuruyorum.

Canı yanan hayvan avazı çıktığı kadar gaaaklıyor. O da ne? Yardımına yetişen uçan kargalar hep birden bana saldırıyorlar. Onlarcası 20-25 santim yaklaşıp gaaklaşıyorlar.

Bakıyorum papuç pahalı, havalı tüfeği namlusundan tutup, kargaları defetmek için sallıyorum.

Bir yandan da kademe binasının içine doğru koşuyorum.

Epey bir beni takip ediyorlar. Binanın içine giremiyorlar. Olaya şahit olan askeri personelin gözleri faltaşı gibi açılıyor.

Sonradan anlıyorum ki vurduğum karga yavru ve kargalar yavrularını acayip koruyorlar.

Bir daha kargalara sataşmıyorum, onlarda bana…

Yine yavru zamanı. Bir kedi ağaçta yeni uçmaya çalışan yavruyu gözüne kestirmiş.

Anaç kargalar gözümün önünde kediye saldırıyorlar.

Kedi kaçıyor. Kargalar uçup, geniş bir daire içine kediyi alıp kaçmasını engelliyorlar. Onlarca karga gaak gaak sesleriyle hep beraber kediye yaklaşıyorlar.

Kedi çıldıracak, gözünü karartıp daireyi yarıp kaçıyor. Kargalar peşinden yine daire içine alıyorlar.

Bu şekilde gözden kayboldular.

Karga deyip geçmeyin, beyin hacmine göre en zeki hayvan.

Evet kuş beyinli ama kafaları çalışıyor.

Öyle rivayet 150 yıl falan yaşamıyorlar. Cinslerine göre 15-30 yıl arası ömürleri var.

Kargayı yazdım. Sizi siyasetin kirliliği içine itmedim. Belediyelerle ilgili yazıp moralinizi bozmadım. Ne yani hava kirliliği ve trafikten mi bahsetseydim.

Biraz gülün istedim. Kargalar gülüyor da, biz niye gülmeyelim. Gülmeye muhtaç hale geldik….

Kargalardan bahsettik ama ne olur kılavuzunuz karga olmasın.

Kalın sağlıcakla.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık