• 07 Şubat 2019, Perşembe 10:49
MuharremBalatekin

Muharrem Balatekin

ADALET, ADALET, YİNE ADALET…

5 Şubat Salı günü Konya’mıza atanan Cumhuriyet Başsavcımız Ramazan Solmaz Bey’i ziyaret etme fırsatı bulduk.

Amacımız öncelikli hayırlı olsun demekti. Bunu yaptık. Eee ziyaret Başsavcımıza yapılınca konuda doğal olarak Adalet oluyor.

Adalet devleti ayakta tutan en büyük olgudur. Adaletin olmadığı yerde devletten söz edebilir miyiz?

Adalet deyince adeta simgesi terazi geliyor. Evet bu kefe hep dengeli olmalıdır.

Adalet bir gün size de lazım olabilir. Bu deyişi sık söyleriz.

Yine ‘Geciken Adalet, Adalet Değildir’ deyişini de sık söyleriz. Bazen komediye dönen, bilmem kaç hakim eskitip, davayı açanların bile dünyadan göç eylediği ve hala sonuçlanmayan davalar aklımıza gelir. Özellikle, arazi miras vb. gibi davalar yıllar sürüyordu. İnşallah önümüzdeki günlerde Adalet sisteminde yapılan reformla tanışacağız. Kabaca davaların en geç ne zaman sonuçlanacağını öğrenebileceğiz. Yani artık davalar ömür boyu sürmeyecek. İnsanlar daha kısa sürede adalete ve sonucuna ulaşabileceklerdir.

Tabi konu adalet olunca yasalarımızda gündeme geliyor.

Şu ceza verirken uygulanan ‘indirim’ sebeplerine de kafayı takıyorum. Güzel giyinmek, kravat takmak, duruşmada iyi hali olmak ceza indirim sebebi olabilir mi? Ömrün kötü halle geçsin, işlediğin suçlar ortada, bir duruşmada iyi hal göstermişsin, cezan iniyor.

Ömrün Erol TAŞ’ın oynadığı kötü rollerle geçmiş, duruşmada bir kere Hulusi KENTMEN olup, baba ayaklarına yatıyorsun, al sana indirim…

CMUK yasalarıyla yapılan adalet sistemimizdeki değişiklikler bize pek fayda sağlamadı.

Bu sistem suçlu lehine gibi gözüktü…

Bir zamanlar kafayı, devletimizin zanlıya verdiği ücretsiz avukat tayinine takmıştık. Siz mağdursunuz, kendi avukatınızı kendiniz bulup kendiniz ücretini ödüyorsunuz. Suçlunun avukatını BARO’dan bir avukat üstleniyor ve bunun parasını devlet ödüyor. Bana hiç ama hiç mantıklı hatta adaletli gelmiyor. Şimdi durum farklı mı? Bilemiyorum.

Toplumlar iyi eğitim almazlarsa, aile yeterli desteği vermezse çözüm mahkemede ve adalet içinde aranır.

Üniversitelerimizin Hukuk Fakültelerinin verdiği mezun sayıları bana göre fazla ama bunlar avukat, savcı, hakim olarak görev yapınca ve de iş bulunca diyecek pek bir şey yok.

Kafanızı kaldırdınız mı, mutlaka bir avukatlık bürosu görürsünüz. Birde dikkatli olursanız bol bol Eczane görürsünüz. Bu kadar avukatlık bürosunun yerde, insanlar mutsuz, adalet peşinde koşuyor demektir. Eczaneleri de görünce ilaca ihtiyacı olan hastalarımızın sayısı aklıma geliyor.

Bence iyi eğitilen toplumlarda, kişiler adalete sık sık başvurmazlar. Zira iyi eğitim vicdan yaratır. Herkes önce kendi vicdanından aklanmalıdır.

Ne gezer.

Aldık kalemi elimize, kendimize göre döktürdük sıkıntıları satırlara.

Ama esas önemli konuyu atlamayalım, konumuz, gündemimiz Başsavcımızı ziyaret idi.

FETÖ hain örgütüyle, devletimizin verdiği ve vermekte olduğu mücadeleyi dinledik.

Devletimizin her kurumuna giren bu kanser örgütünün yaptığı metastazları temizlemeye çalışıyoruz. İşimiz hiç kolay değil.

Bu hainler ‘itirafçı’ yolunu seçip, kurtulmayı beklerken, örgütün talimatıyla itirafçılığın önüne geçilmeye çalışıldığını öğreniyoruz.

Kurunun yanında bazen yaşında yandığı FETÖ mücadelesinde adaletimiz çok yol kat etmiş.

Bu arada Cumhuriyet Başsavcımız Ramazan Solmaz Beyin, mesai mevhumu tanımadan yoğun bir çalışmasına şahit oluyoruz.

Klasik devlet memuru zihniyetinde olanların mesai bitim saatiyle birlikte işi de bıraktıklarını düşünürsek, savcımızın yaptığı özveriye şapka çıkarmak lazım derim.

Ne zaman evine gider, ne zaman yemek yer bilemiyoruz. Bildiğimiz şey savcımızın kendini bu devlete adadığıdır. Güneydoğu’da, Diyarbakır’da Sur’da olayların göbeğinde kelle koltukta görev yapan bu savcımızın görev aşkını anlamamak için kör olmak gerekir.

Küçük oğlum askere giderken, ‘bak oğul! Senin hakkın devlete geçsin, ama devletin hakkı sana geçerse seksen milyonla helalleşmek zorundasın, bu mümkün değil. Onun için 6 ayda olsa yapacağın askerliği çok düzgün ve onurlu bir şekilde yap’ dedim. Şükürler olsun.

Geçen sosyal medyada çok hoşuma giden bir yazı okudum. ‘İlahi adalette zaman aşımı yoktur. O er-geç tecelli eder’ yazıyordu. Ne güzeldi, Allah’ın adaleti mutlaka gerçekleşir bundan hiç ama hiç şüpheniz olamaz.

Yine sazı suçlara tanınan adalet sistemimizdeki ‘Zaman Aşımı’ süresini de anlamakta zorlanıyoruz. Suçu işleyen asla cezadan kurtulmamalıdır.

Yine itirazım olan AF meselesi var. Belki devlet kendine karşı işlenen suçları affedebilir. Ama kişilerin birbirlerine karşı işledikleri suçların cezalarını devletimizin affetmesini içime sindiremem. Adalet deyince aklıma gelenlerden biride Hz. Ömer’dir. Devletin işi bitince; devletin mumunu söndürüp, kendi mumunu yakan, bu hazrete hayran olmamak mümkün değildir.

Hz. Ömer ölünce, oğlu rabbine yalvarır, ‘Ne olur babam rüyama girsin’ diye. Kırk gün sonra oğlu babası Hz. Ömer’i rüyasında görür. ‘Baba nerdesin, ben seni rüyalarıma bekliyordum, geciktin’ der. ‘Oğlum kırk gündür Fırat’ın kenarında kaybolan bir kuzunun hesabını veriyordum’ der.

Görüldüğü gibi adalet dağıtanların işi çok zor. Sadece bu dünya değil, birde bunun ahiri var.

Rabbim yeni atanan Cumhuriyet Başsavcımız Ramazan Solmaz Bey’e ve Adalet dağıtan tüm personelimize güç kudret versin.

Sözümü başlık gibi bitiriyorum. ADALET, ADALET, YİNE ADALET…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık