• 24 Ağustos 2019, Cumartesi 9:00
HaticeERDEN

Hatice ERDEN

Zenginlik ve fakirlik

Akıl ve irade gibi iki önemli nimete sahip olan insan yeryüzünde kulluk imtihanına tabi tutulmuştur. Bu ilahi sınamanın gereği olarak da farklı farklı kabiliyet ve özellikte yaratılmıştır.

İslam dini ne zenginliği üstünlük sebebi ne de fakirliği aşağılık sebebi olarak kabul eder.

İlahi imtihan gereği ortaya çıkan fakirlik her zaman mutsuzluk getirmeyeceği gibi zenginlik de her zaman mutluluk ve huzur getirmez.

Zenginlik ve fakirlikle ilgili anlatılan hikâyeyi sizinle paylaşmak istiyorum.

Seyyahın yolu uzak bir diyarda şirin bir köye düşer. Köylülere, tanrı misafirini ağırlayacak biri var mı diye sorar.

Köylüler, seyyaha ancak çiftlik sahibi Mehmet diye birinin yardımcı olacağını ve oraya gitmesini söylerler.

Seyyah yoldayken birkaç köylüyle daha sohbet eder. Köylülerden Süleyman’ın, o yörenin en zenginlerinden biri olduğunu birde Ahmet isimli bir başka çiftlik sahibi olduğunu öğrenir.

Seyyah, Mehmet’in çiftliğine ulaşır. Köylülerin dedikleri gibi Mehmet misafirini çok iyi karşılar. Seyyah çiftlikte yer, içer ve dinlenir. Mehmet’e ve ailesine kendisini çok iyi ağırladıkları için teşekkür eder ve tekrar yola çıkmadan önce der ki:

– Böyle nimetlerle ödüllendirildiğin ve zengin olduğun için hep şükretmelisin.

Mehmet te seyyaha der ki:

– Zenginlik dediğin nedir ki, hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen gerçek, göründüğü gibi değildir. Bu da geçer…

Seyyah, Mehmet’in yanıtını uzun uzun düşünür… Aradan birkaç yıl geçtikten sonra, seyyahın yolu yine aynı köye düşer. Mehmet’i yine ziyaret ederim, beni güzelce ağırlar diye düşünür. Köylülerle konuşurken Mehmet’in fakirleştiğini Ahmet’in yanında çalışmaya başladığını öğrenir. 

Seyyah, Mehmet’i merak eder ve Ahmet’in çiftliğine gider. Mehmet’i eski püskü elbiseli, birazda yaşlanmış halde bulur. Nasıl oldu da hizmetkar olduğunu sorar. Mehmet çiftliğinin bir sel felaketinde yıkıldığını, tüm hayvanlarının telef olduğunu, topraklarının da işlenemez hale geldiğini, tek çare olarak selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Ahmet’in yanında çalışmak zorunda kaldığını anlatır. Seyyah, Mehmet’ in haline üzülür.

Mehmet, yine de seyyahı bir yere bırakmaz, son derece mütevazi olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır.

Seyyah, vedalaşırken, Mehmet’e olup bitenlerden ne kadar çok üzgün olduğunu söyler ve Mehmet ’den su yanıtı alır:

– Üzülme… Unutma, bu da geçer…

Uzun yıllar geçtikten sonra, seyyahın yolu yine aynı bölgeye düşer. Eski dostunu ziyaret eder. Bir süre önce ölen Ahmet, ailesi olmadığından, bütün varını yoğunu, en sadık hizmetkârı ve eski dostu Mehmet’e bırakmıştır. Mehmet, Ahmet’in konağında oturmaktadır. Büyük arazileri ve binlerce sığırı ile yine o yörenin en zengin insanı olmuştur. Seyyah, eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar çok sevindiğini dile getirdiğinde yine aynı yanıtı alır:

– Bu da geçer…

Birkaç yıl sonra Seyyah yine Mehmet’i arar. Ona bir tepe gösterirler. Tepede Mehmet’in mezarı vardır ve mezar taşında şöyle yazmaktadır:

“Bu da geçer…“

Seyyah, üzgün bir şekilde, “Allah Allah, ölümün nesi geçecek?” diye düşünür ve gider.

Ertesi yıl, Seyyah, Mehmet’in mezarını ziyaret etmek için geri döner ama ortalıkta mezar falan kalmamıştır. Büyük bir sel gelmiş, bütün tepeyi silmiş süpürmüş ve Mehmet’in mezarından geriye hiç eser kalmamıştır.

O yıllarda, ülkenin sultanı, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Bu öyle bir yüzük olacaktır ki, sultan mutsuz olduğunda umudunu tazeleyecek, mutlu olduğunda da, mutluluğun rehavetine kendini kaptırmasını önleyecektir.

Hiç kimse, sultanın istediği gibi bir yüzük yapamaz. Sultanın kuyumcusu seyyahın eski bir dostudur, ondan yardım ister. Seyyah, nasıl bir yüzük yapacağını dostuna söyler.

Kuyumcu yüzüğü hazırlar ve yüzük sultana sunulur. Son derece sade bir yüzüktür bu, Sultan yüzüğü inceler ve gözü üzerindeki yazıya takılır. Üzerinde biraz düşünür ve yüzü aydınlanır. Tam da istediği gibi bir yüzük olduğu için mutlu olur. 

Yüzüğün üzerinde ne mi yazıyordur?

“Bu da geçer…”

Sonuç olarak dünya malının hem zengin hem de fakir için bir imtihan vesilesi olduğunu unutmamak gerekir.

Fakirlik ve zorluklar karşısında umut etmek. Bu da geçer ve zamanın ne göstereceğini ancak Allah bilir.

Dünya nimetlerinin geçici olduğunu, ebedi saadetin ve mutluluğun ahirette olduğunu unutmamak gerekir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık