• 31 Aralık 2015, Perşembe 9:01
HasanMERT

Hasan MERT

Kültürel Yozlaşma ve Yılbaşı Kutlaması (!)

 

 

            Yüce Allah K.Kerim Mâide sûresi 51. ayette : ’’ Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o da onlardandır. Allah zalimler topluluğuna hidayet vermez. 52. Kalplerinde hastalık bulunanların ''Başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların dostluklarını kazanmaya çalıştıklarını görürsün. Belki de Allah müminlere katından bir fetih veya başka bir başarı getirir de onlar içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar.  57. Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve eğlence konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. Eğer müminseniz Allah'tan korkun.’’

Tefsiri

57. Yüce Allah 51. âyette müminlerin Yahudi ve Hıristiyanlarla samimi dostluk kurup kaderlerini onlara teslim etmelerini yasaklamıştı. Burada ise özel olarak Ehl-i kitap'tan sadece dini alay ve eğlence konusu yapan kimselerle genel olarak da bütün kâfirlerle veya -bir başka kıraate göre- bunlardan yalnız dinle alay eden­lerle böyle bir ilişki kurmalarını yasaklamaktadır. Âyetin iniş sebebi olarak bazı  Müslümanların bir takım münafıklara karşı sevgi ve muhabbet duygularıyla muamele etmeleri gösterilmiştir. [276]. Münafıklık -bir yönüyle- "dini eğlence ve oyuncak yerine koyma, onu âdi maksatlara alet etme" anlamına geldiği için burada özellikle bu şekilde hareket eden inkarcılara dikkat çekilmektedir.

[276] Râzî, XII, 32; Elmalılı, El, 1722, Kur’an Yolu Heyet

Kültürel değerlerin günden güne umursanmadan yabancı kültürlerin etkisi altına girmesi çözülmenin başlangıcı sayılır.Yıllar önce ilkokul 4. Sınıfta bir öğrenci şunu anlattı.;’’Babam yılbaşını kutlayacağım diye içki –alkol-içtikten sonra evde bulunan baldızına nerdeyse ….(edep dışı) …’’ Özenti ve sonucu vahim.         

Mehmet Eröz’e göre, bireyin kişiliğini kazanmasında, halkın milli şahsiyetini kazanarak millet haline gelmesinde kültürün rolü büyüktür. “Diliyle, diniyle, sanatıyla, yazılı ve sözlü edebiyatıyla, gelenek ve görenekleriyle kültür, binlerce yılın oluşturduğu tarihi ve içtimai bir bütündür” (Eröz, 1997: 46). Başka bir ifade ile Mümtaz Turhan’a göre kültür, bir cemiyetin sahip olduğu maddi ve manevi kıymetlerden meydana gelen öyle bir bütündür ki, cemiyet içinde mevcut her çeşit bilgiyi, alakaları, itikatları, kıymet ölçülerini, umumi itikat, görüş ve zihniyet ile her çeşit davranış şekillerini içine alır. Bütün bunlarla beraber o toplumun mensuplarının genelinde ortak olan ve onu diğer toplumlardan ayırt eden özel hayat tarzını temin eder (Turhan, 1997: 48).

Yozlaşma kavramı kültür için pek sık kullanılan bir terim değildir. Kültürel çözülme, yabancılaşma, kültürleşme, kültürel özümseme, kültür emperyalizmi gibi kavramlar literatürde daha çok karşımıza çıkmak tadır. Fakat bütün bu kavramların anlamları dikkate alındığında kültürel yozlaşma kavramı, kültürün bozulmaya başlamasını işaret etmektedir. Yozlaşma arttıkça sahip olunan kültür kendine has olan özellikle rini kaybetmekte ve savunmasız bir duruma düşmektedir. Bu sürecin ileriki boyutu kültürel çözülme, yabancılaşma ve var olan kültürün hakim özelliklerinin tamamen ortadan kaybolması biçiminde olacaktır. Sahip olunan kültürün hakim özelliklerinin ortadan kaybolması sosyal çözülmeyi akla getirmektedir. Sosyal çözülme kavramı sosyal bütünleşmenin zıddını teşkil eden bir durumu ihtiva etmektedir. Bir ülkede sosyal bütünleşmeyi sağlayan şartlarda bozulma başladığı zaman sosyal çözülme de başlamış demektir (Bilgin, 1997: 17).

            İslâmiyet; iman, ibadet-amel ve ahlâk esaslarıyla bir bütündür... Özellikle inanç mevzu unda parça-buçuk kabul etmez... İnanılması gereken esaslara bütün hâlinde inanmak zaruridir.

İslâm dîninin inanç, ibâdet ve muamelelerle alâkalı emir ve yasaklarına uyulmasının yanı sıra, tatbik edilmesi gereken bazı temel ahlâkî düsturları da vardır. Meselâ bunların en önde gelenlerinden biri; Müslüman'ın ferdî, âilevî ve ictimâî hayatın her safhasında bâtıl ve muharref (hükmü kalkmış, aslından uzaklaştırılmış) dinlerin mensuplarının,  gayr-i Müslimlerin örf, âdet ve an’ânelerine benzemekten şiddetle sakınıp uzak durmasıdır.

            K.Kerim, bizlere bütün yönleriyle tanıttığı ehl-i kitâba, diğer bâtıl ve muharref dinlerin mensupları na, müşriklere, budistlere, ateistlere benzenilmesine ruhsat vermemiştir. Onun içindir ki Müslümanların; Yahudi, Hıristiyan, Budist ve dinsizlerlerin dinine benzeyip onlardan ayırt edilmemeye sebep olacak taklit lerden, benzeşmelerden kaçınmaları ve her hâlükârda İslâmî hüviyetlerini muhafaza etmeleri emredilmiştir. Zira en basitinden en mühimine; âdetlerden, ibâdet ve i'tikat esaslarına kadar herhangi bir noktada         benzeşme, daha büyük benzeşmelere vesîle olmaktadır.

            Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:: ''(Tasvip ederek) bir kavme (bir   topluluğa) benzemeye çalışan kişi, o (benzemeye çalıştığı) kavimdendir."

            Selâm ve Duâ ile…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık