);*} Hidayet Üzere Yaşamak (7)
  • 08 Aralık 2016, Perşembe 7:24
HasanMERT

Hasan MERT

Hidayet Üzere Yaşamak (7)

Allah’a hamd, Hz Muhammed (s.a.v.)’e salât ederim.

            Hidayet üzere yaşamak, anahtar bir deyim oldu. Konu üzerine çalışmalar yaptıkça okuyucumla bunları da paylaşmalıyım diyerek devam ediyorum. K.Kerim’de:

 “ Şöyle buyurdu: "İkiniz birden inin oradan, birbirinize düşman olarak. Size benden bir hidayet geldiğinde bilesiniz ki hidayetime uyan artık ne sapar ne de bedbaht olur.” 124. “Kim de beni anmaktan yüz çevirirse mutlaka sıkıntılı bir hayatı olacaktır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz."(1)

Tefsiri:

Bu âyetteki lafzan "unuttu" anlamına gelen fiil daha çok "Rabbinin buyruğunu terketti" şeklinde açıklanmıştır.(2) 124. âyette ifadesini bulan "Allah'ı anmaktan yüz çevirme", Allah'ı inkâr etme, O'nun gösterdiği yolu beğenmeme, öğütlerine kulak asmama gibi mânalarla açıklanmıştır. Aynı âyette söz konusu edilen "sıkıntılı hayat"ın mahiyeti ve nerede olacağı hususunda ise ilk dönem müteessirlerinden farklı rivayet ve yorumlar nakledilmiştir, Burada sözü edilen sıkıntılı yaşantının kabir hayatı aşamasıyla ilgili olduğu veya âhirette yaşanacak sıkıntılara işaret edildiği rivayetlerinin yanı sıra dünya hayatındaki sıkıntılar anlamına ağırlık veren rivayet ve izahlar da vardır. Dünya hayatındaki sıkıntı, bu tür kimselerin maddî açıdan bolluk içinde olsalar bile, inançsızlığın, yanlış hedeflere yönelmenin, haram yollardan kazanmanın verdiği psikolojik baskı altında büyük bir darlık ve sıkıntı hissedecekleri, Allah'ın hoşnutluğunu kazanma amacının mutluluğundan yoksun kalmanın ıstırabını tadacakları şeklinde yorumlanabilir. (3)  Allah'a ve âhirete inanmayanların, inananlara göre çok daha dar bir maddî-mânevî alan tasavvuru ve bu tasavvura hağlı darlık içinde yaşayacakları da ayrı bir gerçektir. (4)

 Allah'ın hidayetiyle yol bulanlar, ne gelecekten korkarlar, ne de kaçırdıklarına üzülürler. Çünkü hidayete tâbi olmak, onlara hayırları kazanma yollarını kolaylaştırır, dünya ve ahiret saadetini va'deder. İstikameti bu olana, her karşılaşacağı ve her rastladığı yahut kaybettiği kolaylaşır. Çünkü o bilir ki, Allah, onun takipçisidir.  K.Kerimde:

"...Benden size hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa o, sapmaz ve sıkıntıya düşmez. Ama kim beni anmaktan yüz çevirirse, onun için dar bir geçim, sıkıntılı bir hayat vardır."(5) 

Hidayetine (Kur'an) tâbi olanlar hakkında Allah'ın âdeti, dünyada rahat bir yaşantıyla (bereketli, bol bir geçim) faydalandırmasıdır. 

"Erkek veya kadın, mü'min olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel, hoş bir hayatla yaşatırız. Ve mükâfatlarını elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz." (6) 

Allah'ın hidayetine uyanın durumu, salih amel işlemekle beraber mü'minliktir. Yoksa, Allah'ın hidayetine tâbi olmuş sayılmaz. Onun yaşadığı "tertemiz hayat" ise, herhangi bir sıkıntının olmadığı bir hayattır. Çünkü bu, İbn-i Kesir'in de tefsirinde dediği gibi, hangi yönden olursa olsun, bütün rahatlık şekillerini kapsar. Kaldı ki, sıkıntı, Kur'an'a uyan kimsenin kendisiyle faydalandığı temiz yaşantıya aykırıdır. Öyle ise, "sapma"nın giderilmesi  gibi,  "sıkıntı" da ondan bu dünyada giderilmiştir. Zira, Allah'ın hidayetine uyan kimse, O'nun rızasını gözetir. Allah'ın kendisi için taksimine de, azımsamadan kanaat eder. Çünkü o Allah'ın kendisine bahşettiği din nimeti sayesinde bahtiyardır, mutludur, rahat ve geniş bir yaşantı içindedir.

 

 Burada hidayet üzerinde ve sapıklık içinde; daha doğrusu hidayete layık olup olmama hakkındaki bilgilerimizi özetleyecek olursak, sapıklık nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

Allah'ın bazı kimselere hidayeti nasip etmemesinin sebeplerinin başında zulüm gelir. Kur'an, birçok ayetinde "   Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (8)  buyuruyor. Saptırıcıları veli/dost edindiği halde, kendini doğru yolda sanmak. Hevâ ve hevesine uymak, zevklerine göre yaşamak. Allah'ı anmaktan, hatırlamak ve düşünmekten yüz çevirmek. Dünya hayatından başka bir beklentisi olmamak. Babalarını, atalarını üzerinde bulduğu dini ve din anlayışını körü körüne sürdürmek. Zalimlerden ve nankörlerden olmak. İman edip peygamberlerin hak olduğuna şahit olduktan ve kendilerine belgeler geldikten sonra inkâr etmek. Hidayetin önündeki  engellerden  biri  de  nankörlüktür.(9) 

Fısk (fasıklık, yani bozuk, rezil yaşayış) da hidayete erişmeyi engeller. Kur'an, yalancılık ve israfın da hidayete ulaşmayı engellediğini beyan ediyor. Şeytana tâbi olmak, Peygamber’in yolundan ayrılıp başka yollara uymak, Allah'tan korkup çekineceğine başka varlıklardan korkup çekinmek, bütün bunlar hidayetin engellerindendir.

 

 

 

Allah’ü Tealâ, irade-i cüz'iyyesini hidayete, hak yola dönmek için kullanan ve iyi hal gösteren kullarına hidayeti, aydınlık yolu gösterir. Bir kimse, hidayeti yüce Allah'tan istemeli ve bu hali ömür boyu korumak için, sâlih amel işlemelidir.

 

Dipnotlar:

 

1-Tâhâ: 20/123-124.

2-Taberî, XVI, 220; Râzî, XXII, 124.

3-bk. Taberî, XVI, 225-227.

4-Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:III/556-558.

5-Tâhâ: 20/123-124.

6-Nahl: 16/97.

8-Bakara, 2/258.

9-İQRA' İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, 1  www.ikraislam.com--www.ankebut.net                          


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık