• 11 Ağustos 2016, Perşembe 8:47
HasanMERT

Hasan MERT

?Hacc? Mukaddes Beldeye Yolculuk (1)

            İslâm âlimleri, haccın ömürde bir defa farz olduğu konusunda görüş birliği içindedir. Delilleri; Kitap ve Sünnettir. Kur’an’da şöyle buyrulur: “Oraya gitmeye gücü yeten herkese, Allah için Kâbe’yi ziyâret edip haccetmek farzdır.” (1) “Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın.” (2)  “İnsanları hacca dâvet et ki, gerek yaya olarak ve gerekse uzak yollardan gelen çeşitli vâsıtalarla sana varsınlar.” (3)

“Safâ ile Merve şüphesiz Allah’ın şiarlarından/alâmetlerindendir. Kim Beytullah’ı hacc/ziyaret eder veya umre yaparsa onları tavaf etmesinde bir günah yoktur. Kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa, şüphesiz Allah onu bilir, karşılığını verir.”(4)

Niyet ve Hazırlık: Hac ibâdetini böyle anlayan ve böyle gören bir mü'min, içinde bulunduğu durumun önemini kavrayacak, ziyâretine tâlip olduğu Zât'ın büyüklüğünü düşünecek, bu ziyârette başka şeylere gönül düşürmenin yakışıksızlığını idrâk edecek ve ihlâs derecesini yakalamaya çalışacaktır. Ziyâretçinin kabul edilmeyi umabilmesi için engelleri kaldırması gerekir. Bu noktada iki çeşit engelden söz etmek mümkündür:

a) Dış engel: Bu, kulun günahları ile üzerinde bulunan kul haklarıdır. Bu engelin kaldırılması ise, tevbe ve istiğfar yanında hak sahiplerine haklarını teslim etmek ve onlardan helâllik almak sûretiyle gerçekleşecektir.

b) İç engel: Bu engel de kulun gönlünün, ziyâretine gittiği Zât'tan, O'nun sevgi ve özleminden başka şeylerle dolu olması, beden ve dünya zevklerine, menfaatlerine takılmış bulunmasıdır. Bu engeli ortadan kaldırabilmek için de vücut nasıl Kâbe'ye yönelmiş ise, gönlü de o evin Sahibi'ne yöneltmek, O'ndan başka bir şey düşünmemeye çalışmak gerekecektir.

Yolculuğa çıkan bir kimsenin geri gelip gelmeyeceği belli değildir. Bu sebeple vasiyetini yazıp ilgililere bırakması uygun olacaktır. Mü'min bu yolculuğa hazırlanırken bundan daha yakın olan ve her an çağrılması mümkün bulunan âhiret yolculuğunu da hatırdan çıkarmamalı, bu yolculuğun onu kolaylaştırmaya vesile olmasını dilemelidir. Yolcumuzun gerek kendine ve gerekse geride bırakıp nafakalarını teminle yükümlü olduklarına yetecek kadar para ve eşyaya ihtiyacı vardır. Bunların sıkıntıya düşmeyecek, başkalarına da az çok yardımda bulunacak ölçüde ve mutlaka helâl yoldan elde edilmesi, hazırlanması gerekmektedir.

 Hac nasıl azıksız ve hazırlıksız olmuyorsa, âhiret yolculuğu da azıksız olmaz; mü'min bu vesile ile âhiret için ne hazırladığını düşünmeli ve en hayırlı âhiret azığının takvâ olduğunu hatırlamak durumundadır.

Yolculuk: Hac yolculuğu hangi vâsıta ile yapılırsa yapılsın, rahatsızlık ve sıkıntılarla karşılaşmamak mümkün değildir. Bunlara karşı sabretmek, yol arkadaşlarını, hatta bineğini incitmemek, mukaddes yolun yolcusuna borçtur. Bunu yerine getirebilmek için de nasıl bir yolculuğa çıktığını, kimi ziyârete gittiğini, gittiği yerde nasıl bir muâmele görmeyi beklediğini düşünmek yetecektir. Bu düşüncelere bir de âhiret yolculuğu düşüncesini eklemek, bir gün geri dönme ümidi de olmaksızın bu yolculuğa çıkacağını, şimdi geçici olarak geride bıraktıklarını o zaman devamlı olarak bırakacağını hatırından uzak tutmamak, yolcunun sabır ve metânetini, hasret ve iştiyaka çevirecektir.

İhrâm: Kulun, Beytullah'ın kapısını çalması ve kabul niyaz etmesi mânâsını da ihtivâ eden "Lebbeyk..." sözleri, şeytan taşlamaya kadar ağızlardan düşmeyecek, her fırsatta tekrarlanacaktır. İhram elbisesini giyerken hac yolcusu ayrıldığı dünyadan üzerinde kalan son parçaları da çıkarmış, ölmeden evvel ölmüşçesine kefene bürünmüştür, ancak bu ölüm, dünya ve beden zevklerine âit olduğu ve ruh için vuslat zamanı yaklaştığı için temizlenmiş ve güzel kokular sürünmüştür.(İhramlanmadan önce) Şimdi âdetâ ayrı bir dünyada rûhânî bir hayat başlamıştır. Bu hayat içinde ne çekişmek, döğüşmek, günaha girmek, beden zevki yaşamak vardır; ne de bir canlıya, hatta kendi saç ve sakalına kıymak vardır. Bütün düşünce ve umut "geldinse buyur, seni kabul ediyorum" hitâbına mazhar olmaktan ibârettir. Böyle bir yaşayışın, bundan sonraki hayat için insanda derin izler bırakacağı, kişiyi yaratılış maksadına döndüreceği kuvvetle umulur.

Mekke'ye Giriş ve Kâbe'yi Müşâhede: Mekke'ye girmeden önce harem sınırları içine girilmiş olmaktadır. Harem-i Şerif, Allah Evi'nin dokunulmaz sahası ve insanlar için güvenlik bölgesidir. İlâhî korumanın güvenliğini yaşayan kulun aynı zamanda lâyık olamamanın korkusunu gönlünde taşıması gerekmektedir.

Bir müddet sonra Kâbe görünecek, bir mânâda hedefe varılmış, Allah evine girilmiş olacaktır. Bu sırada kulun Allah'ı görmüşçesine bir heyecan ve zevk ummânına dalması tabiîdir. Bir yandan Allah'ın bu lütfuna şükredilecek, bir yandan da "dünyada evini gösteren ve ziyâreti nasip eden Allah'ın âhirette de cemâlini göstereceği" umulacaktır. (Devam edecek)                                                                        

Dipnotlar:

(1)   3/Âl-i İmrân, 97)

(2)   (2/Bakara, 196)

(3)   (22/Hacc, 27).

(4)   (2/Bakara, 158)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık