• 21 Nisan 2016, Perşembe 9:12
HasanMERT

Hasan MERT

Dini Öğrenip Yaşamak

Günümüz İslâm toplumlarının, İslâm’ı yaşamaya çalışırken hangi ölçülere, nasıl ve hangi kaynakları

kullanması gerektiğine dair yeterince bilgi sahibi olup olmadığı bilgisi üzerinde duracağım.

 

            İslâm bilginleri dinin tarifini, Kur'ân-ı Kerîm'de yer alan açıklamaları ve İslâm inançlarını göz önünde bulundurarak yapmışlardır. Buna göre hak dinin tarifi şu şekildedir:

 

Din akıl sahibi insanları kendi tercihleriyle bizzat hayırlı olan şeylere götüren ilâhî bir kanundur. İslâm bilginlerinin din tarifleri hak din için düşünülmüş dar kapsamlı tariflerdir. Bu tariflerde ortak noktalardan biri dinin ilâhî kaynaklı olduğunun vurgulanmasıdır. Buna göre gerçek din beşer kaynaklı olamaz. Yine bu tariflerde dinin akıl ve irade ile ilişkisi gösterilmiştir; bu da dinin bir akıl ve tercih konusu olduğu anlamını taşır. Nihayet dinin insanları özü itibariyle hayır olana yönelten bir kanun şeklinde tanımlanması dinin aynı zamanda bir aksiyon alanı olduğunu gösterir.

 

Din tarihin bütün devirlerinde ve bütün toplumlarda daima mevcut olan evrensel ve köklü bir olgudur. İnsana hitap eden ve insan için söz konusu olan din, insanla beraber var olmuş ve tarih boyunca varlığını sürdürmüştür. Din insanlığın vazgeçilmez bir gerçeği olması sebebiyle bundan böyle de varlığını devam ettirecektir.

Din fertleri mukaddes duygu ve alışkanlıklarda birleştiren, toplumları yücelten ve geliştiren bir kurumdur. Din insanlara yön verip, onları iyi ve faydalı şeyler yapmaya yönelten bir hayat nizamıdır. Din aynı zamanda ahlâkî bir müessese olarak insanlara yön veren, en mükemmel kanunlar ve en sıkı nizamlardan daha kuvvetli bir şekilde kişiyi içten kuşatan, kucaklayan ve yönlendiren bir disiplindir.

 

             İslâm tevhid dinidir. Tevhid, Allah'ı zâtında, sıfatlarında, fiillerinde bir kabul etmek, onu yegâne tapınılan varlık olarak tanımak demektir. Bu anlayış ırk, dil, bölge gibi farklılıklara  rağmen bütün müslümanları birlik ve beraberlik içinde tutan bir çatı işlevi de görmektedir. Dinimizde müslümanların birlik ve bütünlüğünü bozan her türlü sosyal parçalanmalar ve bu sonuca götüren fikir ayrılıkları yasaklanmıştır. Şu âyetler bu hususu vurgulamaktadır: "Hepiniz Allah'ın ipine (dinine, kitabına) sımsıkı sarılın, parçalanıp ayrılmayın" (Âl-i İmrân 3/103), "Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin, aksi takdirde zaafa düşer, kuvvet ve devletinizi elden kaçırırsınız" (el-Enfâl 8/46). Fikir ayrılıkları her ne kadar tabii ve kaçınılmaz ise de, bu serbesti, müslümanların bölünmesine yol açmama şartı ile sınırlıdır.

 

Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Siz kendilerine apaçık âyetler ve deliller geldikten sonra parçalanıp dağılanlar gibi olmayın" (Âl-i İmrân, 3/105). Âyete göre sosyal anlamdaki parçalanmanın yanı sıra, hakkında apaçık âyet ve deliller bulunan iman esaslarının, İslâm'ın şartlarının ve farz veya haram oluşu kesin delille sabit olmuş diğer dinî hükümlerin Müslümanlar arasında çekişme konusu yapılması câiz değildir.(İlmihal-1

Diyanet İşleri Başkanlığı.Yay.)

            Müslüman halkımızın kendi iman ve uygulaması için gerekli olan din bilgisidir. İşte bu bilginin cemiyetimizde, çeşitli yaş ve bilgi seviyelerindeki kaynakları ile metodu üzerinde durmak istiyoruz.

Cemiyetimizde dinî bilginin kaynakları (edinildiği yer ve vasıtalar), yaş ve kesimlere, hattâ nesillere göre farklılıklar arzeder. Meselâ son nesil, yakın zamana kadar, okullarda yeterli din bilgisi alamamıştır. Kezâ şehirliler ile köylerde oturanlar, okumuşlarla halk tabakası arasında da dinî bilginin kaynakları bakımından bazı farklar mevcuttur. İşte bu sebeplerle sözü geçen kaynaklar bakımından karşımızda üç tabaka vardır: Çocuklar, halk ve okumuşlar. (Prof.Dr.Hayrettin Karaman İnt. Sitesi.)

Akil ve bâliğ olan bir kimsenin üzerine vacip olan ilk şey Allah’ın (c.c.) vahdaniyetine inanmaktır. K. Kerim’de bu hususta şöyle buyrulmuştur. Zâriyat suresi ayet 56 ;’’

56- ‘’Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım. ‘’(Hak Dini Hamdi Yazır)56.          ‘’Ben cinleri ve insanları, başka değil sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.'' (Kur'an Yolu )

56. âyetin "sırf bana kulluk etsinler" şeklinde tercüme edilen kısmı "sırf beni tanısınlar" şeklinde de anlaşılmıştır.  Fakat son tahlilde Allah'ı tanımanın anlamı O'na gerektiği şekilde kulluk etmektir. Burada "kulluk" ile Allah Teâlâ'nın buyruk ve yasaklarına uymanın değil, mümin olsun inkârcı olsun bütün cinlerin ve insanların Allah'ın kudreti ve koyduğu ilâhî-tabii yasalar önünde zorunlu olarak boyun eğmelerinin kastedildiği yorumu da yapılmıştır.

 

Farz-ı Ayın olan ilim, itikatta, iman ile küfrü, isyan ile hidayeti ayıracak kadar, ibadette ise, namazı,

orucu, zekatı ve haccı ifâ edecek kadar bilinmesi gereken ilimdir.’’ (Ahmed  Ziyâüddin Gümüşhanevî

Ehl-i sünnet İtikadı sh 15-16) Bedir yy) Konuya devam edeceğim. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık