• 23 Mart 2017, Perşembe 6:57
HasanMERT

Hasan MERT

Çanakkale Harbi (2)

İslâm’da düşmana karşı her zaman hazırlıklı olmak ve gerektiği zaman vatanı savunmak, çok önemlidir, hükmü de farzdır. Çünkü hazırlık olmadan bilinen-bilinmeyen düşmanların şerlerinden korunmak, saldırılarına karşı koymak mümkün değildir. Bunun için Yüce Allah, müslümanların düşmanlarına karşı hazırlıklı olmalarını emretmiştir ki, bu emrin yerine getirilmesi müslümanlar üzerine farzdır. Bu hususta Enfâl (8) suresinin 60. âyetinde Allah’tı Teâlâ şöyle buyurur: “

“Allah'ın ve sizin düşmanlarınızı ve onların gerisinde olup sizin bilmediğiniz, ama Allah'ın bildiklerini korkutup caydırmak üzere, onlara karşı elinizden geldiği kadar güç ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda harcadığınız her şeyin karşılığı, zerrece haksızlığa uğratılmadan size tastamam ödenecektir.” (1)

Tefsiri: “Allah'ın âdet ve kanunlarına göre zafer ve başarının şartlarını açıklayan âyetler (45-46) içinde bu âyete de işaret edilmişti. İslâm'a göre savaş gücüne sahip olmaktan, savaş için hazırlanmaktan maksat, dinleri başka da olsa fiilen savaşarak insanları öldürmek olmayıp onların maddî ve mânevi olarak kendilerine ve başkalarına zarar vermelerini engellemektir. Bu da, düşmandan daha güçlü olmakla mümkündür. Sağduyusunu yitirmemiş olan topluluklar, ortada zaruret bulunmaksızın kendilerinden daha güçlü bir topluluğa saldırmazlar. "Hazır ol cenge eğer ister isen sulhu salâh" şeklinde manzumlaştırılmış bulunan bu ilke, barışın ancak, bunu isteyenlerin caydırıcı güce sahip olmaları sayesinde gerçekleşebileceğini ifade etmektedir. Âyetin bu kısmı evrensel bir gerçeği dile getirmektedir. Buradaki "Savaş atları" ve bazı sahih hadislerde[2] teşvik edilmiş bulunan okçuluk ve atıcılık ise tarihî şartlar içinde yapılmış bir tavsiyedir, bir semboldür. Bunun günümüze yansıyan anlamı ise "en uygun, maksadı gerçekleştirmede en etkili olan silahlar ile diğer araç gereçler, askerî eğitim, savunma ve savaş stratejisi gibi savunma ve zafer için gerekli olan her türlü askerî güç ve imkanlar" demektir.” [3]

Vatan savunmasında şehit olanlar üzerine yapılacak çalışmalar, bizleri yaşanmış tarihimize götürecek ve o günlerin havasını gerçekçi bir şekilde kavramamızı sağlayacaktır. Bu suretle, içinde yaşadığımız toprakların ne fedakârlıklarla korunmuş olduğunu izlerken; aynı zamanda bu toprakları canı pahasına koruma sorumluluğunu da üzerimizde taşımış olacağız.

Çanakkale Zaferi, I. Dünya Savaşı'nda Türk ordusunun kahramanca mücadelesi ile kazanılan bir kahramanlık destanı olmuştur. Bu savaşta kazanılan zafer,   Milli Mücadele Hareketinin başarıya ulaşmasında moral destek sağlamış ve yeni devletin kurulmasına giden süreçte belirleyici olmuştur.

Savaş yıllarının ortaya çıkardığı bu tablo içerisinde Anadolu insanı ise, tüm yokluklara rağmen genci-ihtiyarı, kadını-erkeği, çoluğu çocuğu ile vatanı için cepheye koşmuştur.  15-16 yaşlardaki insanların cepheye gittiklerinin tespit edilmesi, bu savaşlar sırasında Anadolu'da insan kaynağının ne derece tükenmiş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Anadolu insanına, ordu mevcudu ve donanımı bakımından kendilerinden çok üstün kuvvetler karşısında zaferi kazandıran güç ise, vatan aşkı ve bağımsızlık azmi olmuştur.

Çanakkale Boğazını geçerek Türk vatanını istila etmek için zorlayan (kendisinden kat kat üstün kuvvetleri) durdurmayı başarmıştır.

Sekiz buçuk ay süren Çanakkale Savaşlarında, Seddülbahir'de, Arıburun'da, Kumkale'de, Anafartalar'da 250.000'in üzerinde kayıp vermiştir. Yaklaşık olarak her Türk ocağında bir Çanakkale şehidi vardır.

Çanakkale Savaşlarında Türkün yüce gücünü anlamak istemeyenler, yeni bir denemeye giriştiler. Fakat burada da başarısızlığa uğradılar.

Bizi ayakta tutan, bugünlere ulaştıran en önemli özellik çağlar ötesinden beri kazandığımız bu zaferlerdir. Nitekim kahramanlık ve cihad aşkı, Müslüman milletimizin asil ve asıl mayasında bulunan belirgin niteliklerindendir.

 Emrindeki 68 kahraman erle 6 taburluk binlerce düşman askerini 10 saat süreyle durduran ve bunun için "Çanakkale'yi kurtaran kahraman" olarak tarihe geçen Ezine'li Yahya çavuş ve benzerleri bunlardandır.

Onlar için yazılmış ve mezarları başında nakşedilme şu dörtlük, bize çok şeyler ifade ediyor:

"Bir kahraman takım ve Yahya Çavuştular,

Tam 3. Alayla burada, gönülden vuruştular,

Düşman Tümen sanırdı, bu şahlanmış erleri,

Allah'ı arzu ettiler; akşama kavuştular."(4)

Aynı şekilde değişik kahramanlıklarıyla tarihe altın  sayfalarla geçen ve gönüllerde taht kuran kınalı askerler 65 yaşındaki Ramazan Ağa'lar, insan üstü bir güçle 257 kg. ağırlığındaki top mermisini yalnız başına omuzlayıp Çanakkale boğazını geçilmez hale getiren Koca Seyit Ali Çavuşlar…

Şüphesiz her savaşta şehitler verilmiştir. Nitekim vatan sathının her parçası adeta şehit kanlarıyla sulanmıştır. Fakat Çanakkale, diğerlerinden çok daha farklıdır. Nitekim Âkif de, Çanakkale'deki şehitlerinin ne kadar çok olduğu gerçeğini ifade etmek için şöyle diyor:

"Bugün azıcık kazmayı vurdum yere, nâgâh

Aks etti derinden bana şu nâle-i can gâh

Zinhâr yavaş vur ki bu toprak yığınında

Bilsen ne kadar baş, ne kadar göz yatıyor âh!,,(5)

Bir başka Çanakkale gâzisi şöyle anlatıyor:

"Arıburnu cephesinde üç gün üç gece süngü savaş yapmıştık. Üç günün sonunda durmadan düşmana ateş ederken bir ara baktım ki; tetiği çektiğim halde tüfek patlamıyor. “Tam da zamanıdır, bizim tüfek bozuldu,” dedim. Tüfekten anlayan bir arkadaşıma seslenerek "bak hele, benim tüfek bozuldu her halde" dedim. Bana doğru bakınca;

"Ne bozulması kardeş, senin tetiği çeken parmağın kopmuş" dedi. Meğer bir düşman kurşunu gelmiş, tetik çeken parmağımın yarısını almış götürmüş. Benim haberim bile olmamış." (6)

Çanakkale’de canlarını ortaya koyarak bizlere bu vatanı emanet eden şehitlerimize ve gazilerimize minnet borcumuz vardır. Onların bu fedakarlığını unutmamak ve onların savunduğu davaya sahip çıkmak vazifemizdir. Onların, din, iman vatan ve millet için mücadele ettiklerini nesillerimize de öğretmeliyiz. Onları her zaman hayırla, minnetle ve muhabbetle anmalıyız. Ruhları şâd-u handân olsun.

Dipnotlar:

1 (Enfal/60)

(2] Müslim, "tmâre", 167.

[3] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kâfi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş, Kur’an Yolu, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: II/701-702.

(4) Nail MEMİK

(5) Safahat  574

(6)MEHMET ÂKİF ERSOY ÇANAKKALE RUHU Mustafa VARLI İstanbul 2016 SH 154


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık