• 21 Şubat 2015, Cumartesi 10:00
HasanHüseyin KARA

Hasan Hüseyin KARA

Yaşam savaşı!

Dünya her geçen gün daha da yaşanılmaz bir hal alıyor.

Biz mi dünyayı yaşanmaz kılıyoruz, yoksa dünya mı dengeyi sağlamak için bizden kurtuluyor, saatlerce oturulup tartışılacak bir konu…

İzlemekten gerçekten çok keyif aldığım bir film vardı ‘Kar ve Kaplan’ diye…

Bu filmde geçen ve beni gerçekten çok etkileyen bir replik ‘Neden savaşıyorlar biliyor musun?

Çünkü dünya insansız başladı ve insansız bitecek de ondan’ diye…

Savaş her yerde,

Dünya üzerinde yaşayan her canlı mutlaka bir savaş içerisinde…

Dini için savaşanlar, parası için savaşanlar, fikirleri için savaşanlar, iyilikle savaşanlar, kötülükle savaşanlar, savaşacak hiçbir şeyi olmayanlar ise yaşam savaşı veriyor…

İnsanından hayvanına, meyvesinden çiçeğine, her canlının verdiği bir savaş var, kazanmakla yükümlü olduğu…

Bu savaşta herkes neden yalnız, son zamanlarda beynimde bu soru ile verdiğim bir savaş var benimde…

Birkaç gün önce iş çıkışı, yorgun ve keyifsiz bir akşamüstü arkadaşımla birlikte çıktım zafere ve yemek yemek için girdik bir lokantaya…

Söylemesi ayıptır ama ben bir tavuk döner söyledim kendime, arkadaşımda tavuk şiş…

Her ne kadar alt tarafı bir tavuk dönerde olsa pek damak tadıma hitap etmeyen bir lezzetti ve üç beş lokmadan sonra baktım gidecek gibi değil ve bir poşet istedim…

Garson acayip bir surat ifadesiyle getirdi poşeti ve lokantanın köşesinden başladı beni seyretmeye ‘Napıyor bu adam’ diye…

Dürümün içerisindekileri poşete doldurdum ve ekmeği de poşetin içerisine küçük küçük parçaladım...

Yemeğimizi yedik, parasını ödedik ve çıktık…

Hava öyle bir soğuk ki, bildiğiniz ‘tükürsen tükürüğün yere düşmeden donar’…

Arkadaşımla birlikte titreye titreye kedi veya köpek aramaya başladık, elimizdeki poşette bulunan yemeği vermek için…

Ciddi ciddi bir 20 dakika dolaştık ama bulmak ne mümkün…

Aradığında çıkmaz ki karşınıza...

Baktık olacak gibi değil bildiğiniz donmuş durumda ‘başka çare yok’ diye eski ‘Kibrit’in 5 metre ilerisinde bulunan çöp kutusunun önüne bıraktık poşeti ve zaferde çok gürültülü olmayan bir kafe bulup oraya girip ‘birer kahve içelim ısınalım’ dedik…

Ve adımlamaya başladık ki;

İnce Minarenin tam önündeki çöp tenekesini karıştıran 15-16 yaşlarında engelli bir çocuk gördüm…

Resmen dondum kaldım, ne yapacağımı bilemedim içim cız etti…

Çocuk sırtında bir sırt çantası, elinde iki poşet,

Çıkan yiyecekleri çantasına, teneke kutuları ise poşetlere dolduruyor,

Resmen boğazım düğümlendi gidemedim yanına çocuğun olduğum yerden takip etmeye başladım.

Öyle bir soğuk ki hava, ellerimi ceplerimden çıkarttığım anda 5-6 saniye içerisinde buz kesiyor resmen ama çocuk çıplak elleriyle çöp karıştırıyor,

Zar zor yürüyebiliyor, çöp kutularını karıştıra karıştıra gidiyor,

Tam tramvay durağının önündeki çöpü karıştırırken karşıdan iki polisin çocuğa doğru yürüyerek geldiğini gördüm. 

Sevindim, ‘En azından onlar bir şekilde yardımcı olur’ diye düşünerek,

Çocuğa yaklaştılar, yaklaştılar ve hiç görmemiş gibi yanından geçip, az ileride mendil satan bir çocuğu kolundan tuttular ve biraz zorlayarak ekip otolarına doğru götürmeye başladılar…

Kendimi daha da bir garip hissettim ve bütün cesaretimi toplayarak çocuğun yanına gittim, koluna hafif dokunarak, ‘Aç mısın?’ dedim…

Çocuk birden irkildi, korktu, gözlerindeki korkuyu endişeyi anlatamam,

İki kolunu yukarı kaldırıp, ellerini kafasıyla birlikte yukarı aşağı yaparak, ‘Aba, aba, aba’ diyerek hızla benden uzaklaşmaya başladı. Kolunun bir tanesi tutmuyor, ayağının teki aksıyor ve üstüne konuşamıyor…

Korkma diye bağırarak arkasından hızlı hızlı yürümeye başladık ama ne mümkün çocuk öyle bir tedirgin oldu ki, hızlı hızlı arkasına bakarak yürümeye devam etti…

Sağlık il müdürlüğünün önüne kadar geldik…

Arkadaşım, ‘Bırak gitsin, çocuk çok rahatsız oldu’ gel dönelim dedi…

‘Ama!…’ diye bildim sadece, sonra koluma girdi ve geri döndürdü beni…

Öyle kötü oldum ki, ne diyeceğimi, neye nasıl karşılık vereceğimi bilemedim…

Soğuktan resmen donmuş durumda yürümeye başladık ki, köpekler için yemek bıraktığımız çöp kutusunun önüne kadar geldik sessiz bir şekilde…

Üstüne birde bıraktığım poşetin orada olmadığını gördüm…

Önce ‘Acaba bir hayvan geldi yedimi ki, en azından bir canlının karnını doyurabilmişizdir’ diye çöp kutusuna yaklaştık ki çok üzüldüm… Hatta kendi kendime sinirlenmeye başlamıştım ki...

Arkadaşım, ‘Yavaaaaş’ diye uyardı beni…

Goethe’nin bir sözü var aklımda, “Bir semtin hayvanları sizden kaçmıyorsa orada yaşayın. Çünkü, komşularınız güzel insanlardır.”

Bizim şehrimizin değil hayvanları, gerçekten ihtiyacı olan insanları bile bizden kaçıyor ise bunu sorgularım ben…

Allah için öldürülen insan, Allah için doyurulan açtan daha fazla ise bu dünyada,

Mahşer gülü Allah (c.c.)’nin karşısında nasıl hesap vereceğiz, nasıl yüzümüz kızarmadan ‘Sana kulluk ettik’ diyebileceğiz…

İşte bunun korkusu var yüreğimde…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık