• 07 Mart 2018, Çarşamba 7:22
HasanHüseyin KARA

Hasan Hüseyin KARA

Tarikatlar ve Cemaatler!..

Türkiye’de daha doğrusu tüm İslam ülkelerinde vardır Cemaat ve Tarikatlar,

Aslında bu dinimize aykırı bir durum değil…

‘Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun.’ (Al-i İmran, 104);

‘Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.’ (Tevbe, 119);

‘Namazı kılın, zekâtı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.’ (Bakara, 43))

Allah’ın birlik ve beraberliğe çağırdığı ayetlerden sadece bir kaçı…

Bu ayetlerden yola çıkarak İslam ‘Cemaat’ dinidir diyebiliriz…

Geçtiğimiz hafta bir yazı yazmıştım ‘Tarikatlar ülkeyi yavaş yavaş ele geçiriyor!...’ başlığıyla…

Birkaç hafta önce bir olay yaşamış, üzerine birde Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esergül Balcı’nın ekibiyle birlikte yaklaşık bir yıl boyunca yaptığı çalışma doğrultusunda 'Eğitimde Tarikat ve Medrese Gerçeği, 1 Milyon Öğrenci Tarikatların Elinde' raporu okuduktan sonra iyice sinirlenip bir yazı yazmıştım…

Gerçekten bu işi Allah rızası için yapan insanları üzmüşüm…

Sanırsam öfkeyle genellemeci ve toptancı bir yaklaşımla bütün cemaat ve tarikatları hedef almışım…

Allah rızası için yapanlar değildi bu yazıdaki sözlerimin hedefi…

Din üzerinden para kazanan, dini daha rahat bir hayat yaşamak için kullanan, Allah’ın gazabından korkmadan, insanların duygularını sömüren o kadar çok insan var ki, doğal olarak kurunun yanında yaşta yanıyor…

Tarikatlara ve cemaatlere olan tepkim nasıl başladı?

Birkaç yıl önce araştırmaya, merak etmeye, sorular sormaya, cevaplar aramaya başladım…

Kur’an gerçekten mucize bir kitap…

Türkçe mealini okumaya başladıktan sonra bize anlatılan birçok şeyin aslında çok daha farklı olduğunu, rabbimin bize emirlerini net bir şekilde okumaya başladığımda anladım…

İnsanlarla tartışmaya, kendilerine anlatılanları birde Kur’an’dan okuyup tasdik etmeden körü körüne inanmamaları gerektiğini anlatmaya başladığım bir dönem vardı…

İşte bu dönemde gazetede çalışan Umre’ye gidip gelmiş muhabir arkadaşlarımdan bir tanesi İstanbul’dan sohbet için bağlı bulunduğu cemaatten bir hocanın belirli aralıklarla Konya’ya geldiğini, bazen kendi evlerinde misafir ettiklerini, sohbetlerine mutlaka katıldıklarını ve bir iki hafta içerisinde Konya’ya gelerek sohbeti olacağını ve benim de bu sohbete katılmamı çok istediğini söyledi…

Çok sevineceğimi söyleyerek kabul ettim…

Ama oraya gidip dinleyip dinleyip ‘amin’ diyerek çıkmayacağımı, ayetlerle, hadislerle içli dışlı olduğumu, sorular sorup söylediklerinin kaynaklarını isteyeceğimi belirttim…

Hoca gelmiş, ilk sohbetinden sonra ertesi gün muhabir arkadaşım benim yanıma gelerek, ‘Abi kusura bakma, hocam ile görüştüm ama ‘bu arkadaşın zayıf bir inanışı var ve dini zayıf olan insanları sohbetlerimize çağırmıyoruz’ demiş…

‘Hocan sohbet için para alıyor mu?’ diye sordum…

‘Hayır abi, hocamızın parayla asla işi olmaz…’ dedi…

‘Peki İstanbul’dan neyle geliyorlar?’, ‘Arabayla geliyorlar abi.’, ‘Kaç araba geliyorlar?’, ‘Bir tane büyük transporter, iki-üç tanede arabayla geliyorlar abi.’ ‘Peki bu arabalar nasıl araba? Kaliteli pahalı lüks arabalar değil mi?’ diye sorduğumda ise, ‘Abi şu cipler var ya onlardan, lüks arabalar evet…’

‘Madem parayla pulla işleri yokta bu kadar lüks araba nereden çıktı? Bu arabaların benzinleri neyle karşılanıyor? Sohbet için gelen insanların işi gücü yok mu? Bu insanlar evlerini neyle geçindiriyorlar?’ gibi sorularıma ise ‘Bilmiyorum abi?’ diyerek cevap vermişti…

‘Benim imanımın zayıf olduğunu nereden anladı?’ diye bir soru sordum ama sinirlendim…

Gerçi sohbete kabul edilmeyeceğimi zaten tahmin etmiş ve daha öncesinde da arkadaşa iletmiş ama hocanın çok ilahi bir kalbe sahip olduğu bu yüzden geri çevrilmeyeceğimin sözünü de almıştım fakat yinede sinirlendim…

Birçok tarikat ve cemaat soru sorulmasını, cevabın doğruluğunun araştırılmasını sevmez, bunu öğrendim bu araştırmalarımın çoğunda…

İşte tarikatlara ve cemaatlere tepkim o dönemlerden başlamıştı…

Yazımda büyük bir genelleme yaptığım ve gerçekten bu işi Allah rızası için yapan insanları da kırdığım için üzüldüm…

5 parmağın 5’ide bir değil elbette…

İnsanların duygularını sömürerek, lüks arabalarda, ultra lüks evlerde yaşayıp, kendi çocuklarını yurt dışlarında özel kolejlerde, özel okullarda okutup, Türkiye’nin en pahalı hastanelerinde kadın doktorlara gidip tedavi olan, fakat insanlara fakirliği anlatan, lüksten kaçınmalarını söyleyen, kız çocuklarının okumamalarını, yanlış görünenlerin sorgulanmaması gerektiğini aşılayan kişiler benim her daim hedefimde olacak…

Ama bir yanlışım var bunu da kabul etmek gerekiyor, zengin alıp fakirin karnını doyuran, bu fakir diye ayırt etmektense tam aksine o çocukların okuması için teşvik eden, okumaları için ellerinden geleni yapan cemaatler de var bunu belirtmeliyim…

Ki zaten hiçbir dönem tasavvuf ağırlı olan cemaatler ülkesine ve milletine ihanet içerisinde bulunmamıştır.

Çünkü onlar yaratılanı yaratandan ötürü sevmek ilkesi üzerinde hareket ediyorlar.

Sonuç olarak din üzerine hizmet edenlerden bizler millet olarak razıyız, Allah’ta razı olsun…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık