• 11 Ocak 2018, Perşembe 10:20
HasanHüseyin KARA

Hasan Hüseyin KARA

Bize her gün bayram!

Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü!..

Türk basın tarihine ‘Dokuz patron olayı’ olarak geçen ve gazetecilerin haklarının ilk kez yasal güvence altına alındığı gün 10 Ocak 1961’dir.

1961-1971 arasında “Çalışan gazeteciler bayramı” adıyla kutlanmış;

1971 yılındaki askeri müdahaleden sonra ülkede gazetecilerin bazı haklarının geri alınması üzerine kutlama gününün adı, ‘10 Ocak Çalışan gazeteciler günü’ olarak değiştirilmiş.

Ve bugüne kadarda her 10 Ocakta her ne kadar adı çalışan olsa da çalışan çalışmayan her gazetecinin bayramı olarak kutlanmış…

Biz gazeteciler kendimizi ikiye ayırmışızdır ‘Alaylı’ ve ‘Mektepli’ diye…

Alaylılar sevmez mekteplileri, ‘Onlar işin ilmini bilmezler onlar teorikte öğrenmiştir, pratikte çook ekmek yemeleri lazım’ diye…

Mektepliler ise alaylıları küçümserler ‘Biz bu işin okulunu okuduk, kara düzen gazetecilik mi olur?’ diye…

Zaten her türlü birbirimizi ayrıştırdığımız, kutuplaştırdığımız için idareciler, kanaat önderleri, zenginler de bunu fırsat bilir…

Mesleğe başladığımda 1980’li, 90’lı yıllarda yapılan gazeteciliği ‘ağzım açık’ dinler, ‘Vay beee’ derdim…

Ben ise 2000’li yılların gazeteciliğini anlatırdım, 2010-2015’liler ağzı açık dinlerdi…

Şimdi ise 2010’lu yılların gazetecileri 2017-2018 model yeni nesil internet gazeteciliği yapanlara anlatıyor ve onlar dinliyor…

Ne kadar nankör bir meslektir bizim mesleğimiz.

Ne kadar kutsal, ne kadar önemli…

İlginç değil mi? hem kutsal, hem nankör…

Eskiden gazetecilik vardı, doğru olanı, doğru bildiğini, belgeli, delilli, ispatlı…

Bugün ise yalanlı, iftiralı, tehditli bir gazetecilik yapılıyor…

Bunu yerele indirgemek pek doğru sayılmaz, yerelde biz pek o kadar değiliz Allah için hakkımızı yemeyeceğim…

Ama yaygın basın mensupları offff…

Tabi bizde yerelde de onları görünce gözümüz oynamıyor değil hani…

Gerçi bizi bu duruma düşürenler utansın…

Şimdi benim çocukluğumda seversiniz sevmezsiniz bir ‘Uğur Dündar’ gazeteciliği vardı…

Yakasına gizli kamera takılan bir muhabir fabrikaları, iş yerlerini, resmi kurumları, gayri resmi kurumları gezer ve olumsuzlukları bizlere aktarırdı.

Ben birebir duymadım o yüzden yüzde yüz gerçek ve doğru bir olay diyemem…

Ama duyduğum çok ilginç gelen bir olay…

Bir gazeteci, bir oda başkanından randevu alıyor.

Başkanın karışına oturuyor ve diyor ‘bir çay söyle başkan’…

Başkan şaşırıyor ‘Hay hay’ diyor, ‘içeceğin bir çay olsun’...

Çay geliyor ve muhabbet yavaş yavaş ilerliyor…

Bizim gazeteci gayet şuh ve şekilli ‘Eee anlat bakalım başkan neler yapıyorsun, neler ediyorsun, nerelerde geziyorsun’

Başkan yine bir şaşırıyor ama bozuntuya vermeden, ‘Ne olsun işte kardeşim, öyle iş güç koşturuyoruz’ diyor…

‘Yok başkan’ diyor bizim gazeteci, ‘Onu sormuyorum, başka başka neler yapıyorsun?’

Başkan tabi biraz gerilerek, birazda sinirlenerek, ‘Ne istiyorsun, hele bi sadede de gel hele’ diyor…

Bizim gazeteci çıkartıyor çantasından birkaç fotoğraf ve masanın üzerine koyuyor…

‘Senin bilmem ne gazinosunda, bilmem ne kadılarla fotoğrafın’ diyor…

Başkan sonrasında ise gayet sakin ve rahat bir şekilde, ‘Hıı tamam şimdi oldu. Ne yapacağız peki söyle bakalım?’ diye soruyor…

Gazeteci arkadaş ise 50 bin lira para istiyor fotoğrafları yayınlamamak için…

Başkan hemen ‘Tamam’ diyor ertesi gün için sözleşiyorlar…

Başkan ertesi gün kuruyor gizli kamera düzeneğini ve başlıyor beklemeye…

Kısa süre sonra gazeteci  çıkıp geliyor ve ‘eee başkan hazırladın mı parayı?’ diye soruyor..

Başkan ise ‘Ne parası’ diyor. ‘Dün konuştuk ya’ diyor gazeteci. Başkan yine hiç haberi yokmuşçasına, ‘Ne konuşmuştuk yahu’ diye soruyor…

Sonra gizli kamera düzeneğinden habersiz gazeteci ise, ‘Başkan senin fotoğrafların var bende, bunları yayınlamayım diye sen bana 50 bin lira para verecektin, vermezsen vallahi yayınlarım’ diyor…

Başkan çok yavaş bir şekilde masasından kalkıyor ve ağır ağır masanın diğer tarafına geçiyor. Tam gazeteci arkadaşın karşısına geliyor ve…

Ve Allah ne verdiyse, ‘Ülen …. sen kimsinde bana şantaj yapıyorsun, herifsen yayınlarsın… Senin bilmem neyini bilmem naparım’ diyor iyice bir dövdükten sonra kapının önüne koyuveriyor…

Dedim ya bizi bu duruma düşürenler utansın diye…

Bu camiada ya ‘Onursuz’ olarak anılacaksın herkes arkandan sövecek ama yüzüne ‘aman abicim, canım abicim’ diyecek…

Yada eşeğin kuyruğu gibi ne uzayacak ne kısalacak, yarı aç yarı tok ama saygılı, şerefli ve onurlu anılacaksın…

Ya yalaka olacaksın, ‘Bu adam bizden’ dedirtip destek alacaksın veya ‘Tarafsız’ olacaksın ‘Nasılsa iyi bir şey yaparsak karşılık istemeden yazıyor o yüzden gerek yok destek vermeye’ dedirteceksin…

Maalesef şu an bir söz var herkesin dilinde pelesenk olmuş ‘Tarafsızsan bertaraf olursun’ diye…

Ya oncu olacaksın, ya da buncu, eğer ‘ben taraf olmam arkadaş iyi yaparsanız da yazarım, kötü yaparsanız da’ derseniz destek yerine dirsek görüyorsunuz ve dolayısıyla belli bir süre sonra aç kalan gazetecilerde ‘Onur’larını bir kenara bırakıp asla yapmam dediği onursuzluklar yapıyor…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık