);*} BENCİLİZ!!!
  • 26 Mart 2019, Salı 8:42
HasanHüseyin KARA

Hasan Hüseyin KARA

BENCİLİZ!!!

Siyaset, siyaset içiniz şişmedi mi?...

Siyaset değil belki ama siyasilerin verdikleri sözleri bir türlü tutmamaları ve sürekli seçimden sonra diyerek her seçimi böyle atlatmaları benim içimi şişirdi…

Nasıl mı?

Muhtemelen sosyal medya kullanıyorsanız Çocuk İstismarıyla Mücadele Derneği Başkanı Saadet Özkan’ın feryadını duymuşsunuzdur…

Konu korkunç…

Mersin'in Tarsus ilçesinde dört yıl önce, 12 yaşındayken yaz tatilinde gittiği kuran kursundaki cami imamı tarafından cinsel istismara uğradığı iddia edilen E.S.’nin Tarsus 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmasında, savcının talebine rağmen, önceki duruşmada olduğu gibi sanık imam tutuklanmadı…

Saadet Özkan duruşma sonrası sosyal medya hesabından, “Herkesi duyarlı olmaya, bu davayı takip etmeye ve çocuğumuza sahip çıkmaya çağırıyorum. 12 yaşında, derslerinde çok başarılı bir çocuk şu an okula gidemiyor, hayata küsmüş durumda, bu ülkede herkese sesleniyorum, gelin çocuklarımızı hep birlikte koruyalım” diyerek ağlaya ağlaya isyan etti…

Çocuklarımıza sahip çıkamıyoruz, büyüklerimiz, siyasilerimiz; ‘devletimizin çocuklarımıza sahip çıkacağına’ dair söz verdi bize ama bir sonuç alamadık bir türlü…

Seçim bitsin demişlerdi üzerinden kaç seçim geçti…

‘Sokak hayvanlarına sahip çıkacağız’ demişlerdi…

Sahipsiz olan canları bırakın, sahipli canlar bile güvende değilken, daha kaç seçim bekleyeceğiz…

Aylar önce bir haber çıkmıştı, Konya'da Safiye Gürsel'in yaklaşık 4,5 yıldır beslediği 'Şanslı' adlı köpeği için, apartmanda yaşayanların dava açtı ile ilgili…

Safiye teyze, ‘Buna köpek diyorlar; ama ben ona 'oğlum' diyorum’ demiş ve arkasından eklemişti, ‘Onlar olsa yavrularını nasıl bırakabilir’ diye sormuştu vicdansız komşuları için…

Hah işte 1'inci Sulh Hukuk Mahkemesi, köpeğin evden tahliye edilmesi yönünde karar almıştı.

Şaşılacak bir durum yok, yüce adalet mağdur olanın sevgiden yoksun komşular olduğuna karar vermiş…

Safiye teyze de, ‘Onu benden ayıramazlar’ diyerek köpeğinden ayrılmaktansa, sevgisiz, saygısız, kibir dolu, öfke dolu komşularından ayrılmaya karar vermiş, iyi de yapmış ve evini satışa çıkartmış…

Ne diyebilirim ki?...

Bebekler ağlayacak, köpekler havlayacak, bahar gelince kediler bağıracak, yaşlılar yavaş yürüyecek, engelliler hızımızı kesecek ve biz buna alışacağız…

Öyle yada böyle, bugün olmazsa yarın, olmazsa 10 sene sonra olmazsa 100 sene sonra bu dünyanın diğer insanların, diğer canlıların ortak dünyası olduğunu anlayacağız, bizim kıymetli rahatsızlıklarımızın hayatın akışını belirlemediğini öğreneceğiz…

Öğrenmeliyiz…

Hele Konya olarak…

Mevlana’yı dilimizden düşürmeyiz, Mevlana’nın hoşgörüsünü anlatırız gelen giden herkese…

Hatta öyle ki, Mevlana’yı yemek yapıp yeriz, köfteciye isim eder, sigortacısını yapar, börekçi yaparız, daha düne kadar içkili mekanlarda şarabını yudumlayan turistlerin önünde sema gösterisi yaparız ama elin gevuru ‘Rumi’ diye içki çıkarttığında da duyar kasarız…

Kızmayın, kusura bakmayın ama ben kızgınım ve kusura bakıyorum çünkü, dünyanın en yaşanılası şehri olan Konya ilimizin muhafazakar halkı, dini kulaktan dolma, sadece birilerinin yönlendirmesi ile yaşadıkları için bu hale gelmiş ve, bu durum verdikleri kararlara da yansımış durumdad…

Peygamber efendimizin “Evine döndüğün zaman hâne halkına söyle, hayvanlara iyi baksınlar, yemlerini güzelce versinler! Yine onlara tırnaklarını kesmelerini emret ki hayvanları sağarken memelerini incitip yaralamasınlar!»” (Ahmed, III, 484; Heysemî, V, 168, 259, VIII, 196)” sözlerinde de görüldüğü üzere, bu konuda ki hassasiyet İslam’da büyük önem arz ediyor.

İslam’ın dünyada yaratılan kötü imajından kurtulması için hangi çabayı sarf ediyoruz bi söyleyin bana…

Dinimiz hoşgörü dini, şehrimiz hoşgörü şehri, hem Peygamberimizi, hem Mevlanamızı dilimizden düşürmüyoruz ama hangimiz onlar kadar seviyor, onlar kadar hoşgörü gösteriyoruz…

Ne yazık ki bu konuda ki noksanlık günümüz yüzyılının bir hastalığı olmuş durumda…

Din bir kaç kendini bilmez şaklaban tarafından yanlış yorum ve yönlendirmelere maruz kalıyor ve ne kadar sesimizi çıkarabiliyoruz?…

Birde işin diğer bir boyutu var…

Köpek havladı diye şikayette bulunanlar aynı hassasiyeti bir kadının çığlıklarında da gösteriyor mu?...

Kocası tarafından öldürülesiye dövülen bir kadının çığlıklarını duyduklarında da aynı tepkiyi verebiliyorlar mı?...

‘Aile içinde olur böyle şeyler’ diye sessiz kalanların gücü bir köpeğe yetiyor maalesef…

Penceresinden çıkıp ‘dan dan dan’ ateş eden bir magandayı aynı apartmanda oturan alt komşusu şikayet edebiliyor mu?...

Hiçbirimiz dünyaya "padişah tohumu" olarak gelmedik; bazen toleranslı olmayı, halden anlamayı öğrenmeliyiz…

Bizler ‘A plus’ ve ‘ultra sessiz komşular’ olarak aynı ‘saygıyı’ diğer insanlardan da beklemekte haklıyız!!!

Fakat karşınızdakinin durumunu da bir değerlendirin önce…

Her gece ‘konu komşu uyuyabilir mi demeden partileyen gençlerden’ bahsetmiyoruz burada…

74 yaşındaki bir kadına arkadaşlık eden şu köpek sizi ne kadar rahatsız etmiş olabilir?

Ben şundan eminim: O dairede her sabah ciğerlerini yırtarcasına ağlayan bir bebek, atlayıp zıplayan hiperaktif çocuklar ya da ara sıra derdini anlatmak için bağıran zihinsel engelli bir hasta da yaşıyor olabilirdi!

Ve bu insanlar onlara karşı da yine aynı kötü temennilerde bulunacak fakat toplum tarafından ayıplanma korkusuyla bunları dile getirme cesareti bulamayacaklardı.

Bencilliğin bizi bu "şeye" dönüştürmesine izin vermeyelim!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık