• 23 Temmuz 2018, Pazartesi 12:27
ErdalARSLAN

Erdal ARSLAN

Mensubiyet mi? - YOKSA - Liyakat mi?

Yeni Sistem ve yeni devlet yapılanmasının tamamlanmasını beklediğimiz şu günlerde, hem kamu kurumlarında hem de siyasi partilerde önemli beklentiler olduğunu gözlemliyoruz.

Özellikle Cumhur İttifakı ve bu İttifakı destekleyen siyasi parti mensuplarında bu beklentinin en üst düzeyde olduğunu görüyoruz.

Devlet yönetimine tabi olan siyasi partilerin seçmenlerine karşı sorumluluklarından en önemlisi seçim vaatlerini yerine getirmektir. Bunu yerine getirir iken, siyasi sorumluluğu olan iktidarın bu sorumluluğun bilincindeki yerel paydaşlarını yâda mensuplarını kullanmasında hiçbir sakınca yoktur. Lakin bu kişinin getirildiği yâda getirileceği makamı yâda görevi yerine getirme ehliyetine sahip olması zorunluluğu ve gerekliliğinin unutulmaması gerekir.

Özellikle kamudaki bazı kritik makamlar, özel yetenek ve kişisel gelişim noktasında birçok insandan farklı olmayı gerektirebilir. Bu atamalar yapılırken bazen de bu kriterlerin devreye girmesinin normal olduğunu kabul etmek gerekir.

Şimdilerde ise toplumumuzda beklenti içerisinde olan birçok kişi sadece mensubiyet yâda aidiyetlerinden ötürü bütün makamlara yâda görevlere gelmeyi kendilerinin en doğal hakkı imiş gibi görmekte ve bu görevlere atanmayı bir hak, atanmamayı ise bir haksızlık olarak algılamaktalar.

Oysaki kendilerine bir işe ehil olan mı atanmalı yoksa sadece mensubiyeti olan mı diye sorduğunuzda tabi ki işin ehline verilmesi gerektiğini anlatıp; Resûlullah Efendimizin Mekke’nin Fethi sonrasında Kâbe’nin anahtarını daha o zaman henüz gayrimüslim olan fakat yıllardır Kâbe’nin bakımını yapan aileye geri vererek, işin ehline verilmesi gerektiğini gösteren örneğini anlatırlar.

Lakin iş kendilerine yâda yakınlarına geldiğinde farklılaşır ve talepleri “hakka” dönüşür. En azından kendileri bunu bir hak olarak görürler, görüyorlar.

Dünya’da ekonomik ve siyasi çalkantıların yaşandığı, ikinci dünya savaşı sonrasında yeni dünya sisteminde oluşturulan BM’den IMF’e, NATO’dan, AB’ye tüm birliklerin sarsıldığı, Ortadoğu ve dünyanın birçok ülkesinin kana bulandığı bir süreçte ülke olarak bizim güçlü, millet olarak ise birlik içerisinde olma mecburiyetinde olduğumuzun farkına varmalıyız.

Ülkenin bekâ tehlikesi ile ilgili büyük tehlike ve badirelerden geçtiğimiz bu günlerde, Ülke var olmadan bizim var olamayacağımızı idrak etmemiz lazım.

Vatan olmadan ne makamın olur, ne mevkiin,

Ne fabrikaların olur, ne villaların,

Ne paran olur, ne de bir hayatın.

Onun için devlete bir makam yâda mevki talep ederken kişisel ihtiraslardan uzak, hakikaten bu işi yapıp yapamayacağına bakmak lazım.

Öncelikle 85 milyonun hakkından ve vebalinden, sonrasında da bizim ülkemizden büyük beklentileri olan İslam Aleminin tamamının hakkından ve vebalinden haberdar olarak bu görev ve makam taleplerinde bulunmak lazım.

Çok sevdiğim bir dostum şöyle diyor bu devir için; “Aklı olan Muhtar azası dahi olmaz”…..

Ha, verilen görevden de kaçılmaz, sözümüz talepkâr olup haddi aşanlara!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık