);*} Huzur şehri?
  • 11 Mart 2017, Cumartesi 7:36
EmreYAVUZ

Emre YAVUZ

Huzur şehri?

‘Gez dünyayı, Gör Konya’yı’ muhteşem bir şehrin içinde yaşadığımızı anlatan en güzel sözlerden bir tanesi…

Tüm dünyayı kucaklayan Hz. Mevlana’nın Konya için, Konya’yı anlatmak için kullandığı bir cümle…

Her köşesi ayrı bir güzel, her noktası ayrı bir huzur…

UÇAK RESTAURANT

Büyükşehir Belediyesi’nin Konya için hizmetleri saymakla bitmez…

Seversiniz sevmezsiniz, çalışmalarını takdir edersiniz etmezsiniz bu tamamen kişisel bir durum…

Yaptığı hizmetlerin hepsi dört dörtlük mü?

Tartışılır…

Yanlışları, eleştirilecek yanları mutlaka vardır ama bu ne benim haddim, (Daha kaç günlük yazı yazıyorum ki, böyle bir hak göreyim kendimde) nede bu köşenin yeri…

Ama Konya’nın bir çok noktasına açılan belediyenin işletmeciliğini yaptığı kafe ve restaurant var…

Bunlardan birisi Türk Yıldızları parkında bulunan Uçak Restaurant…

Belediyelerin işletmecilik yapması doğru gelmezdi bana…

‘Kendi işleri, ilgilenecekleri başka yerler yok mu?’ düşüncesi vardı hep…

Ama bu düşünce uçup gitti.

Konya’nın en güzel parklarından bir tanesinin içerisinde, Konya’nın en elit mekanlarından bir tanesi olmaya aday bir restaurant kafe bir işletmeciye kiralansa fiyat politikası, lezzet devamlılığı, güler yüzlü hizmet konusunda problemler yaşanılabilir, tekrar tekrar farklı işletmelere kiralanmak durumunda kalınabilirdi…

Geçtiğimiz günlerde birkaç arkadaş toplandık ve değişiklik olsun diye gittik…

Çok şık bir mekan yapmışlar…

Çok para harcandığı belli ama hakkını da vermişler…

Ben ‘tirit’ yemek istedim arkadaşlarım ise ızgara…

Yemekler gelene kadar biraz sohbet ettik arkadaşlarla.

Mekan harbiden çok şık, çalışanlar çok güler yüzlü, biraz rüzgarlı ama e olsun o kadarda dedik kendi kendimize…

Yemeklerimiz geldi, uzun süredir yediğim en lezzetli tiritti…

Özellikle havalar düzeldikten sonra hem gidip bir temiz hava almak, hem çok lezzetli bir yemek yemek, hemde güzel bir vakit geçirmek için yapılmış çok hoş bir mekan...

Fiyat konusunda ise düşünülenin daha doğrusu ilk algının aksine, bir çok lüks restauranta göre aynı kalitede ama daha uygun bile diyebiliriz…

LOGAN

Bu hafta sinemada alışılagelmişin dışında farklı bir kahraman filmi seyrettim.

Sinema sanatını seviyorsanız, karanlık salonda koskocaman ekranda yaratıcı zekaların hayallerinin gerçeğe dönüşmesini izlerken hayattan ve sıkıntılardan koptuğunuzu düşünüyorsanız, Logan son yılların en etkileyici işlerinden birisi gerçekten…

Uzun yıllar sonra nefesimi tuttuğum, boğazımın düğümlendiğini fark ettim bazı sahnelerde, o bitmez tükenmez otoyollardaymışım gibi hissettirdi.

Gerçekten eski jenerasyonun iyi bildiği, benim gibi meraklılarının haricinde yenilerin belki henüz tanışmadığı kült yapımlar Vanishing Point, Easy Rider, Thelma & Louise, Django gibi filmlere bir saygı duruşu olmuş birçok açıdan.

Yönetmen ve senaryo ekibinin kült filmler, yol filmleri ve distopik eserler külliyatını yalamış yutmuş olduğunu söylemek lazım...

Logan'da kaliteli western tarzından bilim-kurgunun üstatlarına uzanan geniş bir yelpazeye çok lezzetli selamlar yakalamak mümkün.

Hugh Jackman bu filmde belki de hayatının işlerinden birine imza atmış.

Logan olarak kaybedeceğini çoktan anladığı bir savaşın içine gönüllü şekilde yer alan, beden olarak kaybedecek ama ruhunu temizleyeceği son bir yolculukta insanlığını, ruhun güzelliğini, çocukluğu, var olmanın ve hareket etmenin önemini son bir defa daha tecrübe eden bir karakter olarak ölümsüzleşiyor.

Film çok hızlı değil.

Derin, alt metinleri olan ve bu sanatı neden bu kadar çok sevdiğimizi bize bir başyapıt olarak sunan farklı bir süper -anti- kahraman filmi. 

RÜZGARIN ADI

‘Uyuyan höyük krallarından prensesler kaçırdım. Trebon kasabasını yakıp kül ettim. Felurian’la bir gece geçirdim ve hem canıma hem de aklıma mukayyet olabildim. Çoğu insanın kabul edildiğinden daha küçük bir yaşta Üniversite’den atıldım. Başkalarının gündüz gözüyle ağızlarına almaktan bile korktukları yollardan ay ışığı altında geçtim. Tanrılarla konuştum, kadınlar sevdim ve ozanları ağlatan şarkılar yazdım. Belki beni duymuşsunuzdur.’ Fantastik kurgu edebiyatının eşsiz bir masalı, bir kahramanın kendi ağzıyla anlattığı öyküsü işte böyle başlıyor.

Kitabın salt fantastik olarak donatılmamış olması da hoşuma giden özelliklerinden.

Hayatın kendisine yani başarısızlığa, başarıya, sevgiye, nefrete, dostluğa dair pek çok konuda oturup defalarca okuyabileceğiniz cümlelerle dolu bir kitap. Bir başka değişle, ‘boş bir kitap değil’.

Gerçekle kurduğu bağlar sayesinde, fantastik bir kitap olmasına rağmen, bir yerlerde Kote adında bir hancı olarak gizlenen kızıl saçlı Kvothe adında bir efsane yaşıyormuş gibi okuyorsunuz.

Demem o ki okumadıysanız hemen okuyun. Fantastik severler es geçmemeli.

Filmi ya da dizisi çıkmadan da meşhur olmayı hak eden bir seri olduğunu düşünüyorum.

Keyifli okumalar…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık