• 10 Haziran 2019, Pazartesi 9:05
Ali RızaTABAN

Ali Rıza TABAN

SES

Sevinçlerin, birlikteliklerin ve mutlulukların yaşandığı eski bayramlar yok artık. Aile büyükleri de torunlarına heyecanla karşılanan, heyecanla  kutlanan o eski bayramları da anlatmıyor.

Bayramlar geçmiş bayramlara  göre mahsun ve geçmiş bayramlara göre yalnız ne yazık ki. Bayram günlerinde, kaybettiğimiz ve  hoyratça yok ettiğimiz bayram geleneklerimizi hatırlar ve hüzünlenirim. Eski bayramlarda her şey çok farklıydı,. Mesela  samimiyet vardı,  ilgi vardı, içtenlik vardı , temas ve  muhabbet vardı ve o bayramların insanları etkileyen bir ruhu vardı.

Bayram namazları daha çoşkulu olur, cemaat camileri tıklım tıklım doldururdu. Minberdeki hocanın ağzının içine bakılırdı, “Acaba ne söylüyor, ne söyleyecek” diye. Son  Bayram namazında hocaya  baktım, hocada heyecan yok. Söyledikleri, ezberin tekrarından ibaretti. Bir de  cemaata baktım, cemaatın büyük bir kısmı da esneme vaziyetindeydi.  Cami içinde eskiden olduğu gibi cami cemaatını hocalar, bayramlaşma görevine de davet etmiyor  genellikle.

Değişmeyen belki de  tek gelenek mezar ziyaretleri. Arefe günü başlayan bu ziyaretler bayram günlerinde de sürüyor ve mezarlıklar tıklım tıklım. Bu, takdirle karşılanması  gereken bir durum.  Hassasiyet sahibi insanlar  ebediyete intikal eden yakınlarının mezarlarını ziyaret ediyor, dualar okuyor. Fakat mezarlık yönetimleri mezar ziyareti için gelen insanlara gerekli hizmeti veremiyor. En basitinden mezarlık kapılarında bir görevli bulundurulabilir. Küçük cenaze nakil araçları ile mezarlık içinde  yaşlı ziyaretçiler  taşınabilir. Yakınının  mezar yerini bilmeyen ve uzaktan gelen insanların eline bir kağıt veriliyor. “ 3. Caddeden 300 metre yürü sonra   sola dön,  200 metre yürü, sonra 5. Caddeye gir, 150 metre yürü. Sağa dön, sola dön 15 metre ileride dur.” Böyle olmaz. Ziyarete gelen adamın başı dönüyor ve sonra da yakının  mezarının yerini  bulamadan çıkıp gidiyor.Mezar bulma görevini, mezarlıklar idaresi yapmalı.

İnsanları, aileleri bir araya getiren, birleştiren o eski bayramlar yok maalesef.

Mesela; aile içinde, hısım-akraba arasında, insanlar arasında, arkadaşlar arasında, komşular arasında geçmişteki bayram adetleri, gelenekleri  yaşanıyor mu, böyle bir şey kaldı mı?

Eskiye göre ulaşım daha kolay. Bir çok evde araba var. Toplu ulaşım araçları var. Toplu ulaşım araçları bayramlarda ücretsiz. Yani  imkan var.Fakat insanlar dini bayramlar gibi  çok özel günlerde bile yakınlarına gitmekten, ziyaret etmekten imtina ediyor. Benim küçüklüğümde mahallemiz olan Küçükkumköprü’den, akrabalarımızın bulunduğu Şeker Murat Mahallesi’ne kadar yürüyerek bayram ziyaretine giderdik. O yıllarda dolmuş yoktu, belediye otobüsleri yoktu. Akrabalarımız da yürüyerek bize gelir, giderlerdi.

Bayramları çok değiştirdik. Yeni marifetlerimizle değiştirdik bayramları. Yakınlarımızı, hısım-akrabalarımızı, dostlarımızı, arkadaşlarımızı  ziyaret etmiyor, kucaklaşmıyor ve muhabbet tazelemiyoruz. Dolayısıyla birbirimizi unutuyor, birbirimizden uzaklaşıyor ve birbirimize yabancılaşıyoruz. Bunun bir sebebi de kamunun  ve teknolojinin marifetleri olmalı.. Kamu, uyguladığı politikalarla insanlara şehir dışı tatilleri özendiriyor ve teşvik ediyor. İnsanlara şirin görünmek adına dini bayramlarda tatil süreleri özellikle  uzatılıyor. Sonuçta şehirler boşalıyor, şehirler  bayram süresince terk ediliyor. Aileler,  teknolojiyi kullanarak  birbirlerinin bayramlarını tebrik ediyor. Böyle bir anlayış eski bayramları yok etmeyecek de, ne yapacak?

Her yeni bayram bir önceki bayram günlerini  aratıyor. Her geride kalan bayram  aile içindeki bayram geleneklerini, akraba, ahbap,dost, arkadaş arasındaki bayram geleneklerini zayıflatıyor. Bayramlar özelliğini kaybediyor. İnsanlar arasına mesafeler giriyor.         

Gelelim  Ramazan bayramında bizim ne yaptığımıza, ne yapabildiğimize..

Gidebildiğimiz yerlere gittik. Yakınlarımızı ziyaret ettik, kucaklaştık.

Sonra evde oturup elime telefonu aldım. Şehir içinden ve şehir dışından yüzlerce eski-yeni  büyüğümüzü, ağabeyimizi, arkadaşı, dostu aradım. Madem ki herkese gitmem mümkün değil. O halde   seslerini duymalıydım. Aradığım bir sesti, bir nefesti. Hal hatır sormak ve  mümkünse muhabbet tazelemekti.          

Teleefonla aradığımız dostlardan birisi de İsmail Hakkı Şahin’di. Peki neden özellikle  İsmail’den söz ediyorum? Şöyle: İsmail, bu şehirde  benim ilk çocukluk  ve  gençlik arkadaşlarımdan birisi,  bir de İsmail’in  babasına karşı olan inanılmaz bakım hassasiyeti var da ondan.  Biz onunla çocukluktan henüz çıktığımız yaşlarda kalpak giydik, bozkurt kemeri taktık ve Zafer’de dolaştık. Arkadaşlığımızın üstüne hiç  gölge düşürmedik. Onun babası efsane   ülkücülerden ve MHP il başkanlığı da yapan avukat  Muammer  Şahin’di. Muammar amca şimdi 92 yaşında ve uzun bir süredir de rahatsız. İsmail, işi gücü bıraktı babasına bakıyor. Çok az insanın yapabileceği bir görevi yerine getiriyor babasına karşı. Babasının  her türlü hizmetini bizzat yapıyor, ona  canı gibi, evladı gibi bakıyor. Onunla  telefonda konuşurken, Muammer amcanın  sağlığını sordum. “İyi, bak yanımda veriyim konuş” dedi. Muammer amcayla konuştum. Beni hatırladı ve ne yaptığımı sordu. Ona  Konya Postası’nda yazdığımı söyledim, kendisi çok memnun oldu.

O eskinin bayramları yok olurken az da olsa teselli bulduğumuz anlar oluyor.

Bir dostun sesi ve nefesi insanı rahatlatıp, huzur verebiliyor.

Yani bir ses, bir nefes.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık