• 11 Kasım 2016, Cuma 7:31
AliAKPINAR

Ali AKPINAR

Secde Emri Karşısında Müşrik ve Mümince Tavır (1)

 

Gerçekler, onlara inananlar için bir anlam ifade eder, onlara hoş ve güzel gelir. İnanmayanlar için ise anlamsız gelir.

 

Furkân suresi Mekke döneminde inmiştir. Furkân, hak ile batılı birbirinden ayırt eden demektir. Kur’an’ın isimlerindendir. Surede genel olarak Yüce Allah’ın erişilmez kudreti, Hz. Peygamberin evrensel elçiliği, Kur’an’ı terk edenlerin Yüce Mahkeme’de peygamber tarafından dava edileceği, ibretlik kıssalar, şirkin kökünün kazınıp tevhidin hâkim olacağı müjde ve hedefi üzerinde durulur.

 

Sure, Allah ne ulu, ne yücedir anlamına gelen Tebâreke ifadesiyle başlar ve bu ifade surede (1, 10 ve 60. ayetler) üç kere tekrarlanır. İlkinde kuluna âlemleri uyarsın diye Kur’an’ı indiren Allah ne yücedir, sonrakinde ise sana o müşriklerin istedikleri dünyalıklardan çok daha hayırlısını veren/verecek olan Allah ne yücedir! buyrulur. Konumuz olan secde ayetinden hemen sonra gelen diğer ayette ise şöyle buyrulur: Gökte burçları var eden, onların içinde bir çerağ (güneş) ve nurlu bir ay barındıran Allah, yüceler yücesidir.

 

Secde ayetinden önceki ayetlerde gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı aşamada yaratan, sonra Arş’a kurulan, ölümsüz olan, erişilmez kudret sahibi Rahman olan Yüce Allah’a güvenip dayanma, hamd ile tesbih etme emredildi (25/58-59) sonra secde ayeti ile insanlık secdeye çağrıldı. Ayette inanmayanların secde emri karşısındaki tavırları açıklanırken, müminler onlara benzeme konusunda uyarılmaktadır.

 

Secde ayetinden sonra gelen ayetlerde de gökyüzünde burçlar, ışık saçan ve ışığı kendisinde olan yıldızlar yaratan, geceyi gündüzü peş peşe var edenin erişilmez kudretine dikkat çekiliyor. (25/61-62) Ardından o Rahman’ın kullarının temel özellikleri sıralanıyor. Yeryüzünde ağırbaşlı bir şekilde yürüyüp cahillere sataşmadan hayatlarına devam eden Rahman’ın kullarının ikinci temel özelliğinin Rablerine secde ve kıyam ederek gecelemiş olmalarıdır.(25/63-64)

 

Bu giriş bilgilerinden sonra secde ayetimizi anlamaya çalışalım:

 

Onlara: Rahman'a secde edin! denildiği zaman… Rahman, var ettiği tüm her şeye engin merhametiyle muamele eden, rahmetini kullarından hiç esirgemeyen Allah… İnsan, birazcık düşünse, üzerindeki Rahman’ın sayısız nimetlerini görecektir. O’nun rahmetiyle var olduğunu, O’nun rahmetiyle varlığını sürdürdüğünü, Yüce Allah’ın kendisine peygamber gönderip kitap indirmesinin öncelikle O’nun rahmetinin yansıması olduğunu bilecek ve Rahman’ın sayısız nimetleri karşısında secdelere kapanacak ve O’na teslim olacaktır. Aslında O’nun bu rahmet tecellilerinden her biri, bir secde emridir. Bu gerçeği bilen insan, secde emri gelmeden de O’na secde edip boyun eğecektir.

 

 “Rahman da neymiş! Bize emrettiğin şeye secde eder miyiz hiç” derler… Tam şeytan mantığı... Oysa secde emrini veren Rahman olan Yüce Allah’tı. Bu emri alanlara düşen itirazsız, kayıtsız, şartsız ve geciktirmeden secdelere kapanmaktı. Ama onlar, secde etmeye niyetleri olmadığından, Rahman da neymiş diye sordular.

 

Bağlısı oldukları İblis de vaktiyle, secde emrini aldığında Âdem’de kimmiş, ateşten yaratılmış olan, hiç çamurdan yaratılana boyun eğer mi hiç!? demişti.

 

Firavun da Rabb’e kulluğa çağıran Hz. Musa’ya Âlemlerin Rabbi de ne imiş (Şuarâ, 26/23) diye soruyordu.

 

Demek ki şeytanî mantık tarih boyunca hiç değişmemiştir: Bir takım savunma mekanizmaları geliştirerek ilahî emirlerden kaçmak…

 

Onların Rahman da neymiş şeklindeki soruları tamamen inkâr temelli bir sorudur, yoksa öğrenme niyetiyle olan bir soru değildir. Bir de Rahman’ı cansız varlıklar mesabesine indirgeyerek, Rahman da kimmiş diye değil de Rahman da neymiş diye sordular. Çünkü onlar, Yüce Allah’ı kendi elleriyle yonttukları cansız putlar seviyesine indirgemek istiyorlardı. Zaten onlar, Rahman’a çocuk isnat ediyorlar, melekler Rahman’ın kızlarıdır diyorlardı.

 

Oysa her şey Rahman’ın huzuruna çıkıp yalnızca O’na hesap verecekti: Göklerde ve yerde olan herkes istisnasız, kul olarak Rahman'a gelecektir. (Meryem, 19/93) Bu yüzden ayetle insanlık, özellikle Rahman’a şirksiz şaibesiz secde etmekle emrolunmuştur.

 

Başka bir yoruma göre müşrikler, Peygamberimiz’e yönelik olarak Sen emrettin diye secde mi edecekmişiz, dediler. Oysa hakikat kimden gelirse gelsin, ona inkıyat etmek gerekirdi. Üstelik bu emir, sıradan herhangi bir insandan değil, kırk yıl doğruluk ve dürüstlüğünü haykırdıkları Emîn Muhammed’den geliyordu. Ve Hz. Peygamber, kendisi için bir şey istemiyordu. Kendisinin ve her şeyin yaratıcısı ve sahibi olana kulluk istiyordu.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık