);*} O’NU ANMAK ve ANLAMAK (2)
  • 03 Mayıs 2019, Cuma 9:06
AliAKPINAR

Ali AKPINAR

O’NU ANMAK ve ANLAMAK (2)

Peygamberimizi anmakla kalmayacağız elbet. Onu anlamalıyız. Hem de doğru bir biçimde ve bütünüyle. Bunun için onun hayatını, onun sünnetini okumalıyız.

Yüce Allah’ın: Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir (Ahzâb, 33/21,) buyurarak dikkatlerimizi çektiği Peygamberi iyi okumalı ve doğru yorumlamalıyız.

Yüce Rabbimizin, O’nu örnek alma emrini layıkıyla yerine getirebilmek için O’nu doğru bir şekilde anlamalıyız. Çünkü onu üsve-i hasene olarak örnek almak, O’nu körü körüne taklit etmek ve yalnızca şeklen O’na benzemek değildir. Aksine üsve-i hasene, O’nun yaptıklarını, O’nun maksadına uygun olarak yapmaktır.

Sözgelimi O’nun inandığı her şeye O’nun gibi inanmak, O’nun gibi ibadet etmek, O’nun ahlâkıyla ahlâklanmak, O’nun salih amellerini O’nun gibi yapmaktır. İşte bunun için O’nun ne yaptığını, niçin yaptığını, nasıl yaptığını iyi okumalı, O’nu iyi tanımalıyız.

Kur’ân bize onu şöyle tanıtır:

Senin şanını biz yücelttik. (İnşirah, 94/4)

Doğrusu sen muhteşem bir ahlâk üzeresin.(Kalem, 68/4)

Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.(Enbiyâ, 21/107)

Ey Nebi! Gerçekten Biz seni, bir şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

Biz seni, Allah’ın izniyle O’na çağıran bir davetçi, nur saçan bir kandil olarak gönderdik.(Ahzâb, 33/45-46)

Peki, bizler dünyalara rahmet olarak gönderilen elçiyi dünyalara tanıtabildik mi, O’nun güzelliklerini dünyalara taşıyabildik mi? O’nun hakikat şahitliğini, ümmeti olarak bizler de gösterebildik mi? O’nun müjde ve uyarılarını insanlığa ulaştırabildik mi? O’nun ışığı ile karanlık gönülleri aydınlatıp üşüyen yürekleri ısıtabildik mi?

ONU YAŞAMAK:

O’nu anmak kuru bir salavât değil, O’na sevdalanmak ölü bir sevgi değil, O’nu anlamak yalnızca bilgilenmek için değil, O’nu hayata taşımaktır, O’nun güzelliklerini hayatta yaşatmaktır.

İmanda O’nu örnek almak, O’nun inandığı şeylere O’nun gibi iman etmektir.

İbadette O’nu örnek almak, O’nun gibi ibadete düşkün olmak ve ölüm gelinceye kadar O’nun gibi ibadette daim olmaktır. Bu konuda O’nun, Siz de namazı Benim namaz kıldığım gibi kılınız, haccın nasıl yapılacağını benden alıp uygulayınızgibi emirlerini düstur kabul etmektir.

Ahlâkta O’nu örnek almak, O’nun ahlâkını hayat tarzı edinip yaşamaktır. Ahlâk kavramını yalnızca doğruluk, dürüstlük, çalışkanlık gibi birkaç kaleme indirmeden, bir bütün olarak anlayıp yaşamaktır. Zira O’nun ahlâkı bütünüyle Kur’ân’dı.

 Kur’ân’da ise, iman, ibadet, muamelat her konu mevcuttur. Kur’ân’a göre namazsız, zikirsiz, duasız, cihadsız ahlâk eksik kalır. Buna göre içkili, kumarlı, faizli ahlâklı olunamaz. Onun için birey olarak, toplum olarak insan hayatının bütün alanlarında Hz. Peygamberi örnek almak ve O’nun güzelliklerini yaşamak şarttır.

ONU YAŞATMAK:

O’nun bağlıları, yalnızca kendilerini düşünmezler, çünkü onlar bencil değil diğerkâmdırlar. Tıpkı O’nun gibi, O’nun bağlıları da insanlık sevdalılarıdır. Kendi tanıştıkları hakikatlerle tüm insanlığın tanışması için seferber olurlar. Tıpkı O’nun mesajını, dünyanın, ulaşabildikleri her yanına taşıyan O’nun sahabesi gibi… Çünkü bu görevi ashabına/ümmetine bizzat O veriyordu:

İnsanlar! Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak, muhafaza etmiş olur.

O’ndan bu görevi alan saadet çağı insanları, bütün zorluklara rağmen her türlü fedakârlığı yaparak dünyanın dört bir yanına dağılmışlar ve O’nun mesajını her yana ulaştırmışlardır. Medine’den start alan bu gönüllü fedailer, Asya, Afrika, Avrupa kıtalarının ulaşabildikleri her yanına gitmişler ve o yolda can vermişlerdir. Nitekim bugün Afrika, Anadolu, Hindistan, Çin gibi pek çok yerde bulunan sahabe mezarları bunun canlı tanığıdır.

Onlar peygamberden aldıkları bu kutlu görevi hakkıyla yerine getirdiler. Şimdi bayrağı teslim alma sırası bizde. Aynı aşk, aynı kararlılık, aynı heyecanla Muhammed Mustafa (s.a.v.) sevdasını tüm insanlığa ulaştırma görevi bizi bekliyor. Bizler şu küçülen dünyada bu görevimizi hakkıyla yapmadığımız için bugün insanlık tarafından Peygamberimiz lâyıkıyla tanınmıyor. O’nun hakkında ipe sapa gelmez şeyler söyleniyor ve O’nun güzelliklerinden uzak hayatlar (!) yaşanıyor.

İşte Peygamberimizin Kutlu Doğumu vesilesiyle O’nu bir kez daha anarken, O’na salât ü selâmlar gönderirken ve O’nu gündemimize alırken; O’na karşı sorumluluklarımızı yerine getirip getirmediğimiz konusunda kendimizi hesaba çekmeli, bu konudaki yanlışlarımızı düzeltmeli, eksiklerimizi tamamlamalıyız. Muhammedî aynaya bakarak kendimize çeki düzen vermeliyiz. Vesselâm.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık