);*} Kur’an İle Bilinçli Bir Şekilde Secdelere Kapanmalı (1)
  • 14 Eylül 2018, Cuma 8:49
AliAKPINAR

Ali AKPINAR

Kur’an İle Bilinçli Bir Şekilde Secdelere Kapanmalı (1)

De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın; şu bir gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur'an) okununca, derhal yüz üstü secdeye kapanırlar.

İsrâ Suresi’nin bu ayetleri, Mekke’de davetin gizli yapıldığı ilk yıllarda indi. Önceki ayetlerde Kur’an’ın kaynağının Hak, muhtevasının hak, inişinin ve bize kadar gelişinin hak olduğu, hedefinin de hakkı hâkim kılmak olduğu; anlaşılsın ve yaşanılsın diye bölüm bölüm indirildiği anlatıldı.

Bu gerçek hatırlatıldıktan sonra bir meydan okuma geldi ve bu meydan okumayı ilan etmemiz istendi: De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın… İnanıp inanmamakta serbestsiniz, bu konuda size irade verildi. Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) göstermedik mi? (Beled, 90/10) Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör. (İnsan, 76/3) Ve de ki: Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. (Kehf, 18/29)

Ancak herkes yaptıklarının sonuçlarına katlanır. İnanırsanız siz kazanırsınız, dünyanızı da ahiretinizi de kurtarmış olursunuz. Bunda Yüce Allah’ın herhangi bir kazancı olmaz. İnanmazsanız, kaybeden siz olursunuz. Bunda da Yüce Rabbin, en küçük bir kaybı olmaz.

Ayetlerde geçen bu kul/de emri Peygamberimize onun şahsında hepimizedir. Dolayısıyla bu emirle başlayan ayetlerde söylememiz istenenleri öncelikle kendi nefsimize, sonra diğer insanlara ulaştırmamız gerekmektedir.

Şu bir gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur'an) okununca, derhal yüz üstü secdeye kapanırlar. Siz ona inansanız da inanmasanız da, ona inananlar her zaman olacaktır. Mekke’de olmazsa Medine’den ona gönül veren, ona baş koyanlar olacaktır. İnsanlardan olmazsa, cinlerden ona inananlar olacaktır. Yüce Allah’ın hiç kimseye ihtiyacı yoktur ve O hiç kimseye mecbur değildir. Rabbimizin bu ifadesinde hem müşriklere meydan okuma vardır, hem de müminlere ümit verme vardır. Bu Kur’an gerçeği, başka ayetlerde de tekrarlanır:

O dilerse sizi ortadan kaldırıp yepyeni bir halk getirir. Bu, Allah'a güç değildir. (İbrahim, 14/19-20; Fatır, 35/16-17)

Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihat ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir. (Maide, 5/54)

Bundan önce kendilerine ilim verilen kimseler… Kur’an’ı en iyi onlar anlarlar ve ona inanıp layığı ile gereklerini yerine getirirler. Demek ki Kur’an’dan nasiplenebilmek için ilim sahibi olmak, ilme ve gerçeğe açık olmak gerekir. Elbette ilk emri Yaradan Rabbinin adıyla oku olan bir kitabı en iyi ilim sahipleri anlayacaklardır.

Gerçek ilim sahipleri, vahiy kültürüne sahip, ondan haberdar olan hakikat yolcularıdır. Hz. Âdem ile başlayan vahiy süreci, sürekli olarak aynı gerçeklere çağırmıştır insanları. Her peygamber, kendisinden sonra gelecek olan Peygambere iman etmeye çağırmıştır kavmini. Dolayısıyla son peygambere ve ona indirilen kitaba iman etmek, aslında tüm peygamberlere inanmanın gereğidir.

Derhal yüz üstü secdeye kapanırlar… Okunan ayetler, onları hemen harekete geçirir. Onlar, ayetlerdeki Yüce Rabbin buyruklarını yerine getirmek için harekete geçerler, O’na bağlılıklarını belgelemek için de secdelere kapanırlar. Gönül ve zihinlerinde yer eden Rabbe boyun eğme/secdeyi, fizikî secdeyle bütünleştirirler. Secde üstüne secde ederler, onlar secdeli kimselerdir, secde izleri suretlerine ve siretlerine yansıyan kimselerdir. Onlar secdelerle Rablerine yakınlıklarını artırma yarışı içerisindedirler. Secdeli olmak, onların ayrılmaz vasfıdır. Bunun için ayette secdeli kimseler olarak yerlere kapanırlar buyruldu.

Onlar, en önemli organları olan yüzlerini, çenelerini Rabbin huzurunda yerlere sürerek bir taraftan O’nun büyüklüğünü haykırırlar, diğer taraftan da O’nun erişilmez kudreti karşısında kendi acizliklerini itiraf ederek tevazularını ortaya koyarlar. Secde ibadetine, bütün organları katılır. Gönülleri, beyinleri, yüzleri, çeneleri, dilleri ve gözleri bu secde kervanına katılır. Gözlerinden yaşların boşanması, onların coşkunluklarının ve taşkınlıklarının göstergesidir.

Ve derlerdi ki: Rabbimizi tesbih ederiz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık