• 15 Ocak 2016, Cuma 8:46
AliAKPINAR

Ali AKPINAR

İNFAK RUHU NASIL KAZANILIR? (1)

 

Pek çok insan, infakın, Allah'ın emanet olarak bizlere verdiği mal ve imkânlarının, yine Allah'ın kulları ile paylaşmanın önemi ve gereğini bilir; ancak bir türlü veremez, infâk ruhunu yaşatamaz. Çirkinliğini bildiği hâlde cimrilikten, bencillikten kurtulamayan pek çok insan vardır.

 Hatta dilleriyle iyi yararlı insan olmanın, yardımsever olmanın faziletini anlatan insanların, söylediklerini eyleme dönüştüremedikleri bir vakıadır. Biz bu yazımızda Kur'ân'ın istediği infâk ruhunun yaşatılması, insandaki infâk duygusunun geliştirilmesi için gerekenleri tespit etmeye çalışacağız.

Öncelikle bilgilenmek. İslâm'ın mala bakışını, malın gerçek sahibinin kim olduğunu bilmek gerekir. Bunun için infâk ayetlerini iyi okumamız gerekecektir. İşte yüzlerce infâk ayetinden birkaçı:

"Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz dâne olmak üzere yedi başak veren bir dânenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lutfu geniştir, O bilendir."(Bakara, 261.)

"Mallarını Allah yolunda verip de sonra verdiklerinin ardından başa kakmayan ve eziyet etmeyenlerin, Rableri katında ödülleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir."(Bakara, 262.)

"İyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Allah'tan sakının, Allah'ın cezası şiddetlidir."(Maide, 2.)

De ki: "Rabbim, kullarından dilediğine rızkı yayar ve dilediğinden de rızkı kısar. Siz Allah için ne verirseniz, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır." (Sebe', 39.)

İNFÂK RUHUNUN GELİŞTİRİLMESİ:

İnfâk ruhu, insanî bir duygu olarak insanın özünde olan bir duygudur. Ne var ki bu duygu, çeşitli sebeplerden dolayı körelir yahut tamamen yok olur. Onu körelten ve öldüren sebeplerin başında şeytanî vesveseler gelir. İnsanın bu engelleri aşıp infâk ruhunu yaşatması ve bu ruhu geliştirmesi için şu maddeleri göz önünde bulundurması gerekir:

1. Her şeyden önce insan, sahip olduğu tüm her şeyin asıl sahibinin Yüce Allah olduğunu bilmesi gerekir. Bunun için de doğru bir Allah inancının oluşması şarttır. Kur'ân, yerlerin, göklerin ve içerisinde bulunan her şeyin asıl sahibinin Yüce Allah olduğunu ısrarla vurgular.

"Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nundur, hepsi O'na boyun eğmiştir."(Bakara 116, 255, 284; Al-i İmran, 109, 129; Nisa 126, 131, 132, 170…)

Dolayısıyla insan, verirken Allah'ın malından Allah'ın kullarına verdiğini asla unutmamalıdır. Bencil insan da, kimin malını kimden kıskandığını kendisine sürekli sormalıdır.

2. Kişi, yardıma muhtaç olanların Allah'ın kulları olduğunu, Yüce Allah isteseydi onlara da verebileceğini, ancak zengini fakirle sınamak için kullarına farklı imkânlar sunduğunu bilmelidir.                                                                                                                                 "Dünya hayatı, bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer inanır, günâhlardan korunursanız, Allâh size mükâfâtlarınızı verir ve sizden bütün mallarınızı istemez."

"Eğer onları isteseydi de sizi sıkıştırsaydı, cimrilik ederdiniz ve kinlerinizi ortaya çıkarırdı/Allâh'ın Elçisine kin beslemeğe başlardınız."(Muhammed, 36-38.)

Kur'ân, inkârcıların yoksullara, Allah yoksul kıldığı için yardım etmediklerini gerekçe gösterdiklerini anlatır.

 "Onlara: 'Allâh'ın size verdiği rızıktan verin!' dendiği zaman, nankörler, inananlara: 'Allâh'ın dilediği takdirde yedireceği bir kimseye biz mi yedirelim? Doğrusu siz, apaçık bir sapıklık içindesiniz.' derler." (Yasin, 47.)

 Oysa yoksulların varlığı, bir taraftan imtihanın gereği; diğer taraftan toplumda dengelerin  korunması ve insanların birbirlerinin işlerini görmelerinin gereğidir. Elbette Allah isteseydi, herkesi eşit derecede rızıklandırırdı. Ama o takdirde kimse kimsenin işini görmez, kimse kimseyle bir iş yapamaz ve insanlar arasındaki ilişkiler zedelenirdi. Mademki zenginlere rızık veren Allah, onları verdiği rızkın bir kısmını başkalarına vermelerini emrediyor, kullara düşen asıl mal sahibinin dediğini yerine getirmektir. Yüce Allah, kullarını dilerse doğrudan rızıklandırır, dilerse dolaylı olarak bir takım aracılarla rızıklandırır. O, bu şekilde aracı olanları denemek ve sınavda başarılı olanları ödüllendirmek istemiştir. Dolayısıyla fakir, sabır sınavında; zengin ise cömertlik sınavındadır. Şimdi şu ayeti dikkatlice okuyalım: “Allah, rızıkta kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üstün kılınanlar ellerinin altındakilere rızıklarını kendilerine eşit olacak ölçüde çevirip verici değillerdir. Allah'ın nimetini mi inkâr ediyorlar?” (Nahl, 71; 30 Rum, 28.)

Ayete göre insanları rızıklandıran ve imtihanın bir gereği olarak rızık konusunda insanları farklı kılan Allah'tır. Eşitlikten dem vuran zenginler, mallarını yoksullarla paylaşmazlar, onları nasiplendirmek istemezler. Variyet konusunda bütün insanların eşit seviyede olması, hayatı yaşanılmaz kılacaktır.

3. Elinde bulunan malın, bir imtihan aracı olduğunu ve kendisine emanet olarak verildiğini bilmelidir. “Biliniz ki mallarınız ve evlâtlarınız sınav aracıdır.”(Enfal, 28.)                                             İnsanın elinde bulundurduğu şeyler, onun cenneti kazanmasını da sağlayabilir; cehennemlik olmasını da. Ahiret günü insanın hesaba çekileceği şeylerden biri de, malını nereden kazanıp nerelerde harcadığı olacaktır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık