);*} HELÂL HARAM ANLAYIŞIMIZI KİM BELİRLİYOR?(1)
  • 30 Mart 2018, Cuma 7:42
AliAKPINAR

Ali AKPINAR

HELÂL HARAM ANLAYIŞIMIZI KİM BELİRLİYOR?(1)

İslâm'ın helâlleri, yasaklarından fazladır. Sorumlu mükellef kimsenin davranışları, Efâl-i mükellefîn diye bilinen sekiz madde ile belirlenmiştir. Buna göre akıllı ve büluğ çağına ulaşmış her mü'minin söz ve davranışları bu sekiz maddeden birinin içerisine girer. Bunların beşi (farz, vacib, sünnet, müstehab, mübah) helâl olan, yapılmaya değer şeylerdir, üçü (haram, mekruh, müfsit) ise terk edilmeye değer şeylerdir.

Bu değerlendirme Kitap ve Sünnete göre yapılır. İnsanların keyif ve görüşlerine göre değil.

 İnsan, sürekli hareket halinde olan, sürekli üreten bir varlıktır. Onun kalbi, beyni, dili ve diğer organları bu hareket ve üretime ortaktır. Her zaman ve mekânda, bir adı da Müheymin olan Yüce Allah'ın gözetiminde olan insanın tüm davranışları dine göre değerlendirilir.

Kalb eylemleri olan niyetlerimiz, kalbimizde beslediğimiz sevgi ve nefretler, haset ve kin gibi duygular… Beyin eylemleri olan, düşüncelerimiz, kurgularımız… Lisan eylemleri olan söylemlerimiz… Diğer organlarımızla yaptığımız eylemlerimiz… Geride bıraktığımız eserlerimiz, açtığımız iyi yahut kötü çığırlar, çocuklarımız… Bunların hepsi bu sekiz maddeye göre değerlendirilir. Kısaca Müslüman, ahirette bu sekiz maddeden yargılanacaktır.

Müslüman, yapılmaya değer olan şeylerden gücü neye yetiyorsa onları hemen yapmaya gayret etmelidir. Zaten bunlar birbirleriyle iç içe şeylerdir. Sözgelimi iki rekâtlık farz bir namazın içerisinde, vacip olan, sünnet olan, müstehap olan hükümler vardır.

Aynı şekilde, yapılmaması gereken şeylerden de mümkün mertebe kaçınmalıdır. Bu husus şöyle formülize edilmiştir: Günahı küçük görme, kime karşı işlendiğine bak. Sevabı/hayrı da küçük görme, kimin için işlendiğine bak. Görmez misin, yüce dağlar, küçük kum tanelerinden oluşur.

 

Veda Hutbesinde Peygamberimiz, "Ashabım! Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyetini kurmak gücünü ebedi surette kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!" buyurarak çok önemli bir hususa dikkatlerimizi çekmiştir. Bundan ne çıkar, bu kadarcıktan bir şey çıkmaz, bu kadarı kadı kızında da olur, şimdi herkes böyle yapıyor, zaman bunu gerektiriyor, el adama ne der, böyle yapmazsak kınarlar anlayışı, günahı küçük görmeye, onu basite almaya ve sonunda büyük günahlara kapı aralar.

HELÂL VE HARAM KILMA YETKİSİ:

Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurur: "Helâl bellidir, haram da bellidir. İkisi arasında şüpheli şeyler vardır ki insanların çoğu bundan habersizdir. Şüpheli şeylerden sakınan dinini ve ırzını korumuş olur, şüpheli şeylere dalan da harama düşmüş olur."

İslâm'a göre eşyada asıl olan mübah/helâl olmasıdır. Nitekim Rabbimiz, "O Allah'tır, yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yaratan" ayeti ile evrenin emrimize amade kılındığını haber verir. Eşyada asıl olan helâl olmasıdır, ancak ayet ve hadislerde haram olanlar müstesnadır.

Dinimize göre bir şeyi haram kılma yetkisi tamamıyla Allah ve Peygamberine aittir. Kur'ân, kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, Allâh'ın ve Elçisinin harâm kıldığını harâm saymayan ve gerçek dini din edinmeyen kimselerle savaşı emreder.

Rabbimiz şöyle buyurur: "Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah'tan korkun. Çünkü Allâh'ın azâbı şiddetlidir." Ayetin doğru anlaşılmasında şu tarihi olay bize rehberlik etmektedir:

Abdullah b. Mesud'a, Esed oğullarından Ümmü Yakub adlı bir kadın gelir ve aralarında şu konuşma geçer:

"Senin dövme yaptırmaktan, saç/peruk taktırmaktan, kaş kirpik aldırmaktan kadınları men ettiğini duydum. Senin bu konuda, Allah'ın kitabından bir dayanağın var mı?"

"Evet, bu konuda hem Kur' ân'a hem de sünnete dayanıyorum."

"Vallahi ben, mushafın her yerini okuyup inceledim, ama onda senin dediğin yasağı görmedim!"

"Peki sen şu ayeti görmedin mi: Peygamber size ne getirdiyse onu alın, o sizi neden sakındırdıysa ondan sakının?"

"Evet, onu gördüm."

"Ben, Hz. Peygamber'in bu sayılanları yasakladığını bizzat kendisinden işittim."

"İyi ama, senin ailenden de bunları yapanlar var!?"

"O zaman buyur evime gir, bak bakalım böyle bir şey var mı?"

Kadın eve girip baktı ve "Hayır böyle bir şey görmedim." dedi.

Bunun üzerine Abdullah şöyle dedi: "Sen Allah'ın seçkin kulu Hz. Şuayb'in şu sözünü bilmez misin? 'Ben size yasakladığım şeyi, kendim işleyerek sizinle ters düşmem.'


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık