• 15 Ekim 2018, Pazartesi 8:47
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Zulmedenin Yanına Kâr Kalmayacak

Haksızlık, adaletsizlik yapana zâlim, haksızlığa uğrayana da mazlum denir. Zulüm, hakkı sahibine vermemek veya sahibinin elinde bulunan hakkı almaktır. Zulüm halkın mal ve servetine, hak ve hürriyetine,  ırzına, namusuna ve haysiyetine tecavüzde bulunmaktır.

Yüce Dinimiz her şeyde adaleti emretmiş, zulmü ve haksızlığı ise yasaklamış ve büyük günahlardan saymıştır. Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın kullarına zulmedici olmadığı, zulmedenleri sevmediği ve zalimleri yaptıkları zulüm sebebiyle cezasız bırakmayacağı bildirilmektedir. Bir ayet-i kerime’de Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

“(Ey Peygamberim! ) Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma. Ancak Allah onları cezalandırmayı, korkudan gözlerin dışarıya fırlayacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim Suresi, 42.)

Allah Teâlâ’ya yerde ve göklerde elbette ki hiçbir şey gizli değildir. Hepsi O’nun mutlak bilgisindedir. Kimin ne yaptığını ve hatta içinde neyi sakladığını bilir. Başkalarına zulmedenleri de bilir, lâkin onların cezalandırılmasını dilediği zamana kadar erteler, katiyyen  ihmâl etmez. Bir kutsi hadiste Cenâb-ı  Hakk şöyle buyurmuştur:

 “Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım. Onu sizin aranızda da haram kıldım. Birbirinize zulmetmeyiniz.”

Mümin kimse başkasına katiyyen zulmedemez. Hiç kimsenin malını haksız yere zimmetine geçiremez. Çünkü Müslüman, bir gün Allah’ın huzurunda yaptıklarının hesabını vereceğine inanan insandır.

Etrafımıza şöyle baktığımız zaman insanların birbirlerinden farklı yaratılış ve karaktere sahip olduklarını görürüz. Gerçekten insanlar farklı davranışlarda bulunurlar. Akl-ı selim sahibi samimi bir Müslüman, saltanatını işkence ve zulüm üzerine kurmamalı ve servetini başkalarına ıstırap vermek için toplamamalıdır. Bu konuda Hz Peygamber (s.a.v.) bizleri şöyle uyarıyor:

“Zulümden sakının. Çünkü zulüm, kıyamet günü sahibini bunaltan karanlıklar olacaktır. Koyu cimrilikten de sakının. Zira bu kötü huy, sizden önceki ümmetleri helâke sürüklemiştir. Bu cimrilik, onları birbirlerinin kanlarını dökmeye, haramları helâl olarak kabul etmeye sevk etmiştir.”

Esas mesele: gücü hakda görmek, başka bir ifadeyle haklıyı güçlü, haksızı güçsüz görmektir. Fakat insanlar genellikle haklı veya haksız olup olmamaya bakmaksızın güçlülerin yanında yer almaktadır. Durum böyle olunca zulümde bu tutum ve anlayış sayesinde devam etmektedir. Her ne olursa olsun, zulümle âbâd olmak isteyenlerin akıbetleri berbâd olmaktadır. “Gerçek şu ki zâlimler asla iflah olmazlar.” (En’am, 21.)

Peygamberler de zâlimlere karşı mazlumları koruma mücadelesi vermişlerdir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’de hayatı boyunca mütemadiyen mazlumdan yana bir tutum içerisinde olmuş, O’nun yolunu takip eden raşid halifeler de aynı tutumu sergilemişlerdir. 

Cenâb-ı Hakk, büyük lütuf ve kerem sahibi olduğu için yer yüzünün halifeleri kıldığı insanı yalnız ve başıboş bırakmamış, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem (a.s.)’den itibaren gönderdiği peygamberlerle, dünya ve ahiret mutluluğunun yollarını göstermiştir.                                                       

Kimi insanları iyiliğe, hayra, Allah’a itaate davet eder ve bunun mükâfatını alır. Kimi de onları kötülüğe, şerre, Allah’a isyana davet eder, bunun cezasını görür. Bu gerçek yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilir:

 “Kim iyi işe aracılık ederse, onun sevabından hissesi vardır. Kim de kötü bir işe aracılık ederse onun günahından payı vardır. Allah her şeye kadirdir.”

Mazlumların yanında olmak haktan ve haklıdan yana olmaktır. Zâlimin yanında olmak zulme ortak olmak demektir. “Haksızlık yapanlara meyletmeyin yoksa ateş size de dokunur.” (Hûd, 113) “Kim, zâlim olduğunu bildiği halde yardım etmek üzere zâlimle birlikte yürürse İslam’ın dışına çıkmış olur.” (Suyûtî, Câmiu’s-Sağir, 2/155) Elbette ki mazlumun yanında yer almak fazilettir. Zulme uğrayanlar geç de olsa mutlaka Allah’ın himaye ve yardımına mazhar olmuşlardır.

Kâinattan nice zalimler gelip geçmiş, can yakmış, kan dökmüş ve ocaklar söndürmüştür. Geride kalmış asırlarda yaşamış, Hakk’ı tanımamış kimseler, arkalarında kötü bir isim ve çirkin bir anı bırakmışlardır. Firavunlar, Nemrutlar, Neronlar, Şeddatlar, Ebu Cehil ve Ebu Leheb’ler zulümleri sebebiyle lanetli oldular. Evet, zulüm ne korkunç bir suç ki kıyamete kadar sahipleri lanetle anılıyorlar…  

Satırlarımızı mazlumların sesi Mehmed Akif’in beyitleriyle sonlandıralım.

“Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem

Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim

Adam aldırma da, geç git, diyemem aldırırım

Çiğnerim çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım

Zâlimin hasmıyım amma severim mazlumu

İrticâın şu sizin lehçede manâsı bu mu?

Gönülden Muhabbetlerimle…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık