);*} Vakti Geçmeden Hakkıyla Tövbe Etmek
  • 05 Kasım 2018, Pazartesi 8:41
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Vakti Geçmeden Hakkıyla Tövbe Etmek

Enes (r.a.) şöyle anlatır: Rasûlullah (s.a.v.) aramızda oturuyordu, azı dişleri gürününceye kadar tebessüm ettiğini gördük. Hz. Ömer (r.a.):

“–Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın Rasûlü! Sizi böyle tebessüm ettiren nedir?” diye sordu. Efendimiz (s.a.v.) şunları anlattı:

“−Ümmetimden iki kişi Yüce Rabbimiz’in huzûrunda diz çöktüler. İçlerinden biri: 

«–Ey Rabbim, benim hakkımı kardeşimden al!» dedi. Allah Teâlâ: 

«–Hakkını kardeşinden nasıl alayım, zira onun hiçbir hasenâtı kalmamıştır?» buyurdu. O:                 

«–O zaman günahlarımın bir kısmını ona yükle!» dedi.”

Söz buraya gelince Allah Rasûlü (s.a.v.) ağladı, gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı ve şöyle buyurdu:

“–Kıyamet günü öyle büyük bir gündür ki, o günde insanlar günahlarının başkalarına yüklenmesine son derece muhtaçtırlar.”

Sonra sözlerine şöyle devam etti:

“Allah Teâlâ hakkını talep eden kişiye:                                                                                                       

«–Gözlerini kaldır ve cennetlere bak!» buyurdu. Adam başını kaldırınca:                                            

«–Yâ Rabbi, altından yapılmış şehirler, altından yapılmış ve incilerle süslenmiş saraylar görüyorum. Bunlar hangi peygamber, hangi sıddîk veya hangi şehîd için hazırlandı?» dedi. Cenâb-ı Hak:

«–İstersen sen onlara mâlik olabilirsin» buyurdu. Adam:  

«–Ne ile?» deyince, Allah Teâlâ: 

«–Kardeşini affetmek sûretiyle» buyurdu. Adam:

«–Ey Rabbim, kardeşimi affettim» dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ: 

«–Kardeşinin elinden tut ve onu cennete götür» buyurdu.”

Bu hâdiseyi anlattıktan sonra Allah Rasûlü (s.a.v.):             

“–Allah’a karşı takvâ sahibi olun ve aranızı ıslaha çalışın! Gördüğünüz gibi Allah Teâlâ Müslümanların arasını ıslah ediyor” buyurdu. (Hâkim, IV, 620/8718)

Yaratıcımız Cenâb-ı Hakk’ın biz kulları için en büyük lütuflarından biriside kullarının hata ve günahlarını afv-u mağfiret etmesidir ki Afv kelimesi sözlükte, silip yok etmek, demektir. Allah ve Rasûlü’nün mü’minlere olan şefkat ve merhameti ne kadar büyük…

Cenâb-ı Hak insanoğlunu yaratmış. Onu yeryüzünün halifesi kılmış. Her şeyi onun emrine vermiştir. Rahman ve Rahim sıfatlarıyla kâinatı ihata etmiş, yaptıkları hata ve günahlardan dolayı kullarına her daim fırsatlar lutfetmiştir.

Cenâb-ı Mevlâ’nın lütfü ve merhameti o kadar boldur ki, vakti geçmeden hakkıyla tevbe edenleri affettiği gibi günahlarını da sevaba çevirmektedir. Kur’an-ı Kerim’de bu durum şöyle müjdelenmektedir:

“Ancak tevbe ve iman edip sâlih ameller işleyenler başkadır; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir. Kim tevbe edip sâlih ameller işlerse, şüphesiz o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döner.” (Furkân, 70-71)

Hatasız kul olmaz. Hatasız olmak Allah'a mahsustur. Günah işleyen bir insan, hatâ yapmış ve zarara uğramıştır, lâkin insanlığını büsbütün yitirmiş değildir. Nitekim şâir, “Yere düşmekle cevher, sâkıt olmaz kadr u kıymetten” der. Dolayısıyla insan hatasını anlar, üzerindeki günah kirlerini tevbe ve istiğfar ile temizlerse yine eski değerini kazanır.

Her hangi bir günah işlediği zaman hemen tövbe etmeli. Tövbenin zamanını geçirmemeli. Firavun’un Kızıldeniz de boğulma esnasında iman ettiğini ama ölüm korkusundan dolayı olduğu için imanının kabul olmadığını Yüce Allah bildiriyor.(Yûnus Sûresi, 90.)

Hz. Ömer(r.a.):

“Günahtan sakınmak, tevbe ile uğraşmaktan daha kolaydır” buyurmuştur. Günah kirleriyle kararıp katılaşan kalp, Allah’ı hiç hatırlamaz olur. Bazı gü­nahlardan arınmanın bir yolu olan keffâ­ret, fakirleri doyurup giydirmek, kur­ban kesmek veya oruç tutmak sûretiyle nefsi günah kirlerinden temizlemeyi hedefler.(Mâide, 89, 95; Mücâdele, 3-4.)

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) insanları hep affetmiştir. Canına kasteden, her türlü eziyet, işkence ve hakarette bulunan, evlatlarının ölümüne sebep olan, ordular hazırlayıp üzerine yürüyen insanlar gelip af dilediklerinde Rasûlullah (s.a.v.) hepsini affetmiştir. Nitekim, Hayber’in fethinden sonra yahûdi bir kadın Allah Rasûlü’nün yemeğine zehir koymuştu. Rasûlullah (s.a.v.) eti ağzına aldığında zehirli olduğunu fark etti. Kadın yemeğe zehir koyduğunu îtirâf ettiği hâlde, Efendimiz (s.a.v.) onu affetti. (Buhârî, Tıbb, 55; Müslim, Selâm, 43)

Affetmek ve hoş görmek insana katiyen bir şey kaybettirmez, bilhassa Allah katında ve aklıselim olan insanların nazarında kıymetini arttırır. Peygamberimiz buyuruyor ki: “…Af sebebiyle Allah bir kulun ancak şerefini artırır. Bir kimse Allah için tevazu gösterirse Allah onu yükseltir.”(Müslim, Birr, 19.)

Mevlânâ Hazretlerinin güzel bir teşbihi ile yazımızı bitirelim. "Sema ağlar (yağmur yağar) yeryüzünde envai çeşit nebat biter. Çocuk ağlar anne memesinden kendine rızık yani süt iner, istediğine nail olur. Kişide tövbe ederken istediğine nail olmak yani tövbesinin kabul olmasını isterse, ağlaması gözyaşı dökmesi gerekir.”

Gönülden Muhabbetlerimle…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık