);*} Vakit varken
  • 28 Ağustos 2017, Pazartesi 7:16
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Vakit varken

Zülkarneyn  Aleyhisselâm ordusuyla gece yolda giderken ordusuna:                                                                               - Ayağınıza takılan şeyleri toplayın, diye emir verir. Ordu bu emri duyunca; içlerinden birinci grup:                                                                                                                                                                                                                             -Çok yürüdük, çok yorgunuz. Gece vakti bir de ayağımızı takılan şeyleri toplayarak boşuna ağırlık mı yapacağız. Hiçbir şey toplamayalım, diyerek hiçbir şey toplamıyorlar. İkinci grup ise;                                                                       - Madem Komutanımız emretti, birazcık toplayalım, emre muhalefet etmeyelim. Zira ordunun komutanına itaat etmek gerekir, diyerek az bir şey topluyorlar. Üçüncü grup ise;                                                                                 -Komutanımız bir şeyi boşuna emretmez. Muhakkak bildiği bir şey vardır. Bir hikmet vardır, diyerek bütün abalarını ağzına kadar doldururlar.

Sabah olduğunda bir de bakıyorlar ki, meğer bir altın madeninden geçmişler de, ayaklarına değen şeylerin altın olduğunun farkına varamamışlar. Bunu anlayınca: Hiç almayan birinci grup; -Ah niçin almadık! Nasıl dinlemedik komutanımızın sözünü. Keşke alsaydık! Bir tane bari alsaydık diyerek pişman oluyorlar. Az alan ikinci grup ise;                                                                                                                                       -Ah ne olaydı da biraz daha fazla alsaydık. Ceplerimizi, abalarımızı hınca hınç doldursaydık diye sitem ediyorlar kendilerine. Çok alan üçüncü grup ise:                                                                                                                             - Keşke gereksiz, lüzumu olmayan eşyalarımı atsaydım, daha çok toplasaydım. Her şeyimizi doldursaydık, daha fazla alsaydık diyerek, fazla almalarına rağmen üzülüyorlar.

Cenâb-ı Hakk insanı,  ahsen-i takvîm olarak yaratmış ve ona, bu dünyada sınırlı bir ömür vermiştir. O, bu sınırlı ömrün her anından, hesaba çekilecektir. Bunun için insanın, ömrünü ve zamanını çok iyi değerlendirmesi gerekir.

Bir Müslüman her konuda olduğu gibi, çalışma konusunda da dünyasını ve ahiretini birlikte düşünmelidir. Zamanı en iyi şekilde değerlendirmek,  ancak çok iyi çalışmakla olur. Çünkü dünya ve ahiret saadeti, ancak hayırlı ve verimli bir çalışma ile elde edilir.

“Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır.”(Bakara, 2/286.) ayetlerinde, hiçbir emek ve çalışmanın gerek dünyada, gerekse ahirette karşılıksız bırakılmayacağı açıkça vurgulanmaktadır.

Yüce dinimiz İslâm’ın hedefi, insanların dünya ve ahiret saadetini temin etmektir. Dolayısıyla kâmil insan, Allah’tan hakkıyla korkar. Kimseye kötülük etmez. Herkese iyilik eder. Adalete, ilâhi hukuka riayet eder. Nefsi için sevdiği şeyleri başkası için de sever. Nefsi için kötü gördüğü şeyleri başkası için de kötü görür. Allah’a tevekkül ve itimat eder.

Nitekim Hz. Ömer (r.a.) bir hutbesinde şöyle buyurmuştur: “Hesaba çekilmeden önce, kendinizi hesaba çekiniz. Amelleriniz tartılmadan önce, kendi amellerinizi tartınız. Hesaba çekilmek üzere, kıyamet günündeki en büyük arz, huzura alınma için gerekli güzel hazırlıklarınızı yapınız. O gün huzura alınırsınız, öyle ki size ait hiçbir sır gizli kalmayacak, bütün sırlar meydana çıkacak.” durum böyle olacağı için muhasebe iyi yapılmalıdır.

Bizlere sayısız nimetler veren Yüce  Rabbimiz Cenâb-ı Hakk’a manen yaklaşmanın, O’na şükretmenin, emrine boyun eğmenin bir ifadesi olarak sevgisini ve rızasını kazanmanın bir yolu da Kurban ibadetidir.

Bayramlar; evlerimizin bereketlendiği, fakir ve yoksulların sevindirildiği, felakete uğrayanların güldüğü,.mutlulukların paylaşıldığı,gönüllerin coştuğu,kalplerin yumuşadığı,dost akraba ve komşuların ziyaret edildiği,öksüz ve yetimlerin sevindirildiği,misafirlerin güler yüzle ağırlandığı ve ikramların yapıldığı mutlu günlerdir.

O hâlde vakit varken, bizlerde Mevlâ’mızın bizlere verdiği ömrü iyi değerlendirip bayramları aslına uygun hâlde yaşayıp, hem kendimize hem çevremize faydalı bir Müslüman olmaya gayret edelim.

Şimdi de Teşrik tekbirlerini hatırlayalım. Perşembe günü malüm arefedir. Arefe gününün sabah namazından itibaren bayramın 4. günü ikindi namazına kadar 23 vakit farz namazını müteâkip birer defa:

Allahü Ekber Allâhü Ekber Lâ ilâhe İllâllahü Vallâhü Ekber, Allâhü Ekber ve Lillâhi`l-Hamd şeklinde tekbir alınır. Bunlara teşrik tekbirleri denir.

Teşrik tekbirleri fakîhlerin çoğuna göre, namaz kılmakla mükellef herkes için vâcibtir.

Cennet Vatanımızı bizlere kanları ve canları pahasına miras bırakan bütün Şehitlerimizi rahmetle, Gazilerimizi minnetle anıyor, Kurban bayramının Dünyamız, Ülkemiz ve İslâm âlemi için, acıların ve felaketlerin yaşanmadığı, milli beraberlik ve kardeşlik içerisinde, barışın ve hoşgörünün egemen olduğu güzel günlerin başlangıcını oluşturması umuduyla, milletimizin üzüntü, kaygı ve sıkıntılarından uzaklaşarak, bu kutsal günlerin sevincini içtenlikle yaşayabilmelerini diliyorum.

Gönülden Muhabbetlerimle…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık