• 15 Şubat 2016, Pazartesi 8:52
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Tevekkül ehli olmak

 

 

Allah'a dayan, sa'ye sarıl, hikmete râm ol... Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol!                                         Mehmet Akif Ersoy

 

İnsanın her işinde Allah’a güvenmesi ve O’na dayanmasına tevekkül diyoruz. Bu inanç müminlerin özelliklerinden olup insana manevi güç vermektedir. Ancak her konuda olduğu gibi tevekkül mevzusunda da örnek aldığımız Sevgili Peygamberimize Yüce Mevlâ'mız; Kur'an-ı Kerim'inde ''(Ey Muhammed) Karar verip azmettiğin zaman Allah'a dayan. Muhakkak ki Allah Kendisine dayanıp güvenenleri sever.''(1) buyurmuştur.

 

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) ve sadık dostu Ebu Bekir (r.a), hicret ederlerken müşriklerin takibinden kurtulmak amacıyla mağaraya sığınmışlardı. Amansız takipçilerin mağaranın kapısına dayandığını fark eden Hz. Ebu Bekir: “Ey Allah’ın Elçisi, eğilip bir baksalar bizi görecekler” diyerek endişesini dile getirmişti. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.): “Üzülme, Allah bizimle beraberdir,”(2) “Allah’ın yanlarında olduğu iki kişi hakkında neden endişe ediyorsun ki?”(3) diyerek arkadaşını sakinleştirmiş ve tevekkül anlayışını ortaya koymuştu.

 

Bir insan gücü yettiği kadar çalışıp çabalamalı, sağlığı ve imkânı nispetinde gayret etmeli, sonra da Cenâb-ı Hakk'a teslim olmalıdır. Efendim benim kaderim böyleymiş ne yapsam olmuyor dememeli ve tembellik etmemelidir. Sabır ve aşkla gayret etmeli, ancak nasibinde ve kısmetinde ne var ise karşısına çıkacak olan odur.

Hz.Ömer (r.a.)’den bize nakledilen şu örnek, İslâm’ın tevekkül ruhunu en güzel şekilde yansıtır; Hz. Ömer, bir gün hiçbir iş yapmadan mescitte boş boş oturan ve vakitlerini öldüren kişilere ne yaptıklarını sordu. Onlar, ‘‘Biz Allah'a tevekkül ederiz, mütevekkilleriz’’ dediler.

 

Hz. Ömer, ‘‘Çoluğunuza çocuğunuza kim bakar?’’ diye sorduğunda da, ‘‘Biz çalışmayız, çoluk çocuğumuza yakınlarımız bakar’’ cevabını alınca kızarak, ‘‘“Aksine siz hazır yiyiciler, mütevekkillersiniz. Gerçek anlamda tevekkül eden, tohumunu yere atıp sonra Allah’a tevekkül edendir.’’(4) cevabını verdi.

 

Böylece Hz. Ömer, çalışmadan, sebeplere sarılmadan, tedbir almadan ‘‘Allah böyle dilemiş, takdir-i ilâhi buyurmuş... Kader!’’ deyip boş boş oturmanın, gerçek tevekkülle alâkası olmadığını öğretmiştir.

 

El açıp derdimizi rahatça söyleyebileceğimiz, Hak kapısından başka kapılar aramak, yalan dünyaya ve dünyalıklara değil, bizleri yaratan sahibimiz Mevlâ'mıza güvenmelidir. Yüce Mevlâmızın ''Mü'minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman bu onların sadece imanını artırır. Onlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler.”(5) şeklindeki buyruğu da bunun en güzel ifadelerinden biridir.

 

 Ayet-i Kerime, önce istişare edip gerekli tedbirleri aldıktan sonra artık sadece ve sadece Cenâb-ı Hakk'a güvenip dayanılmasını emretmektedir. Lâkin tedbiri almadan üzerine düşen vazifeyi yerine getirmeden yani sebebini işlemeden tevekkül ettim demek olmaz. Bu davranış işin kolayına kaçmaktan başka bir şey olmadığı gibi, aynı zanan da İslâm'ın ruhuyla da asla bağdaşmaz.

 

Bir gün Süleyman Peygamber (a.s) bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar. Karınca da,"Bir buğday tanesi yerim" diye cevap verir. Cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber (a.s) karıncayı bir şişeye koyar. Yanına da bir buğday tanesi koyarak hava alacak şekilde şişeyi kapatır. Ondan sonra da bir yıl bekler.

Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır. Kendi kendine meraklanır. Acaba neden yemedi diye? Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s) karıncaya buğday tanesini tamamen neden yemediğini sorar. Karınca da, "Daha önce benim yiyeceğimi yüce Allah (c.c) verirdi. Ben de O'na güvenerek bir buğday tanesini tamam olarak yerdim. Çünkü O beni asla unutmaz ve ihmal etmezdi. Fakat bu işi sen üzerine alınca doğrusu nihayet bu aciz bir insandır diye sana pek güvenemedim. Belki beni unutup yiyeceğimi ihmal edebilirsin. O yüzden de bir yıllık yiyeceğimin yarısını yiyerek, diğer yarısını da ertesi yıla bıraktım" diye cevap verdi.      

Yüce Allah (c.c) cümlemizi kul kapısına muhtaç etmesin.

Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in her gün evden çıkarken yaptığı şu duaya hep beraber amin diyelim:

“Allah’ın adıyla tevekkül ettim. Allah'ım! Ayağımızın kaymasından, şaşırmaktan, zulmetmekten zulme uğramaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlığa uğramaktan sana sığınırız”(6)      

 

Dipnotlar:

1-Ali-İmran Sûresi, 159.                                                                                                                               2-Tevbe, 9/40.                                                                                                                                              3-Buhari, Fedâilü’l-Ashâb, 2.                                                                                                                   4-İbn Receb, Câmiu’l-ulûm, I, 441.                                                                                                             5-Enfâl, 8/2.                                                                                                                                          6-TirmizÎ, Deavât, 35.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık