);*} Samimi Niyetler
  • 24 Nisan 2017, Pazartesi 7:57
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Samimi Niyetler

Yeryüzünün her tarafının bir ibadet mekânı olduğunu rahatça söylerken, İbadet etmek için, günlük meşgaleleri bir kenara bırakarak bir yere kapanmak gerekmez. İnsan her an ve her yerde ibadet hâlinde olabilir.

Kendi nefsin için ne istiyorsan, herkes için de onu istemen, kendin için istemediğin bir şeyi başkaları için de istememen ve tüm Müslümanların birbirlerine karşı dirlik ve dayanışma halinde olmalarını dilemen demektir.

Cenâb-ı Hak, kullarına karşı çok merhametli ve lütufkârdır. Bu sebeple onların işlerini dâimâ kolaylaştırır ve hatalarını da devamlı affeder. Kulları kendisine samimiyetle yöneldiğinde onların azını çoğa sayıp karşılığını fazlasıyla verir.

Öteki taraftan, hayır yapma hususunda kalpten geçen samîmî duygular, başlıbaşına bir ibadettir. İnsan âciz olduğundan, kâmil manâda her hayrı işlemesi mümkün değildir. Bu durumda “samîmî niyetler” devreye girer ve insanoğluna büyük sevaplar kazandırır. Nitekim Rasûlullah (s.a.v.):

“Mü’minin niyeti, amelinden daha hayırlıdır…”(1) ve “Hayırlı bir işe öncü olan, onu yapmış gibidir.” buyurmuştur.

Huzeyfe’tül Yemanî (r.a.)’ın anlattığına göre, bir gün dilenci Hz Peygamber (s.a.v.)’in bulunduğu meclise gelerek bir şeyler istedi. Hiç kimseden ses çıkmadı. Fakat sahabelerden biri adama bir şeyler verince herkeste ona bir şeyler verdi. Bunun üzerine Hz Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

 “Kim hayırlı bir yolun çığırını açar da başkaları arkasından gelirse o kimse kendi iyiliğinin sevabını kazandığı gibi kendisine uyanların işledikleri iyiliklerin toplam sevapları kadar sevap kazanır hem de arkasından gelerek hayır işleyenlerin sevabında da hiçbir eksilme meydana gelmez. Buna karşılık bir kötülüğün çığır açıcısı olur da peşinden başkalarını da sürüklerse, kendi işlediği kötülüğün günahına girdiği gibi peşinden sürüklediği kimselerin girdikleri günahların toplamı kadar bir günah yüklenir, hem de peşinden gelerek kötülük işleyenlerin günahlarında bir azalma meydana gelmez.”

Sehl b. Sa’d Saidî (r.a.)’ın rivayetine göre Hz Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur:

“Müminin niyeti amelinden, münafığın ise ameli niyetinden daha hayırlıdır. Herkes niyeti uyarınca amel işler.”

Anlatıldığına göre kıyamet günü bir kul Allah’ın huzuruna getirilince sağ eline verilen amel defterinde hac, umre, zekât, sadaka gibi birçok ameller görür ve içinden: “Bunların hiç birini ben işlemedim, herhalde bu benim amel defterim değil.” der.

 Bunun üzerine Allah kendisine şöyle buyurur: “Oku, o senin amel defterindir. Sebebine gelince, sen ömrün boyunca: “Keşke param olsaydı da hacca gitseydim. Keşke param olsaydı da zekât ve sadaka verebilseydim, Allah yolunda savaşabilseydim.” der dururdun. Ben de niyetinde samimi olduğunu bildiğim için yapmayı özlediğin o amellerin tümünün sevabını sana yazdım.”

Sevgili Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“Kıyamet günü Allah’ın huzuruna öyle bir kul getirilir ki, adamın sıradağlar gibi iyi amelleri vardır. Fakat bu arada: “Falancada hakkı olan gelip alsın.” diye bir ses duyulur. Bu ses üzerine birçokları gelip adamın iyi amellerinden hakları kadarını alıp götürürler. Sonunda iyi amelleri tükenip te adam şaşkın gibi ortada kalınca, Allah kendisine şöyle buyurur: “Benim katımda sana ait öyle bir hazine var ki, ondan ne senin ne meleklerin ne de kullarımın haberi yoktur.” buyurur. Adam: “Ya Rabbi, nedir o hazine?” diye sorunca, Allah ona şöyle buyurur: “Bu hazine, senin niyet edip te yapamadığın iyiliklerdir. Onların her birisi için defterine yetmiş kat sevap yazdım.”

İsrail oğullarından bir abit, bir gün bir kum yığınının yanından geçerken o kumun un olmasını ve onunla o yıl büyük bir kıtlık içinde bunalan yöre halkının karnını doyurabilmeyi özledi. Bunun üzerine Allah, o zamanın peygamberine vahyederek şöyle buyurdu: “O kuluma, görmüş olduğu kum yığını kadar unu olmuş ta hepsini halka dağıtmış gibi sevap yazdığımı bildir.”

Horasan melik ve kahramanlarından olan Amr bin Leys’i vefâtından sonra sâlih bir zât rüyasında görür. Aralarında şu konuşma geçer:                                                                                                                                                                   “–Allah, sana nasıl muâmele etti?”                                                                                                                                   “–Allah, beni affetti.”                                                                                                                                                       “–Allah, seni hangi amelin sebebiyle affetti?”                                                                                                                   “–Bir gün yüksekçe bir tepeye çıkmıştım. O hâkim noktadan, askerlerime bakınca, güç ve sayılarının çokluğu hoşuma gitti ve;

«Keşke Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- zamanında yaşasaydım da O’na yardım edip destek olsaydım...» diye duygulandım. İşte bu niyet ve iştiyâkıma karşılık yüce Allah, beni mağfiret etti.”(2) 

“De ki: Herkes, kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar. Bu durumda kimin doğru bir yol tuttuğunu Rabbiniz en iyi bilendir.”(3) 

Dipnotlar:

1-Heysemî, I, 61; Süyûtî, Câmi, II, 194.                                                                                                                             2-Kadı Iyâz, Şifâ, II, 28-29.                                                                                                                                                 3-İsra Suresi, 84. Ayet.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık