• 13 Kasım 2017, Pazartesi 7:25
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Ölüm Ötesi ve Ahiret Hesabı

Ölüm denen gerçek her gün biraz daha yaklaşıyor. Her geçen gün, yaşlı olsun, genç olsun, bütün insanların ömür takviminden bir yaprak daha düşürüyor ve herkes kaçınılmaz biçimde hayatının sonuna doğru yol alıyor. Bunu, her gün yaşadığımız sayısız örneği ile görüyoruz. Lâkin, İnsanın varlığı bir bitki gibi yalnız dünya hayatı ile sınırlı değildir.

Allah Teâlâ, kıyametin ne zaman kopacağını kullarına bildirmemiş, lâkin sadece bazı alâmetlerini haber vermiştir. Dolayısıyla asıl mesele kıyâmetin ne zaman kopacağı değil herkesin kendi kıyâmeti olan ölüme ve ölüm ötesi olan ahiret hesabına hazırladığıdır.

Kıyamet gününün gerçekleşmesi ile daha sonra olacak olan bir takım olaylara ve yaşanacak hallere kıyamet halleri denir. İnsanlar kıyamet günü bir meydana toplanır ve dehşet içerisinde beklemeye başlarlar. Bu uzun bekleyiş ve dehşetli korkudan kurtulmak için Hz. Âdem’e müracaat ederek şefaat isterler. O, insanları Hz. Nûh’a gönderir. O, Hz. İbrahim’e; o, Hz. Musa’ya; o, Hz. İsa’ya, o da nihayet Rasûlullah(s.a.v.) Efendimiz’e gönderir.

Peygamberler de korku ve dehşet içindedirler. Kendilerini kurtarmayı büyük bir muvaffakiyet olarak görürler. Rasûlullah (s.a.v.) secdeye varıp Allah’a en güzel şekilde hamd eder. Kendisine şefaat izni verilince bütün insanlık ve bilhassa da ümmeti için derece derece şefaatlerde bulunur.(1)   

Bilindiği gibi “İnsanları hayvanlardan ayıran en önemli özellik akıldır.” Aklın asli görevi ise sürekli nefis muhasebesi yaparak, geleceğini düşünmek ve ölümden sonrası için hazırlık yapmaktır. Dünyadayken iman edip, samimi ve sâlih amellerle dolu güzel bir hayat yaşayanlar cennete, inkâr edenler de cehenneme gideceklerdir. Cenâb-ı Hakk, mü’minlere lütuf ve ihsânı ile, kâfirlere ise adâletiyle muamele eder.

Allah Rasûlü (s.a.v.) o dehşet verici anlardan şöyle bahseder:

“Sırat Köprüsü’nde mü’minlerin şiârı: «Yâ Rabbî, selâmet ver, selâmet ver!» duasıdır.”(2)   “…Sırat’tan ilk geçenleriniz şimşek süratiyle geçerler… Sonra rüzgâr gibi, sonra kuşun uçuşu ve bir adamın hızla koşması gibi geçerler. Onları bu şekilde amelleri geçirir. Bu esnâda sizin Peygamberiniz de Sırat’ın başında durur ve devamlı olarak:

«Yâ Rabbî, selâmet ver, selâmet ver!» der.

İnsanların amelleri kendilerini Sırat’tan geçiremez hâle gelinceye kadar bu durum böyle devam eder. Hatta bir kişi gelir, yürümeye güç yetiremez de sürünerek gitmeye çalışır. Sırât’ın iki tarafında asılı çengeller vardır. Bunlar emrolundukları insanları yakalamakla vazifelidirler. İnsanların bir kısmı bu çengeller tarafından tırmalanmış ve yaralanmış vaziyette kurtulur, bir kısmı da cehenneme atılıverir.”(3)   

Bir şahıs, Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’e gelerek:

“–Ey Allah’ın Rasûlü, Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret!” demişti. Rasûlullah (s.a.v.) onu, kendisine Kur’an öğretmesi için ashâbından birine gönderdi. Sahâbî ona Zilzâl sûresini sonuna kadar öğretti. “Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar şer işlemişse onu görür!” âyetlerine gelince, bu ifadelerden son derece müteessir olan şahıs, derin düşüncelere daldı ve:

“–Bu bana yeter!” dedi. Bu durum Hz. Peygamber(s.a.v.)’e haber verilince:

“–Onu bırakın! Zira o hakîkati idrak etti, anlayış sahibi oldu” buyurdu.(4)  

Yine, bir bedevi Allah Rasûlü’nün bu âyetleri okuduğunu dinleyince:

“–Ey Allah’ın Rasûlü, zerre ağırlığı kadar mı?” diye sordu. Rasûlullah(s.a.v.):

“–Evet” buyurdu. Bir anda hâli değişiveren bedevî:

“–Vay benim hatâlarım!” dedi ve bu sözlerini defalarca tekrarlayıp durdu. Sonra da işittiği âyetleri tekrar ederek kalkıp gitti. Rasûlullah(s.a.v.) onun ardından:

“–İman bu bedevînin kalbine girdi” buyurdu.(5)

Evet, eksik ve noksanımız, kusur ve kabahatimiz, hata ve isyanımız çok... Biliyor ve itiraf ediyoruz ya Rabbi... Ama bununla beraber rahmetinden de ümitvarız. Ne kadar günahkâr olsak ta senin engin şefkât ve rahmetinden ümidimizi asla kesmiyoruz. Ya Rabbi! Bizi, Habibin ve sevdiklerinin yüzü suyu hürmetine affeyle ve dostlarından ayırma. Onlarla beraber haşret Allahım.

Gönülden Muhabbetlerimle…

Dipnotlar:

1-Buhârî, Enbiyâ 3, 9, Tefsîr, 17/5; Müslim, Îmân, 322-329; Tirmizî, Kıyâmet, 10/2434.

2-Tirmizî, Kıyâmet, 9/2432.

3-Müslim, İman, 329.

4-Suyûtî, ed-Dürrü’l-mensûr, VIII, 597.

5-Suyûtî, ed-Dürrü’l-mensûr, VIII, 595.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık