• 19 Ekim 2015, Pazartesi 0:00
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

MÜSLÜMAN FERASET SAHİBİDİR!

Peygamber Efendimiz ( s.a.v.) “Müminin ferasetinden sakının; çünkü o Allah’ın nuru ile bakar.” (1) buyurmuştur. O halde  “feraset” nedir?

Feraset, “varlık veya olayların akıbetini ve perde arkasını görmek, bir görüşü doğru ve hızlı değerlendirmek, kararında isabet etmek” demektir.

Tutarlı ve basiretli hareket etme, istikamet ve hakta isabet etme ve bir şeyin sonucunu görebilme özelliğine feraset denmektedir. Bir mümin önceden bir işin mahiyetini ve içyüzünü görebilecek duruma gelmişse ona ferasetli denir.

Ferasetin kalpte bulunan iman nuru ile alâkası vardır. İnsanın feraset sahibi olabilmesi için kalbini art niyet ve ön yargılardan arındırması şarttır. Bununla beraber feraset delil, tecrübe, akıl ve fıtrata uygun geleceği okuyabilme ve hissedebilme özelliğidir.

Bu özel değere sahip olan bir Müslüman, Sevgili Peygamberimizin ifadesiyle  “Mümin bir delikten iki defa ısırılmaz.”(2) ve “Mümin akıllı, zeki ve uyanıktır.”(3)  

Sâdât-ı Kirâm’dan Hâce Abdülhâlik Gucdüvânî (k.s.) hazretleri Buhara’da mürit ve muhipleriyle velilik hâlleri üzerine sohbet ediyordu. Sohbet halkasına elinde tesbih, sırtında dervişlik hırkası, omuzunda seccade olan bir genç de dahil olmuş, can kulağı ile Hâce’yi dinlemekteydi. Meclistekilerin ilk defa gördükleri bu genç, bir müddet sonra sual sormak için müsaade aldı ve son derece hürmetkâr bir eda ile şöyle dedi:

– Efendim, malumunuz, Hz. Peygamber (s.a.v.), “Müminin ferasetinden sakının; çünkü o Allah’ın nuru ile bakar.” buyurmuştur. Bu hadis-i şerifin sırrı nedir acaba?

Hâce Abdülhâlik Gucdüvânî (k.s.) bu gence kısa bir süre heybetle nazar eyledikten sonra sert bir tonla:

– Sen önce belindeki zünnarı kesip imana gel, Müslüman ol ki bu hadis-i şerifin sırrı tecelli etsin, buyurdu.

Hâce’nin bu tavrı ve sözleri oradaki herkesi şaşırttı. Zünnar, papazların, ucunu önden sarkıtarak bellerine bağladıkları örme bir kuşaktı ve tıpkı haç gibi Hıristiyanlık alâmetiydi.

Halbuki bu genç Müslüman bir derviş kıyafeti içindeydi. Nitekim inkâra yeltendi ama yakınında bulunan birkaç kişi gencin üzerindeki hırkayı çıkarınca, düğüm düğüm ederek gizlemeye çalıştığı zünnarının belinde bağlı olduğu görüldü.

Aslında Hıristiyan olan bu genç, müminin ferasetindeki isabeti şimdi bizzat yaşayarak öğrenmişti. Af diledi, zünnarını çözüp attı, kelime-i şahadet getirip Müslüman oldu. Bunun üzerine Hâce hazretleri etrafındakilere döndü, buyurdu ki:

– Ey dostlar! Bu genç zünnarını kesti, Müslüman oldu. Gelin sizler de kalplerinizdeki zünnarı kesip iman edin. Kalpteki zünnar kibir ve gururdur. Bunları çözüp atmadıkça ahdine sadık bir mümin olamazsınız!

Cenâb-ı Allah insanoğlunu kâinatın en şerefli varlığı olarak yaratmış ve yeryüzünün halifesi(4) payesini vererek her şeyi, semada ve arzda ne varsa, onun emrine ve hizmetine vermiştir.(5)  

Böyle mükemmel bir donanım bahşedilen insan, eğer verilen bu nimetlerin farkında olur da gereğini yaparsa meleklerden üstün olur, ancak nankörlük eder de yaratıcıyı tanımayıp her şeyin bir raslantı olduğuna inanır da inancının gereği gibi düşünmez ise o zamanda Fravun misali şeytandan daha aşağı derekelere düşebilir.

Cenâb-ı Hak, yüce kitabımızda “Ey İman edenler! Allah’tan korkarak hareket eder de takva dairesinde bulunursanız Allah size hakkı batıldan ve doğruyu eğriden ayıracak bir kabiliyet, bir nur verir”(6) buyurur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’ de “Müminin ferasetinden korkun o Allah’ın nuru ile görür”(7) buyurarak Müminin Allah’ın kendisine verdiği kabiliyet ile geleceği göreceğini ve bazı olayların hakikatine erebileceğini ifade etmişlerdir.

Müslümanlar olarak özellikle son zamanlarda plânlanan ve etnik, mezhep ve fırka farklılıklarına dayalı olarak oluşturulmak istenen ve bölgede güçlü bir Türkiye istemeyen iç ve dış düşmanların, çatışma senaryolarını görmeli ve bu fitneci akımlara karşı duyarlılığımız devam etmeli, hilecilerin hileleri ayaklarına dolaşmalıdır.

Bu sebeple feraset sahibi Müslümanlar, bu çirkin saldırılar karşısında aynı ümmetin üyeleri olduğumuzun bilincinde olmalı, fiziki farklılıklarımızın ötesinde, şuurlu bir ümmetin fertleri olma duygusunu pekiştirip tek yürek olmalıyız.

Gönülden Muhabbetlerimle…

 

Dipnotlar:                                                                                                                                                         1-Tirmizi, Tefsiru’l-Kur’an, 16.                                                                                                                                2-Buhari, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63.                                                                                                                          3-Suyutî, Câmiu’s-Sağir, 2:571.                                                                                                                                    4-Bakara Sûresi, 30.                                                                                                                                                      5-Casiye Sûresi, 13.                                                                                                                                                       6-Enfal, 8:29.                                                                                                                                                              7-Tirmizi, Tefsir, 6.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık