);*} KUTLU GÜN MUTLU GÜN
  • 21 Aralık 2015, Pazartesi 8:34
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

KUTLU GÜN MUTLU GÜN

 

 

Yarın, yani 22 Aralık Salı gününü 23 Aralık Çarşamba gününe bağlayan gece Mevlid Kandili’dir. Rasûlullah (s.a.v.), milâdî 571 yılının 20 Nisan’ına tesadüf eden 12 Rabiulevvel Pazartesi sabahı, Güneş doğmadan az evvel Mekke-i Mükerreme’de dünyamızı şereflendirdi.

 

 Güneş henüz ufku aydınlatmadan, âlemler O'nun nuru ile aydınlandı. Şüphesiz O'nun doğumu beşe­riyetin saadeti açısından, insanlık tarihinin en önemli olayıdır.

 

Allah Teâlâ Hazretleri, Âdem Aleyhisselâmı yarattığı zaman bu ilk insan Allah’ü Teâlâ Hazretlerine sordu:

-‘’ Ya Rabbi! Bana niçin Ebu Muhammed (Muhammedin babası) diye künye verdin?’’ Allah(c.c.) ‘’Ey Âdem başını kaldır’’ buyurunca Hz.Âdem başını kaldırdı ve Arş-ı A’lâda Hz.Muhammed’in nurunu gördü ve sordu:

-‘’ Ya Rab bu nur hangi nurun aslı?’’ Rabbimiz’in cevabı şöyle oldu:

-‘’ Bu nur Senin zürriyetinden bir Peygamberin nurudur ki, O’nun ismi göklerde Ahmed, yerlerde Muhammed’dir…’’(1)        

 

O’nun mübârek soyu Hz. İsmâil’in oğlu Kayzar sülâlesinin en şereflisi olan Adnân’a kadar uzanır.(2) Rasûlullah (s.a.v.), Kureyş kabilesi içinde, gerek baba ve gerek anne yönünden en temiz ve en şerefli bir âileye mensuptur. Muhterem babası Abdullah Şam’a ticaret maksadıyla gitmiş, dönüşte Medine’de hastalanarak Allah Rasûlü’nün doğumundan iki ay evvel vefat etmişti.

Peygamber Efendimiz, dört yaşına kadar sütannesi talihli kadın Halîme Hatun’un yanında büyütüldü. Altı yaşına geldiğinde, annesi Hz. Âmine, hizmetçileri olan Ümmü Eymen’i de yanına alarak Efendimiz’i, babası Hz. Abdullah’ın kabrini ziyaret için Medine’ye götürdü. Dönüşte Hz. Âmine hastalandı. Ebvâ Köyü’nde vefat etti. Oraya defnedildi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu sûretle anneden de yetim kalmış olarak Mekke’ye döndü. Artık dedesinin yanındaydı. Fakat sekiz yaşında iken, dedesi Abdülmuttalib de vefat etti. Daha sonra onu amcası Ebû Tâlib yanına aldı ve fedakârane bir surette himaye etti.Peygamber Efendimiz’in yetim çocukluğu ile gençliği, büyük bir nezâhet ve ulviyet içinde geçiyordu. Bir müddet çobanlık yaptı. Daha sonra ticaretle meşgul oldu.(3)   

 

Allah Rasûlü (s.a.v.) nübüvvetten önce de mürüvvet  itibârıyla kavminin en üstünü, soy itibârıyla en şereflisi, ahlâk bakımından en güzeli idi. Komşuluk hakkına en ziyâde riâyet eden, hilim ve sadâkatte en üstün olan, emniyet ve güvenilirlikte en önde gelen, insanlara kötülük ve eziyet etmekten en uzak duran o idi. Hiç kimseyi kınayıp ayıpladığı, hiç kimseyle münâkaşa ettiği görülmemişti.(4)             

 

Hz. Muhammed (s.a.v.), peygamberlik öncesi yaşayışında Mekke halkının güven, saygı ve takdi­rini kazanmış, bu yüzden Mekkeliler O'na daha çocukluk döneminden itibaren "Muhammedü'l-Emin" diyorlar, hiç kimseye güvenip teslim edeme­dikleri en değerli eşyalarını O'na emanet ediyor­lardı.

Dürüstlüğü ve alışverişteki adaleti ile herkes tarafından tanındı, saygınlık ve itibar kazanarak “el-Emin: En emniyetli kişi” sıfatını aldı. Güvenilirlik âdeta onun ikinci bir ismi olmuştu. 25 yaşlarına geldiğinde Mekke’de sadece el-Emin ismiyle çağrılıyordu.(5)       

Kâbe tamir edilirken Hacer-i Esved’i yerine koyma hususunda ihtilâfa düştükleri zaman, hepsi de Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in hakemliğine itirazsız teslim olmuşlardı. O da fetânetiyle büyük bir savaşı önlemişti.

 

Nihayet kırk yaşına geldiğinde, Allah Teâlâ kendisine peygamberlik lutfetti. Allah Rasûlü (s.a.v.), dâvetini ilk açıkladığı günlerde Safâ Tepesi’nde yüksek bir kayanın üzerinden Kureyşlilere seslenerek:                                                                                                                                                “–Ey Kureyş cemâati! Ben size, şu dağın eteğinde veya şu vâdide düşman atlıları var; hemen size saldıracak, mallarınızı gasbedecek desem, bana inanır mısınız?” diye sordu. Hiç düşünmeden:                                                                                                                                                        “–Evet inanırız! Çünkü şimdiye kadar seni hep doğru olarak bulduk. Yalan söylediğini hiç duymadık!” dediler.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), kendisinin Allah tarafından gönderilen uyarıcı bir peygamber olduğunu ilân etti. Sözlerine inanıp Allah’ın istediği gibi bir hayat yaşayanların âhirette son derece güzel mükâfatlara nail olacağını, inkârcıların da pek şiddetli bir azapla karşılaşacağını, dolayısıyla bu dünyadayken o ebedî hayat için çok iyi hazırlanmak gerektiğini heyecanla anlattı. Ancak insanları yanlış inançlarından çevirmek çok zordu.(6)    

Müşrikler, Hz. Peygamber’i davasından vazgeçirmek için çok uğraştılar. Çok sevdiği amcasını devreye soktular. Efendimiz’e gelip; “Seni başımıza kral seçelim, aramızda para toplayıp en zenginimiz yapalım, en güzel kızlarla evlendirelim? Ne istersen yapmaya hazırız!” diye muhtelif tekliflerde bulundular. Allah Rasûlü gayet açık ve net bir şekilde şu cevabı verdi:

“–Dediğiniz şeylerin hiçbirisi bende yoktur! Ben size getirdiğim şeylerle ne mallarınızı istemek, ne içinizde büyük şeref ve şan kazanmak, ne de üzerinize hükümdar olmak için gelmiş değilim. Fakat Allah beni size bir peygamber olarak gönderdi ve bana bir de Kitab indirdi. Sizin (kabul edenleriniz) için, (Cennetle) bir müjdeleyici ve (kabul etmeyenleriniz) için de (Cehennemle) korkutan bir uyarıcı olmamı bana emretti. Ben Rabbimin bana yüklediği risâlet vazifelerini size tebliğ ettim ve size nasihatta bulundum! Size getirdiğim şeyi kabul ederseniz, o, dünyada ve âhirette nasip ve azığınız olur! Eğer onu kabul etmez, reddederseniz, Yüce Allah benimle sizin aranızda hükmünü verinceye kadar bana düşen, Allah’ın emrini yerine getirmek üzere, bütün zorluklara sabretmektir.”(7)      

Yarın idrak edeceğimiz Mevlid Kandilinizi tebrik eder, bu kutsi ve mübârek günlerin Âlem-i İslâm’ın birlik ve beraberliğine vesile olmasını ve âlem-i şereflendiren Allah Resûlü’nün şefaatinin ruz-i mahşerde üzerimize olmasını Cenâb-ı Hak’tan niyaz ederim.

Gönülden Muhabbetlerimle.

Dipnotlar:

1-İmam-ı Kastalânî, a.g.e.c.1,s.25.

2-Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 28; İbn-i Hişâm, I, 1-3; İbn-i Sa’d, I, 55-56.

3-Buhârî, İcâre, 2; Ebû Dâvud, Edeb, 17, 82; Hâkim, III, 200.

4-İbn-i Hişâm, I, 191; İbn-i Sa’d, I, 121.

5-İbn-i Sa’d, I, 121, 156.

6-Buhârî, Tefsîr, 26/2; Ahmed, I, 159, 111.                                             

7-İbn-i İshâk, Sîret, s. 179; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, III, 99-100.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık