• 12 Aralık 2016, Pazartesi 7:32
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Karanlık Dünyaya Nur Doğdu

Resul-ü Ekrem (s.a.v.) Efendimiz; milâdın 571. yı­lında. 20 Nisan tarihinde Rebiûl Evvelin 12. Pazarte­si gecesi sabaha karşı Mekke'de dünyaya geldi.

 

Ümmeti olmakla şeref duyduğumuz sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)'in doğum günü, 11 Aralık Pazar gününü 12 Aralık Pazartesi gününe bağlayan, yani dün akşam idrak ettiğimiz Mevlit Kandili, İslâm âlemine, bütün insanlığa ve mahlûkâta hayırlar, uğurlar getirsin.

 

Güneş henüz ufku aydınlatmadan, âlemler O'nun nuru ile aydınlandı. Şüphesiz O'nun doğumu beşe­riyetin saadeti açısından, insanlık tarihinin en önemli olayıdır.

Hz Peygamber (s.a.v.) dünyaya geldiğinde, son derece sağlam bir bina olarak yapılmış bulunan İran Kisrası’nın sarayı çatlamış, yıllardır yanan ve kendisine tapılan ateş sönmüş, Save Gölü kurumuş, kurumuş durumda olan Semave Deresi taşmış ve daha birçok olağanüstü hadise meydana gelmişti.

İnsanlar yollarını şaşırmış, sosyal hayat bozulmuş, küfür ve haksızlık gönüllerini karartmış, her türlü değer ölçülerini yitirmiş, ahlâk tamamen kokuşmuş ve Mevlâ’ya giden yoldan tamamen uzaklaşmışlardı. Kadınlar aşağılanıp esir muamelesi görüyor, bir meta gibi alınıp satılıyor, kız çocukları ise vicdansız ve acımasızca diri diri toprağa gömülüyordu.

Dünyada insanın en ihtiyacı olan huzur, can ve mal güvenliğinden eser kalmamış, dünyanın bir çok yerinde kanlı olaylar sahne alıyordu.

İşte sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed  (s.a.v.), böyle bir zamanda dünyaya teşrif etmişti. Bu gecenin sabahı gerçekten de nurlu ve feyizli bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş, aydınlık bir devir açılmıştı. Bir fazilet güneşi ve hidayet meşalesi olan sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in gönderilişi, Yüce Allah’ın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir. Bu hususta Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmuştur: 

“İçlerinden, kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, kendilerini temizleyen, kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, mü’minlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki onlar önceleri apaçık bir sapıklık içindeydiler.”(1) 

O’nun mübârek soyu Hz. İsmâil’in oğlu Kayzar sülâlesinin en şereflisi olan Adnân’a kadar uzanır.(2) Rasûlullah (s.a.v.), Kureyş kabilesi içinde, gerek baba ve gerek anne yönünden en temiz ve en şerefli bir aileye mensuptur. Muhterem babası Abdullah Şam’a ticaret maksadıyla gitmiş, dönüşte Medine’de hastalanarak Allah Rasûlü’nün doğumundan iki ay evvel vefat etmişti.

 

Peygamber Efendimiz, dört yaşına kadar sütannesi talihli kadın Halîme Hatun’un yanında büyütüldü. Altı yaşına geldiğinde, annesi Hz. Âmine, hizmetçileri olan Ümmü Eymen’i de yanına alarak Efendimiz’i, babası Hz. Abdullah’ın kabrini ziyaret için Medine’ye götürdü.

 

Dönüşte Hz. Âmine hastalandı. Ebvâ Köyü’nde vefat etti. Oraya defnedildi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu sûretle anneden de yetim kalmış olarak Mekke’ye döndü. Artık dedesinin yanındaydı. Fakat sekiz yaşında iken, dedesi Abdülmuttalib de vefat etti. Daha sonra O’nu amcası Ebû Tâlib yanına aldı ve fedakârane bir surette himaye etti.

 

Peygamber Efendimiz’in yetim çocukluğu ile gençliği, büyük bir nezâhet ve ulviyet içinde geçiyordu. Peygamberlik öncesi yaşayışında Mekke halkının güven, saygı ve takdi­rini kazanmıştı. Bu yüzden Mekkeliler O'na daha çocukluk döneminden itibaren "Muhammedü'l-Emin" diyorlar, hiç kimseye güvenip teslim edeme­dikleri en değerli eşyalarını O'na emanet ediyor­lardı.

 

Kabe'nin tamiri sırasında "Hacerül-Esved" denilen kutsal taşın yerine konulması ile ilgili olarak kabileler arasında çıkan anlaşmazlıkta, Mekkelile­rin O'nun hakemliğine razı olmaları da, kendisine olan güvenlerinin bir sonucu idi.

     

Ebu Hureyre (r.a.) buyuruyor ki: Bir harpte, kâfirlerin yok olması için dua buyurmasını söyledik. Buyurdu ki: "Ben lânet etmek için, insanların azap çekmesi için gönderilmedim. Ben rahmet için (herkese iyilik için, insanların huzuru ve kurtuluşu için) gönderildim." Peygamber Efendimizin rahmeti ve merhameti böylesine âlem şümûl idi.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.),kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete değil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir. O’nun (s.a.v.) diğer peygamberlerden en farklı yönlerinden birisi budur. Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur:  “(Ey Muhammed!) Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler.”(3) 

O’na salât ve selâm eder, bütün okuyucularımızın Mevlid Kandilini tebrik eder, cennet vatanımızın saadetine, necip milletimizin birlik ve beraberliğine ve bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını Cenâb-ı Hak’tan niyaz ederim. Gönülden Muhabbetlerimle.

Dipnotlar:

1- Ali-İmran, 164.)    

2- Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 28; İbn-i Hişâm, I, 1-3; İbn-i Sa’d, I, 55-56.)

3- Sebe, 28.)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık