• 27 Mart 2017, Pazartesi 7:50
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

İman Nimetine Ermek

Unutmamamız gereken en büyük dava imandır. Çünkü her dava ispat etmeye ihtiyaç duyar. Bu ihtiyacın neticesini almak için de delillere ve şahitlere gerek vardır. Yüce Yaratanımız da biz kullarını bu alemde her vesile ile imtihana tabi tutarak imanımızın ve sadakatimizin  seviyesinde ne kadar samimi olduğumuzu ispat etmemizi istemektedir. 

Mevlânâ Hazretleri buyurur:

“İnanç azlığından meydana gelen derde acımak gerekir. Çünkü o derdin dermanı yoktur.”

Asıl acınacak dert, îmandan mahrumiyettir. Zira insanın bu dünyada hiçbir şeyi olmasa, nihâyetinde bu, muayyen bir vakit içindir. Fakat îmandan nasipsizlik, ebedî bir mahrumiyet sebebidir.

Îmandan mahrum bir insana bütün nîmetler verilse ve o, dünyada bin yıl saltanat sürse, yine de bir gün ölecek ve eli boş olarak dünyayı terk edecektir.

Unutmayalım ki üzerimizdeki Güneş; bir müddet yeryüzünde zulümle saltanat sürmüş olan Firavunların, Hâmânların, Nemrutların, Hülâguların, Âdların, Semûdların saraylarını, köşklerini, hazinelerini aydınlatan, sonra da harâbelerinin üzerine haşmetle doğan aynı Güneş’tir. Fânî kuvvet ve kudretlerine mağrur olarak Allâh’a baş kaldıran o zâlimlerin arkasından, ne semâlar ağlamış, ne gözler yaşarmış, ne de gönüller sızlamıştır. Bilâkis onlar, mazlumların âhları ve bedduâları ile tarihin çöplüğünde çürüyüp gitmişlerdir. Bir zamanlar saltanat sürdükleri yerleri, şimdi baykuşlar ve köpekler şenlendirmektedir…

Yani ebedî âleme, îman ve sâlih amellerle intikâl edemeyen biri, dünyada nîmetler içinde yüzmüş bile olsa, hakîkatte zavallı bir müflistir. Buna mukâbil insan, hiçbir dünyalığa mâlik olmasa da îman sahibiyse, aslında her şeye sahip demektir. Zira îman ve sâlih amellerin getireceği saâdet, ebedî bir saltanattır.(1)

Eshâb-ı Kiramdan Şeddâd ibnü’l-Hâd (radıyallahü anh) anlatır:

Bir gazadan Medine’ye dönerken, bedevi bir kimse Resulullah Efendimizin (s.a.v.) yanına geldi, iman etti ve ona tabi oldu. Sonra Resulullah Efendimize “Sizinle hicret etmek istiyorum!” dedi. Peygamber Efendimiz de onu Eshâb-ı kiramdan birisine gönderdi ve yardımcı olmasını istedi. Ona imanı ve İslâm’ı öğretecekti... 

Bu arada tekrar bir gazaya gidildi. Resulullah Efendimiz bu savaşta bir miktar ganimet ele geçirdi. Onu gazaya katılanlar arasında taksim etti. Bir miktar ganimeti de bu bedevi için ayırdı ve payını kendisine vermesi için Eshâb-ı kiramdan birisine teslim etti. Payı teslim alan zat askerin gerisinden geliyor, yolda düşen ve kalanları gözetiyordu. Orduya yetişince ganimet payını sahibine teslim etti. O kişi: 

“Bu nedir?” diye sordu. 

“Ganimet payı, Resulullah Efendimiz senin için ayırdı!” dedi. 

O zat payını eline alarak Resulullah Efendimizin yanına geldi:

“Bu nedir, Yâ Resulallah?” diye sordu. Peygamber Efendimiz;

“Senin için ayırdım” buyurdu. O zat; 

“Ben size böyle dünya malı için iman edip tabi olmadım. Ben sadece senin yanında cihad ederken şu boğazıma bir ok atılıp saplansın ve öylece ölüp Cennete gideyim diye tabi oldum!” dedi...  Bunun üzerine Resulullah Efendimiz;

“Eğer Allahü tealaya karşı bu niyetinde samimi isen, seni tasdik eder ve yalancı çıkarmaz” buyurdu... 

Bir müddet sonra ordu, düşmanla tekrar savaşa girdi... Harpten sonra bir sahabi elde taşınarak Resulullah Efendimizin yanına getirildi. Hakikaten tam işaret yerinden boğazına bir ok saplanmış ve şehid olmuştu. Resulullah Efendimiz onu görünce;

“Bu, o kimse midir?” diye sordu. 

“Evet, bu odur” dediler. Resulullah Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem);

“Allahü Teâlaya karşı niyetinde samimi oldu, Allah da onu haklı çıkardı!” buyurdu. Sonra onu kendi cübbesiyle kefenledi. Cemaatin önüne koydu, cenaze namazını kıldı. Resulullah Efendimizin şu duası işitiliyordu: 

“Allah’ım! Bu senin kulundur. Senin yolunda hicret edip şehit oldu. Ben de bu kulun şahidiyim...”

Ne büyük bir nimet Sevgili Peygamberimizin şahitliğini almak…

Ne büyük saadet!..

Bu mübarek sahabe, halis niyetinin neticesinde şehitlik mertebesine kavuştu.

İşte iman nimetine kavuşmanın neticesidir bu. Bir kul samimi olarak inancında ve ibadetlerinde Cenab-ı Hakka gücü yettiği kadar amel işlemeye devam ederse bu niyetinin samimiyetine göre mükâfatını hem bu dünyada hem ahrette karşılığını görecektir.

Gönülden Muhabbetlerimle.

Dipnot:

1- Osman Nûri Topbaş / Hak Dostlarından Hikmetler Hazret-i Mevlana - 2 / Altınoluk Dergisi Mart - 2017


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık