• 27 Şubat 2017, Pazartesi 7:21
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Her Canlı Sebebiyle Sevap Vardır

 

“–Nefsim kudret elinde bulunan Allah’a yemîn ederim ki, birbirinize merhamet etmediğiniz müddetçe cennete giremezsiniz” buyurmuştu. Ashâb-ı kirâm:

 

“–Yâ Rasûlallah! Hepimiz merhametliyiz” dediler. Allah Rasûlü (s.a.v.) ise şu îzâhı yaptı:

 

“–Benim kastettiğim merhamet, sizin anladığınız şekilde yalnızca birbirinize olan merhamet değildir. Bilakis bütün mahlûkâta şâmil olan merhamettir, evet bütün mahlûkâta şâmil merhamet!..” (1)   

 

Yüce dinimiz İslâm; yaratılanlara merhametli davranmayı, onlara acımayı, zararlı şeylerden korumayı, madur olanların maduriyetini giderip gönüllerine huzur ve sevinç vermeyi ve yaratandan ötürü yaratılanı sevmeyi öğretir. Özellikle yetim ve öksüzlere, çocuklara, kadınlara, yaşlılara, emrimiz altındaki insanlara ve hayvanata merhamet ve şefkatli olmayı telkin eder.

Allah Rasûlü (s.a.v.) şöyle buyurur:

“Cenâb-ı Hak rahmetini yüz parçaya ayırdı; bunun doksan dokuzunu kendi katında tuttu, bir cüz’ünü de yeryüzüne indirdi. İşte bu bir cüz rahmet sebebiyle yaratıklar birbirine merhamet ederler. Hatta anne atın, süt emzirirken yavrusuna zarar vermemek için ayağını yukarı kaldırması bile, bu yüzde birlik rahmetin eseridir.”(2) 

 

Yüce kitabımız Kur’an-ı kerimin adeta yaşayan bir örneği olan sevgili Peygamberimiz, insanları hidayete kavuşturmak için hayatını, her şeyini ortaya koyarak, bu uğurda her türlü eza ve cefaya maruz kalmış, lâkin bedevi bir topluluktan tüm dünya ya örnek olacak medeni bir toplum meydana getirmiştir. Çünkü O, bütün insanlığa karşı sonsuz bir şefkat ve merhametle doluydu.

 

O rahmet ve sevgi peygamberiydi. Yaratılanı Yaratandan ötürü sevmek ve merhamet etmek O’nun sünnetidir. Nitekim Kâinatın Efendisi: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek manada iman etmiş olamazsınız.” buyurarak imanı toplumsal barışın temel taşı yapmıştır.

 

Çünkü, Peygamber Efendimiz’in en mühim vasfı da merhamettir. Allah Teâlâ onu “Âlemlere Rahmet” olarak göndermiştir. Bu yüzden Allah Teâlâ, kendi isimlerinden  Raûf (çok şefkatli) ve Rahîm (çok merhametli) sıfatlarını Rasûl-i Ekrem Efendimiz’e de lutfetmiştir.

 

 “Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimizin şerefini tanımayan bizden değildir.”(3)  buyuran Rasûlullah (s.a.v.): ‘’üç yetim yavrunun ihtiyaçlarını karşılayan kişinin, gecelerini ibadet, gündüzlerini oruçla geçiren ve her şeyini fedâ ederek gece gündüz Allah yolunda koşan kişi gibi sevap kazanacağını beyan etmiştir.(4)  

Bâyezid-i Bistâmî Hazretleri, bir defasında Mekke’den gelirken Hemedan’a uğramıştı. Oradan çörek otu satın aldı. Memleketi Bistam’a vardığında, aldığı çörek otunun içinde birkaç karınca gördü.

“–Bu karıncaları yerlerinden ayırmışım” diyerek kalktı ve onları tekrar Hemedan’a götürüp aldığı yere bıraktı.(5)   

 

Mevlânâ Hazretleri birgün talebesine bol miktarda yiyecek almasını ricâ etmişti. Talebesi yiyecekleri alıp Hz. Mevlânâ’ya getirdi. Üstad tek bir kelime dahî söylemeden onları aldı, bir peşkirle üzerlerini örttü ve yürüdü. Bu farklı durumu merak eden talebesi onu uzaktan takip ediyordu.

Hz. Mevlânâ bir harâbeye girdi. Orada yeni yavrulamış bir köpek vardı. Üstad, bütün erzakı bu dişi köpeğin önüne bıraktı. Talebesi bu engin şefkat ve merhamet karşısında donakaldı. Talebesini farkeden Mevlânâ Hazretleri ona şöyle dedi:

“–Bu zavallı hayvan yedi gündür hiçbir şey yemedi. Yavruları sebebiyle buradan uzaklaşamıyordu. Allah, onun iniltilerini benim kulağıma duyurdu ve çektiği acıları dindirmemi bana emretti.”(6) 

 

Yine birgün Rasûlullah (s.a.v.):                                                                                                                        “Vaktiyle bir adam yolda giderken çok susadı. Bir kuyu buldu ve içine indi; su alıp dışarı çıktı. Bir de ne görsün, bir köpek, dili bir karış dışarıda soluyor ve susuzluktan nemli toprağı yalayıp duruyordu. Adam kendi kendine; «Bu köpek de benim gibi pek susamış!» deyip hemen kuyuya indi, ayakkabısını su ile doldurdu, ağzına alarak yukarı çıkıp köpeği suladı. Onun bu hareketinden Allah Teâlâ râzı oldu ve günahlarını affetti” buyurmuştu. Ashâb-ı kirâm hayretle:     

                                                                                                                                                      “–Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim için hayvanlardan dolayı da sevap var mı?” diye sordular. Rasûlullah (s.a.v.):                                                                                                                                                  “–Her canlı sebebiyle sevap vardır!” buyurdu.(7)  

 

Cenâb-ı Hak, bizleri dâimâ Peygamber Efendimiz’i tebessüm ettirecek güzel hâllerle hâllendirsin. Bütün mahlûkâta karşı şefkat ve merhameti gönüllerimizin bitmez tükenmez hazinesi eylesin… Âmîn…

 

Gönülden Muhabbetlerimle…

 

Dipnotlar:

 

1-Hâkim, IV, 185/7310.

2-Buhârî, Edeb, 19, Müslim, Tevbe, 17.

3-Tirmizî, Birr, 15/1920; Heysemî, VIII, 15.

4-İbn-i Mâce, Edeb, 6.

5-Feridüddin Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ, I, 176.

6-Eva de Vitray-Meyerovitch, İslâm’ın Güleryüzü, s. 91-92.

7-Buhârî, Müsâkât, 9; Mezâlim, 23; Müslim, Selâm, 153.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık